Aşı savaşları

Toplum/Yaşam Haberleri —

CORONAASI

CORONAASI

  • Yeni aşı işe yararsa, seri üretim hızla yapılabilirse, bu hükümetler herkesi aşılamayı başarabilecek mi, kuşkulu. Çünkü kemer sıkma politikaları temel halk sağlığı altyapısını büyük ölçüde imha etmiş durumda.

POLLY TOYNBEE

Aşı bulmak için çalışan 200 küresel ekipten biri olan Oxford Üniversitesi araştırmacılarının, çalışmalarını The Lancet dergisinde yayınlamasıyla birlikte, dünya Codiv-19 dehşetini sona erdirmeye bir adım daha yaklaştı. Birleşik Krallık şimdiden 90 milyon doz sipariş etti.

Aşının bulunması, insanlığın hayret verici becerisinin bir başka örneği olacak ama beraberinde kimi kötü insan davranışları da beklemeliyiz. Aşı araştırmacıları, aşıyı olabildiğince ucuz şekilde herkesin kullanımına sunacaklarına dair söz veriyorlar ama her ülkeden milliyetçilerin aşıyı önce kendi ülkelerine istemesine hazırlıklı olmalıyız. Tıpkı Trump’ın başka ülkelerin koruyucu ekipmanını yağmalayıp remdesivir pazarını ele geçirmeye çalışmasında gördüğümüz gibi.

Tüm ülkeler, aşı bilgilerini paylaşma konusunda Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği bir çerçevede mutabık kaldılar ama bunların pek azının aşı üretildiğinde saygıyla sırada bekleyeceği tahmin ediliyor. Dayanışma ve işbirliği çağrılarının, eli en uzun ve cebi en derin olanlar tarafından kenara itilmesi riski var.

Önce kim aşı olacak?

Örneğin aşı ilkin İngilizlerden çıkarsa, dünyanın tümünde altta yatan başka etkenlerle aşı olması daha öncelikli olan veya salgının daha kötü etkilediği ülkelerdeki insanlara ulaştırılması yerine, “önce her bir İngiliz aşı olsun” diye bir taleple karşılaşabiliriz. Salgından en kötü etkilenen ülkeler sıralamasında, Bolsonaro ve Trump’ın Covid-19 inkarcılığı ve karantina tedbirlerini reddetmesi yüzünden Brezilya ve ABD ilk başta geliyor. Trump bu durumu, aşıları erkenden ele geçirip seçim kampanyasında övünmek için kullanacaktır.

İngilizler aşıyı ilk bulursa, Boris Johnson’ın kifayetsiz danışmanları, salgın başında yaptıkları ve utanç verici ölüm sayılarına yol açan inanılmaz hataların üstünü bu başarıyla örtmeye çalışacaktır. Bu yüzden bilim siyasilerin çıkarlarına tamamen kulak tıkamalı ve küresel çapta bir aşılama kampanyası dayatmalıdır.

Her 6 kişiden biri aşıyı reddediyor

Aşının bulunması rasyonel insanın bilimsel başarısının simgesi olacaktır ama sonrasında insan mantıksızlığında bir patlamaya da hazırlıklı olmalıyız. Bir yanda aptallar, diğer yanda yasa tanımazlar, internette aşı karşıtı mesajlar yaymaya devam ediyor örneğin. Yakın tarihli bir anket, her altı İngiliz’den birinin aşıyı reddedeceğini gösteriyor. Facebook, uyduruk sağlık gurularının aşı alternatifleri ve aşı karşıtı komplo teorileri yaydığı internet sitelerinin reklamlarından para kazanmaya devam ediyor.

ABD’de aşı karşıtları aşırı sağcı komplo teorisyenleri ama İngiltere’de bu akım daha çok “sağlıklı yaşam” sektörü üzerinden yayılıyor. Homeopatlar Topluluğu, üyelerinden biri sosyal medyada aşılara “zehir” diyen ve homeopatinin İspanyol Gribi ve kuş gribi dahil “salgınlarda harika bir başarı siciline” sahip olduğunu iddia eden bir gönderi paylaştığı için sağlık profesyonellerini denetleyen Mesleki Standartlar Kurumu tarafından soruşturuluyor. Bazen ünlüler de aşı karşıtı komplo teorilerinin yayıcısı olabiliyorlar. Örneğin tenis oyuncusu Novak Djokovic.

