Evet bu sözler, Belge Yayınları'nın sahibi, İnsan hakları savunucusu ve aktivisti, düşünce ve ifade özgürlüğü uğruna mücadele veren, Türkiye'de düşünce özgürlüğü alanının genişlemesine yayınları ile katkıda bulunan, dillerin ve halkların, hak eşitliği mücadelesinde hep özgürlüğü savunan, 2002 yılında aramızdan ayrılan Ayşe Nur Zarakolu'na ait.
Prometheus, Yunan mitolojisinde ateşi çalarak insanı külden yaratan; özgürlüğün, bilginin ve başkaldırının simgesidir. Ayşe Zarakolu da özgür yayıncılığın özgürlük ateşi ve bu ateşin ruhu, yüreği ve canıydı. Bu yaşam Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüğünün genişlemesine, kendi çalışma alanı olan yayıncılık aracılığıyla bilinçli müdahaledir. Bir sosyolog, insan hakları aktivistidir Ayşe Nur, aynı zamanda yayıncılık faaliyetlerini, düşünce ve ifade özgürlüğünü hayata geçirme aracı olarak kullanan ve Türkiye'de yaşanılan tabulara karşı çıkan bir yayıncı...
Ayşe Nur Zarakolu yayıncılığının tarihi, "Düşünce Özgürlüğü"nün alanının genişletilmesinin, Türkiye Demokrasi mücadelesinin tarihidir. Tabular ve tabulara karşı mücadele Ayşe Zarakolu'nun yayıncılığının kilometre taşlarıdır. Kürt ve Ermeni tabusu, işkence, kayıplar, idamlar, savaş suçları ve militarizm Türkiye'nin tabularıdır. Tüm bu tabular devletin paradigması dışında tartışılamayacak konulardı, "Kral Çıplak!" denilemezdi, devlet kutsaldı ve dokunulmazdı. Ama tabular bunlarla da sınırlı değildi, başka bir tabu da aile içi şiddet, ensest ve tacizdir, "Resmen Irza Geçme" de başka türlü tabuydu toplumumuzda. Tüm bu tabular onun özgür yayıncılığının konularıdır.
1970'li yıllarda başladığı yayıncılığında, son nefesini verdiği 2002 yılına kadar ısrarla bu çizgisini sürdürmüştür. Yayıncılığa başladığı yıllar darbe yıllarıdır. 1972 işkencenin Türkiye'nin gündemine oturduğu yıldır, komşu Yunanistan'da da darbeler dönemidir. Yunanistan'daki Albaylar Cuntasının işkence uygulamaları gündeme oturur. Ve Af Örgütünün Yunanistan Raporunu yayınlarlar. Daha sonra 1980'li yıllar gelir, askeri faşist darbe dönemidir bu yıllar. Türkiye solu şiddet kullanılarak toplumun yaşamından yok edilirken, Mete Tunçay'ın "Eski Sol Üstüne Yeni Bilgiler" adlı kitabını yayınlar Ayşe Nur Zarakolu. Yok etme süreci sürerken, bilinçli bir müdahaledir bu. Kitapları toplatılır, tutuklanır, cezaevine konulur, daha sonra beraat eder. Kitaplarını geri alır. Ancak İstanbul Sıkıyönetim komutanının özel emri ile bu kitaplar yeniden toplatılarak, mahkeme kararı ile değil, komutanın olağanüstü yetkisi ile imha edilir. Onu tutuklayan komiser, "Biz bir nesli yok ettik, siz neyi hortlatmak istiyorsunuz" diye sorar. Aslında buradaki "yok etme" ve "hortlatma" kavramları, sistemin hangi paranoik duygularla ifade özgürlüğünü kısıtladığını açıklayan sözlerdir.
Yine bu dönemde zor ve şiddetle yok edilen Türkiye solunun cezaevindeki ya da sürgündeki insanlarının, tanıklıklarından oluşan "Yeni Sesler” dizisini yayınlamaya başlar. Lavrion Öyküleri-Ahmet Sefa, Çözülme-A.Kadir Konuk, Yurduna Dönen Gılgamış-Halil Güçlü, Zamanı Durdurabilmek-Mecit Ünal, Kanrevanmaraş-Nuh Ömer Çetinay tanıklıklardır hep. Daha sonra Dido Sotiriyu'nun Benden Selam Söyle Anadolu'ya isimli kitabı, hakkında dava açılanlardandır.
George Jerjian-Gerçek Bizi Özgür Kılacak / Ermeni-Türk Barışması ve Dora Sakayan'ın, Bir Ermeni Doktor'un Yaşadıkları kitaplarını yayınlamasından dolayı dava açılır yine. 1990'lı yıllardır... Ayşe Nur, Kürt sorununa ilişkin tabuyu zorlaması gerektiğini düşünür. Çünkü, Türkiye Kürt sorununu her boyutu ile tartışmadan, bir yangına dönüşeceği anlaşılan bu sorun bir çözüme kavuşturulamazdı. İfade özgürlüğünün kısıtlanması, sorunun hem kavranmasını hem de çözümünü engelliyordu. Bu engellemeye müdahale şarttır. Sistemin sunduğu paradigmaya karşı, özgür düşünceyi kurmaya davet eder, hayat da tıpkı tarih gibi yapılabilen bir şeydir. 14 yıldır yayınlanamayan sosyolog Dr. İsmail Beşikçi'nin, Devletlerarası Sömürge Kürdistan başta olmak üzere 5 kitabını peşpeşe yayınlar. Suçlama yine ünlü TCK 142. maddesinin ihlalidir. 1991'de TCK'nın 142 maddesi kaldırılınca hepsinden beraat eder. Ama 142. maddenin yerine, Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi ikame edilmiştir artık. Birkaç ay sonra, bu maddeden ilk toplanan kitap İsmail Beşikçi'nin, CHP Programı ve Kürt Sorunu adlı kitabı olur. Ve 1994'te TMY'dan dolayı ilk hapse giren yayıncı olur Ayşe Nur Zarakolu. Daha sonra yürütülen düşünce özgürlüğü kampanyaları da yapılan kısmi yasa değişikliklerine neden olarak, en azından o dönemdeki davaların askıya alınmasını sağlar...
