Cemaatlerin İsviçre’deki asimilasyon faaliyetlerini ifşa ettiğimiz 7 Şubat tarihli “Asimilasyonun yeni adresi: Şefkat ve Sohbet Evleri” başlıklı haberimiz demokratik kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Kürt ve Alevi çocukları hedefleyen asimilasyon faaliyetlerine tepki gösteren İsviçre’deki demokratik kurumlar ve sivil toplum örgütleri ile siyasetçiler, Türk-İslam sentezli politikalara karşı ortak mücadele edilmesinin önemine vurgu yaptı.
Avrupa’nın birçok merkezinde ve İsviçre’de, ‘Işık Evleri’, ‘Sohbet Evleri’, ‘Şefkat Evleri’ ve ‘Peygamber Sevdalıları’ gibi isimlerle özellikle Alevi ve Kürt çocuklarını hedef alan Türk-İslam sentezli asimilasyon faaliyetlerine İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, İsviçre Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu, Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi ve Basel Eğitim Kültür ve Sanat Merkezi tepki gösterdi. Basel Kantonu milletvekilleri Ursula Metzger ve Atilla Toptaş ise konuyu parlamentonun gündemine taşıyacak.

‘Suriye’ye gönderip savaştırıyorlar’

Konuya ilişkin açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Ali Köylüce, bu tür örgütlenmelerin Alevilerin parçalı duruşundan kaynaklandığına dikkat çekerek, “Bu ve benzeri örgütlenmeler öyle bir hal aldı ki, çocuklarımızı gözlerimizin önünde Suriye’ye gönderip savaştırabilecek duruma kadar geldiler” dedi.

‘Sorumlusu parçalılığımız’

Avrupa’daki demokratik kurumların da olanlarda kendi paylarını sorgulaması gerektiğini belirten Köylüce, bunun gerekçesini şöyle izah etti: “Bu durumun nedenleri başka yerlerde aramamıza gerek yok. Alevilerin genel ihtiyaçlarını, çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyoruz ve bu durum da bu tür örgütlülüklerin hareket alanını genişletip evimize kadar uzanmalarını sağlıyor.”

‘Ortak mücadele etmeliyiz’

Cemaatlerin asimilasyon faaliyetlerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini ifade eden Köylüce, “Bu tür faaliyetler, doğru kurumsallaşmayla, doğru projelerle engellenebilir. Çocuklarımızda Alevi inancının sosyal, kültürel altyapısını güncel siyaset üzerinden oluşturamayız. ‘Sizin dernek, bizim dernek’, ‘sizin örgüt, bizim örgüt’ gibi yaklaşımlar içine girerek hiçbir çocuğumuzu kurtaramayız. Ortak projeler üretmeliyiz. Birlikte mücadele etmeliyiz. Sorunlarımıza bütünlük içinde yaklaşmalıyız” önerilerini yaptı. “Federasyon olarak ortak mücadeleye açık olduğumuzu bir kez daha deklere ediyoruz” diyen Köylücü, “Konu mutlaka bir platformda gündeme getirilmeli ve ortak projeler üretilmelidir. Söz konusu olan çocuklarımızdır. Bunun için ortaklaşmalıyız” çağrısını yaptı.
 
FEDA ortaklaşmaya hazır

İsviçre Demokratik Alevi Federasyonu çalışanı Neslihan Kılıç da, Kürt ve Alevi kurumlarının çocukların kimlik sahibi olması konusunda öncelikli sorumlu olduğunu vurgulayarak, “Bir platformda buluşarak ortak hedefler belirlemeye ihtiyaç var. Umarız çağrımız yerini bulur ve harekete geçeriz. Bu hususta FEDA olarak ivedilikle ortaklaşmaya açık olduğumuzu belirtebilirim” dedi.

