Dünya onlarla ilgilenmese de, „Türk basını” onları ve mücadelelerini görmese de, onlar tuttukları yolda yürüyorlar. Aşk olsun!
Bir süre önce bir gazeteci grubuyla Diyarbakır’daydık. Ekipte bir de gazetecilerden birinin bir yakını vardı. Kolej eğitimli, gelir durumu bir hayli iyi biriydi. İlk kez Diyarbakır’a geliyordu, ilk kez „ben Kürt’üm” diyen birileriyle bu kadar zaman geçiriyordu. İki günlük program boyunca çok az konuştu, genellikle izledi. Son gece, akşam yemeği yiyoruz, birazdan ayrılacaklar, ona izlenimini sordu birisi: „Kürt olmadığıma çok üzüldüm” dedi, kısaca. Grupta ister istemez bir kahkaha koptu. Biz iki gün boyunca, savaştan, tutuklamalardan, cenazelerden bahsetmişiz, o bizim gibi olmadığı için üzülüyor!
„Ben” dedi, „fazla gazete okumam, her gün alıştığım tek bir gazeteyi okurum, fazla televizyon da izlemem. Ama İstanbul’da gördüklerimle, duyduklarımla burada gördüğüm, duyduğum çok farklı. Yaşadığınız bunca soruna rağmen size özendim. Aranızdaki dayanışmadan, neşenizden, bizlere gösterdiğiniz zarafetten çok etkilendim.”
Elbette o İstanbullu misafir gibi değilim, yıllardır Kürt halkıyla, örgütlü Kürtlerle iç içeyim ama inan olsun ki, ben de çok etkileniyorum. Hala gözüm yaşaracak kadar etkileniyorum. Geçenlerde bir ilçe kongresindeydim. Tahmin edersiniz ki, onların da yöneticileri, üyeleri içeride. Salondakiler sürekli slogan atıyorlar, halaylar çekiyorlar, kürsüye çıkıp siyasi analizler yapıyorlar. Gencecik bir kadın geliyor yanımıza, yanımdaki yaşlı adama annesini soruyor, „iyi” diye yanıtlıyor. „Bu hafta kongre çalışmaları nedeniyle cezaevine gidemedim.”
Sonra orta yaşlı bir kadın iki çocuğunun da cezaevinde olduğunu söylüyor. Gözleri hüzünlü. Ama az sonra halayın başında.
O yüzden Selma Irmak’ın açlık grevine başlarken partimize gönderdiği mektuptaki heyecanını o kadar hakiki ve samimi buldum ki. „Şu anda çok heyecanlı ve mutlu olduğumu söylemeliyim. Bu halka karşı olan sorumluluğumu bir nebze de olsa yerine getirebilmenin coşkusunu yaşıyorum” diyordu mektubunda.
Eminim Selma Irmak şimdi çok huzurlu ve mutludur. Şimdi iki milletvekili Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız’la birlikte yüze yakın siyasi tutuklu dönüşümsüz ve süresiz açlık grevinde. Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi ne demek? „Taleplerim karşılanıncaya kadar aç kalacağım, belki de öleceğim” demek.
Ne yazık ki devlet / AKP Kürt sorununu çözmekten çok uzak. Şu anda umut duyacak tek bir adım, tek bir yaklaşım göremiyoruz. Ama zaten Kürt halkının coşkusu ve kararlılığı da oradan kaynaklanmıyor mu? Bugüne kadar ne kazandıysa kendi ödediği bedellerle kazandı. Birileri müzakere için bir masaya oturduysa, nedeni kuşkusuz ödenen o bedellerdir.
Cezaevlerinde arkadaşlarımız açlık grevi yaparken, biz de hiç ara vermeden, meydanlarda eylemimizle, Meclis kürsüsünde konuşmalarımızla, parti binalarımızda yaptığımız yapacağımız açlık grevlerimizle, kongre salonlarda attığımız sloganlarımızla, 8 Mart’taki kitleselliğimizle, Newroz’daki serhildanlarımızla bu süreci kısaltmak için elimizden geleni yapacağız. Çözümün müzakerede olduğunu bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha anlatmaya çalışacağız.
Bu arada ben yine şaşırmaya devam edeceğim. Kürtlerle ilk kez tanışanlar da Kürt olmadığı için hayıflanacak! Vallahi de, billahi de, aşk olsun size!
FİLİZ KOÇALİ
Aşk olsun size!