1993 yılıdır, en büyük tabulardan biri daha, Ermeni Soykırımı Türkiye gündemine taşınmalıdır artık. Çünkü, faili meçhul cinayetler çığ gibi artmıştır, Kürt köyleri boşaltılmaktadır. İnsanlığa karşı işlenecek suçları önlemenin tek yolu ise kendi tarihimiz ile yüzleşmekten geçiyordu. Yeni soykırımları engellemenin başka bir yolu yoktu, yüzleşme ve özür dışında. Fransız yazarı Yves Ternon'un Ermeni Tabusu kitabından dolayı 2 yıl ağır hapse mahkum olur Ayşe Nur. Ceza TMY'nin 8. maddesinden dolayı verilmişti, tarihi bir konuyu ele aldığı halde, olay aktüel Kürt sorununa bağlanmıştı, anlaşılmaz bir biçimde. Ama bu uygulamalar yayınlama özgürlüğünü sınırlayamazdı, yine Franz Werfel'in Musa Dağda Kırk Gün'ü ile devam edecekti özgürleşme arayışı ısrarla.
Açılan her davaya aynı konuda bir başka kitap yayınlayarak yanıt veriyordu. 1994 yılında, Prof. Dr. Vahakn N. Dadrian'ın Uluslararası ve Ulasal Hukuk Açısından Soykırım adlı kitabını da hem tabuyu daha da zorlamak, hem de bir anlamda kapsamlı bir savunma olarak yayınlar. Bu kez suçlama TCK 312 maddesinin olur. Yani Ermenileri Türklere karşı kışkırtmak! Bu davanın beraatla sonuçlanması ise yayıncılıkta 1915 olayının Türkiye'de tartışılabilmesinin önünü açar. Tabu, kısmen kırılabilmiştir.
Belge Yayınevi 1994 yılında bombalanır, yayınevinin Cağaloğlu'ndaki fiziki koşulları ise onu -bugün hala yayınevi deposu kitapları çürüme ile yüzyüze bırakmış durumda ve yayınevi kapanır duruma getirilmiştir-, sık sık su baskınına uğrayan, duvarları McDonald tarafından göçertilen, yeraltındaki sağlıksız bir yerde çalışmaya mahkum etmiştir.
Yıl 1996'dır, bu kez HRW'nin savaş suçlarını konu alan Savaş ve İnsan kitabından dolayı mahkum olur. Bu kez dokunulan tabu militarizmdir.
Ayşe Nur Zarakolu yayınladığı kitaplardan dolayı 40'ı aşkın davada yargılanır. Sadece Ermeni ve Kürt tabusu ile ilgili kitaplardan dolayı değil, işkence, kayıplar, idamlar, savaş suçları ve militarizm ile ilgili kitaplardan dolayı da yargılanır. Burada da devletin kutsallığı, tabusu söz konusuydu.
1998 yılında ise İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 50. yıl dönümü nedeni ile Dünya Yayıncılar Birliği O'na ödül verir. Frankfurt Kitap Fuarı'nın 50. yıldönümü nedeniyle Alman Yayıncılar ve Kitapçılar Birliği de O'nu ayrıca ödüllendirerek, onuruna, Freedom to Publish (Yayın Özgürlüğü) adlı kitabı yayınlar. Ama o ne aldığı ödülleri önemsedi, ne de Cağaloğlu'nu umursadı. Öldükten sonra bile, arkasından savcılık davetiyeleri devam etti. Hatta Nüfus dairesinin verdiği ölüm belgesinde, polisçe arandığı belirtildi. Ölümünden bir yıl sonra, Ankara'da bir mahkeme, yine aynı dönemde yitirdiğimiz, ozan Nebahat Altıok ile birlikte, Onu "ağır hapse" mahkum eder. Gerekçe ise yöneticisi oldukları İHD genel merkezinde 'yasak yayın' bulundurulmasıdır.
Ayşe Nur Zarakolu 28 Ocak 2002'de yaşamını yitirdi fakat
Türkiye Yayıncılar Birliği'nin "Yayınlama Özgürlüğü Raporu" verileri, 2012'nin Haziran ayı ile 2013'ün Haziran ayı arasındaki sürede 27 yazar, çevirmen ve yayıncının cezaevinde olduğunu gösteriyor. Rapora göre, bir yıl içinde; üç karikatüre dava açıldı, 15 kitap savcılık tarafından yasaklandı. Son bir yılda 2 çevirmen, 11 yayıncı ve 17 yazar yargılandı. Rapordaki veriler, yayın özgürlüğünün Türkiye'de halen tartışılan bir kavram olduğunu ortaya koyuyor.
Ayşe Nur Zarakolu'nu "Yayınladım, yayınlarım, yayınlayacağım" diyebilecek "spartakist”lerine büyük ihtiyacın olduğunu düşünerek anıyoruz.
A.SİYA: Zincire vurulmak istenen yayıncılığın Prometheus'u: Ayşe Nur Zarakolu