Meksika hükümetinin kayıp vatandaşlarına ilişkin geçtiğimiz günlerde bir yazı yazmıştım. Hükümet kayıplar, kadın cinayetleri, yolsuzluk, paramiliter güçlerin açığa çıkması konusunda kimi çalışmalar yapsa da çok yetersiz bir çaba içinde. Yeryüzündeki hiçbir hükümet kapitalizmin yarattığı ahlaksızlıklarla başa çıkabilecek bir kararlılık içinde değil.

Çünkü bir şekilde kapitalizmle dirsek teması halinde varlıklarını koruyorlar. Slovaj Zizek’in ABD’de yayımlanan Spectator isimli internet sitesindeki sansürlenen bölümümde Trump’ın İsrail Amerikan Konseyinde yaptığı konuşma metni bu ortaklığı çok iyi açıklıyor. Trump; ‘Çoğunuz emlak işindesiniz, çünkü sizi çok iyi tanıyorum. Siz acımasız katillersiniz, hiç de iyi insanlar değilsiniz. Ama bana oy vermek zorundasınız – başka seçeneğiniz yok. Pocahontas’a oy verecek haliniz yok, bu kadarını söyleyebilirim. Servet vergisi lehine oy kullanmayacaksınız. Evet, servetinizin yüzde 100’ünü alalım!’ Sonra şöyle devam etti: Bazılarınız benden hoşlanmıyor. Ben de bazılarınızı hiç sevmiyorum doğrusu. Buna rağmen benim en büyük destekçilerim siz olacaksınız çünkü [seçimi] onlar alırsa 15 dakika içinde işsiz kalırsınız. Dolayısıyla bunun için çok zaman harcamam gerekmiyor.”

Kapitalizmle temasa girildiği andan itibaren gelişen ilişki düzlemini çok iyi açıklıyor bu değerlendirme.   

Sevmesen de beğenmesen de çıkarlar gereği mecburi istikamette ilerleyen bu ilişkiler çıkar yol bırakmıyor. Bir kez girildi mi bu yola çıkış yok. Asfalt da olsa patika da olsa varılacak yer kapitalizmin başka bir durağı oluyor. Dolayısıyla Güney Amerika’daki hükümetlerin de topluma, kadınlara ve çocuklara sunduğu ilişki böylesi bir ilişki oluyor.

Bu ilişki düzlemi tüm hükümetlerde mecburi ilişkiler olarak düzenlenmiş, Arjantin, Şili, Kolombiya, El Salvador, Honduras, Guatemala, Brezilya, Peru, Ekvador, Meksika bu sahaların hepsinde ABD ile girilen ilişkilerle paramiliter güçler silahlandırılıyor. Topluma saldırmaları destekleniyor, kadınlar fuhuşa mecbur kılınmaya devam ediyor.

Güney Amerika’daki durum öyle bir hal aldı ki kadına karşı şiddet, taciz, tecavüz bu kavramların hiçbiri bu bölgelerde tam olarak anlamını bulmuyor. Bunun çok üstünde bir saldırıyla kadınlar karşı karşıya. En son İngrid Escamilla’nın erkek arkadaşı tarafından katledilmesi ardından parçalanmış bedeninin görüntülerinin basın-yayın organlarında paylaşılması hükümetler ve onunla birlikte hareket eden basının kadınlara ve topluma karşı savaşa giriştiklerini gösterdi. Kadınlara karşı gerçek bir savaş yürütülüyor. Meksika’daki kimi medya organları İngirid’in katledilmesini “Aşk tanrısının suçu” diye tanımlayarak normalleştirip suçluyu aşk-sevgi olarak tanımlayıp bu gerçek savaşın üstünü kapatmaya çalışıyorlar.

Meksika’da kadına karşı açılan bu savaşın verileri korkunç düzeyde. 2018 yılındaki veriler ortalama günlük 10 kadının katledildiğini gösteriyor.

Ülkede sadece kadınlara savaş açılmış değil, toplumun tümüne savaş açılmış. 2018’de 33 binden fazla insan katledildi, 2019 yılında ise 34 bin insan katledildi. Bu kadar insanın katledilmesine hükümet eleştirileri ile sonuç alınamayacağı gün gibi ortada. Dolayısıyla kadınların “Ni Una Menos” (bir kişi daha eksilmeyeceğiz) diyerek başlattıkları kampanya esas şimdi anlamını bulan eylemlerle devam ediyor. Las Tesis dansını Meksikalı kadınlar, esas şimdi daha güçlü yapmaya başladılar.

Meksikalı kadınlar iktidarların kadınlara ve topluma karşı giriştikleri savaşın farkında. Bu nedenle Trump’ın açıkça dile getirdiği kirli ilişki sarmalını da deşifre ederek Meksika’da anayasa binasını ateşe verdiler. Hükümetlerin bilerek ve isteyerek yapmadığı şeyleri yapmaya çalışıyorlar.

Birkaç gün önce yine Meksika’da katledilen alan, María de Jesús Jaime Zamudio’nun annesi “Ben kızı öldürülen anneyim. Her şeyi yakıp yıkmaya hakkım var benim. Kimseden de izin istemiyorum. Bizle beraber mücadele etmeyenler yolumuzdan çekilsin” diyerek aslında tüm aşk tanrıcılarını 8 Mart’ta yakılan, katledilen kadınlar adına konuştu. “Benim kızımı öldürmeden önce, daha birçok kadını öldürdüler. Peki biz ne yapıyorduk? Ağlayıp dikiş dikiyorduk. Artık bu suna erdi! Sessizliği çoktan bozduk! Ailem, kendim ve kızım için adalet talep ediyorum! Ve ismi söylenmeyen kadınlar için de adalet talep ediyorum! Çünkü her gün bir kadın daha öldürülüyor.” diyen anne aslında 8 Mart kutlamalarının startını başlatmış oldu.

Meksika’dan Dersim’e taciz edilen, tecavüz edilen, kaybedilen, katledilen kadınların tüm tanıdıklarına mesaj da böylece verilmiş oldu.