‘Çocuklarımızı korumak görevimiz’

İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Duran Mor ise gazetemizi konuyu gündeme taşımasından dolayı kutlayarak, şunları söyledi: “Bu çirkin ve kasti girişimleri şiddetle kınıyoruz. Asırlardır Anadolu topraklarında başaramadıkları asimilasyon politikalarını halen uygulamaya çalışan egemen güçlerin bu zihniyetten vazgeçmediğini biliyoruz. İşte bu egemen ve Yezid zihniyetli insanlar, şu an Türkiye’yi idare ettikleri gibi uzantılarını da Avrupa’ya yayarak asimilasyonu kapımıza kadar getiriyorlar. Bu zihniyet bizleri Dêrsim’de, Sivas’ta, Maraş‘ta, Çorum’da ve daha dün Roboskî’de katletti. Devşirilmeye uğrayan ‘Dersim’in kayıp kızları‘ da bu zihniyetin eseriydi. İsviçre’de böyle bir asimilasyona maruz kalan çocuklarımızı ve gençlerimizi korumak bizim kaçınılmaz görevimizdir.”

‘Amaç Alevi ve Kürtleri bölmek’

Gazetemize açıklamalarda bulunan İşviçre Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Başkanı Ali Haydar Sancar da, bu tür örgütlenmelerin Alevileri ve Kürtleri bölme amacı taşıdığına vurgu yaptı. “Türkiye merkezli din istismarcılarının İsviçre ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde başta Kürtlerin ve Alevilerin çocuklarına ve gençlerine, hedef seçerek Türk-İslam sentezli propaganda yapıyorlar; etki altına almak istiyorlar” diyen Sancar, ekledi: “Özellikle Alevi ve Kürtlerin seçilmesi de manidardır.”

‘Devlet politikasının yansımaları’
Sancar, Şefkat ve Sohbet Evleri’nin asimilasyoncu devlet politikasını faaliyete geçirdiğine dikkat çekerek, “Halkın inançlarının, dini duygularının sömürülmesi, bu tür evlerde küçük beyinlere bilim dışı, önyargılı, ırkçı fikir ve görüşlerin doldurulmaya çalışılması, sadece bu işleri yapan kurumların amacı değil, ayrıca merkezi devlet politikasının da bir amacıdır. Türkiye ve Kürdistan’da da benzer uygulamalar var ve hedefte muhalif kesimler ile Kürtlerin güçten düşürülmesi, etki alanlarının kırılması vardır. Nitekim seçilen çocuk ve gençlerin özellikle Alevi ve Kürt olması da bunun göstergesidir” dedi.

‘Kutuplaşma değil birlik gerekiyor’
Bu tür örgütlenmelerin güçlenmesinin önemli bir sebebinin de Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmen örgütlerinin kendi aralarında kutuplaşması olduğuna dikkat çeken Sancar, “Bugün bu tür uygulamaların, yönelimlerin teşhir edilmesi, çıkar gruplarının ve resmi oluşumların bu tür girişimlerine daha açıktan karşı çıkılması, elzem hale gelmiştir” dedi.

Ortak kampanya önerisi
Basel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (BAKM) Başkanı Seyit Erdoğan da Alevi ve Kürt ailelerin bu türden örgütlenmelere karşı birlikte bir kampanya yürütmesinin gerekli olduğunu belirtti. Erdoğan, “Duyarlılık yaratmak için ortak kampanyalar yürütmeliyiz. Gençlerimize, çocuklarımıza sahip çıkmazsak tabi ki art niyetleri olanlar değerlerimizi istismar edeceklerdir. Ailelerimiz kendi kurumlarına gençleri ve çocuklarıyla birlikte gelirse bu ve benzeri örgütlenmelere karşı proje ve kampanyalar yürütebilir; kendimize sahip çıkabiliriz” ifadelerini kulandı.