Aşı karşıtı Andrew Wakefield’in Covid-19’un yalan olduğunu ve insanların aşılanmayı ölümüne reddetmesi gerektiğini söyleyerek ortaya çıkması şaşırtıcı değil. Ona göre Covid-19 “bildiğimiz gripten daha tehlikeli değil” ve ölüm oranları “büyük ölçüde şişirme.” Oysa bu iddiaların sahibi olan Wakefield, daha önce de, otizme aşının sebep olduğu iddialarını dayandırdığı araştırmanın yalan çıkması ile itibarını yitirmiş ve tıbbi lisansını kaybetmişti. Buna rağmen etkisi devam ediyor.

5 yaş altı çocuklar aşılanmalı

2018’de, İngiltere, aşı karşıtları yüzünden hastalığın yeniden görülmesiyle birlikte, “kızamığı ortadan kaldırmış” ülke statüsünü kaybetti. İngiltere’de aşılama oranı beş yıldır düşüşte ve bugün %90’a düşmüş durumda. Oysa DSÖ, 5 yaş altı çocukların en az %95’inin aşılanması gerektiğini söylüyor. Ebeveynleri, Wakefield’in yalanlarına kanıp onları bebekken aşılatmadığı için, ergenler arasında kızamık ve kabakulak vakaları arttı.

Ancak aşılanmama sorunu bugün bilim karşıtı homeopatlar ya da aşı karşıtı komplo teorisyenlerinden daha ziyade hükümetlerin ihmalinden kaynaklanıyor. Onlarca yıldır süren kemer sıkma politikaları, bebeklerin aşılanması gibi temel sağlık hizmetlerini zayıflattı. Bunun yanı sıra, çalışan ya da genç ebeveynlere sosyal destek yok gibi. Aşı oranlarının düşmesi, bizim kuşağımızda bebek ölüm oranlarında ilk kez yaşanan yükseliş ile aynı sebeplere sahip: Kemer sıkma politikaları ve sosyal devletin ortadan kalkması.

Kimin sözü dinlenecek?

İngiltere’nin Covid-19 deneyimi, hükümetlerin kötü politikalarının ve tutarsız mesajlarının nasıl yüksek ölüm oranlarına sebep olabileceğini gösterdi, özellikle de altta yatan sağlık sorunlarına sahip ya da yoksul ve yaşlılar gibi savunmasız gruplar arasında. Yeni aşı işe yararsa, seri üretim hızla yapılabilirse, bu hükümetler herkesi aşılamayı başarabilecek mi, kuşkulu. Çünkü kemer sıkma politikaları temel halk sağlığı altyapısını büyük ölçüde imha etmiş durumda.

Sürü bağışıklığı için, yüksek aşılama oranı gerekiyor ama altı kişiden biri aşıyı reddettiği durumda, buna asla ulaşılamaz. Uzmanlar, güvenin son derece önemli olduğunu ve siyasi kutuplaşmanın bunun altını oyduğunu söylüyorlar.

Karışık, anlaşılmaz ve tutarsız tavsiyeler de kafa karışıklığını arttırıyor ve insanların giderek kayıtsızlaşmasına sebep oluyor. Sağlık emekçileri insanlara fiziksel mesafeyi korumaya devam etmelerini söylerken, turizm işletmecileri plajlarını tıka basa doldurmak için bakanlıklardan açıklamalar yaptırıyorlar.

Her meseleyi bir kültür savaşına dönüştürmeye çalışan sağcılar, kendi çıkardıkları absürt maske savaşını kaybediyorlar: İngiltere’de yapılan anketler, 10 kişiden 7’sinin kapalı alanlarda maske takılmasının zorunlu olmasını desteklediğini gösteriyor. Karşı çıkanların oranı ise sadece %13.

Bilim insanları “hızla normale dönülmeli” diyen siyasetçilerle aralarına mesafe koyuyorlar. Ama bunca zamandır fiziksel mesafeden sıkılan insanlar onları dinleyecek mi? Onlar değilse kimi dinleyecekler? Din adamlarını mı? Kraliçeyi mi? İnternet fenomenlerini mi? İnsanları aşılanmaya en iyi ikna edebilecek olanların yerelde sözüne itibar edilen insanlar olduğu söyleniyor; yani gittikleri hastanenin doktor ve hemşireleri. Dünyanın her yerinde, sözüne en çok güvenilenler, bu felaket sırasında halkın çıkarını en çok düşünüp kendini feda eden sağlık emekçileri.

Çeviren: Serap Güneş

Kaynak: Guardian

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.