‘Bu yaraya derman olmalıyız’

Asimilasyon faaliyetlerine tepki gösteren kurumlardan Basel Eğitim, Kültür ve Sanat Merkezi (BEKSAM) de “Bu güruhlar Kürt, Alevi, solcu, sosyalist ailelerin çocukları ile gençlerini kendi tuzaklarına düşürerek Rojava’ya karşı ‘cihatçı’ adı altında savaşçı yetiştiriyorlar” dedi. BEKSAM, yaptığı yazılı açıklamada, “Yeni Özgür Politika’nın gündeme getirdiği konu bir kez daha gösteriyor ki, bu ve benzeri hususlarda ortak tavır, ortak mücadele zaruridir. Genç kuşağa karşı sorumluluğumuz bunu gerektirmektedir. Ailelerimizin kaygıları bir an önce giderilmelidir. Çocuklarını buralara gönderen ailelerimiz, çocuklarını bir an evvel geri çekmelidir. Ortaklaşarak bu yaraya çözümler bulabiliriz. Bizler bu hususta atılacak her adımın yanında olacağımızı belirtiyoruz”  diyerek ortaklaşma çağrısı yaptı

Milletvekilleri Meclis’e taşıyacak

Basel Kantonu Milletvekili Avukat Ursula Metzger, 7 Şubat’ta yayımladığımız “Asimilasyonun yeni adresi: Şefkat ve Sohbet Evleri” haberimizi okuyunca durumdan haber olduğunu söyledi. Gazetemizi arayarak konu hakkında daha detaylı bilgi alan Milletvekili, cemaatlerin asimilasyoncu faaliyetlerini Meclisin gündemine taşıyacağını duyurdu.

‘Kayıtsız kalamayız’

Tüm bunlara kayıtsız kalınamayacağını vurgulayan Metzger, açıklamasında şunları ifade etti: “İsviçre toplumunda aşırı dinciliğin yeri yoktur, buna izin veremeyiz. ‘İslami kuruluşlar’ adı altında örgütlenen bazı kuruluşlar, kimi ‘terör’ örgütlerine yakın duruyorlar. Bizim bölgemizden bile Suriye’ye ‘cihatçı’ adıyla savaşçı gönderiliyor. Buna nasıl kayıtsız kalabiliriz? Bu konuda kantonumuzdaki dini ve kültürel derneklere büyük görevler düşüyor. Gençler bu tehlikelere karşı bilinçlendirilmelidir. Siyasetin bu konudaki görevi halkı bilgilendirmek ve konuyu takip etmektir. Konunun araştırılması ve önlem alınması için grubumuzdaki arkadaşlarımızla birlikte harekete geçeceğiz.”

‘Suç duyurusunda bulunun’

Metzger gibi Basel Kanton Milletvekili olan Atilla Toptaş ise mağdur aileleri suç duyurusunda bulunmaya çağırarak, “Işık ve Sohbet Evleri’nin Türkiye, Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde yaygın olduğu biliniyor. Bunlar tipik misyonerlik faaliyetleridir. Çocuklar, gençler misyoner amaçlarla ‘kafalanarak’ sistem içine çekiliyorlar. Asıl amaç insanları çeşitli tarikatlara katmaktır. Bu durumda anne ve babalar çocuklarından birinci derecede sorumludurlar. Aileler bu gibi örgütlenmeler için erken önlemler alarak çocuklarını kurtarabilirler” dedi.

‘Nerede yetersiz kalıyoruz?’

Özellikle Alevi ve Kürt çocuklarının hedeflendiğine dikkat çeken Toptaş, göçmen örgütlere şu eleştirileri yöneltti: “Alevi, Kürt veya sol örgütler, maalesef kendi çocuklarının veya yeni kuşaklarının ihtiyaçlarına cevap vermekten oldukça uzaktır. Kendi kültürlerini ve inançlarını tanımayan kuşaklar, doğal olarak dış müdahalelere sürekli açık olacaklardır. ‘Çocuklarımız neden buralara gidiyor’ sorusunun en yalın cevabı, ‘Biz nerede yetersiz kalıyoruz’ sorusunun cevabı olmalıdır.”
 

ALİ ONGAN/BASEL