Aşk ve komün
Forum Haberleri —

dayanışma/foto:freepik
- Aşk, sahiplenmeye dönüştüğünde tahakküme; komün, özgürlüğü bastırdığında totaliterliğe evrilebilir. İkisinin de kurtarıcı olması, özgürlüğe sadakatlerine bağlıdır.
GÜRSEL KARAASLAN
Aşk ile komün arasındaki bağ ilk bakışta romantik bir tesadüf gibi görünebilir; oysa her ikisi de insanın yalnızlığa karşı verdiği en radikal cevaptır. Aşk, 'ben'in sınırlarını eriterek, 'biz'i mümkün kılar; komün ise bu 'biz'i, maddi ve siyasal bir zemine yerleştirir. Biri kalbin devrimidir, diğeri hayatın örgütlenişinin. İkisinin de özü, sahip olma fikrine karşı paylaşma cesaretidir.
Aşk, modern dünyanın en büyük paradoksudur. İnsan, bireyciliğin kutsandığı bir çağda hâlâ bir başkasında kendini kaybetmeyi arzular. Gerçek aşkta sevgili, özgür bir özne olarak kabul edilir. Kontrol etmek yerine, onunla birlikte var olmak istenir. Tam da bu nedenle aşk, kapitalist aklın hesapçı doğasına aykırıdır. Aşkın dili kâr-zarar cetveliyle konuşmaz; karşılıksız fedakârlık ve şefkatle konuşur. Bu yönüyle aşk, gündelik hayatın içine sızmış küçük bir komündür.
Komün fikri de benzer biçimde 'benim' ile 'bizim' arasındaki sert çizgiyi silikleştirir. Özel mülkiyetin dokunulmazlığına karşı ortak yaşamın imkânını savunur. Komün, yalnızca ekonomik bir düzenleme değil, ontolojik bir iddiadır: İnsan, ancak başkalarıyla birlikte insandır. Yalıtılmış birey bir kurmacadır; gerçek olan karşılıklı bağımlılıktır. Aşk, bunu iki kişi arasında deneyimlerken, komün bu deneyimi toplumsal ölçekte genelleştirmeye çalışır.
Aşk, özel bir bağken, komün toplumsal bir projedir. Biri yoğun bir yakınlık gerektirir, diğeri eşitlik, özgürlük ve adalet talep eder. Burada kritik bir soru belirir: Bu iki alan çatışır mı? Aslında çatıştıkları nokta, aşkın daraltıldığı biçimdir. Eğer aşk yalnızca iki kişinin birbirine kapanması, dünyayı dışarıda bırakan bir mahremiyet kozasıysa o zaman politik değildir. Aşkı bir başkasının varlığını kendi varlığın kadar önemsemek olarak düşünürsek bu ilke genişleyebilir. Sevgilinin acısına kayıtsız kalmayan bir bilinç, neden yabancının acısına kayıtsız kalsın? Aşk, ahlaki bir genişleme potansiyeli taşır.
Politik olarak komün de aynı genişlemeyi talep eder; empatinin kurumsallaşmasını. Aç birinin varlığını kişisel bir sorun değil, ortak bir mesele olarak görmek. Burada aşkın sezgisel etiği ile komünün örgütlü etiği buluşur. Aşk, bize bir başkasının hayatının, kendi hayatımız kadar değerli olduğunu öğretir; komün, bu değeri toplumsal düzenin temeline yerleştirmeye çalışır.
Hem aşk hem de komün tehlikelidir. Aşk, sahiplenmeye dönüştüğünde tahakküme; komün, özgürlüğü bastırdığında totaliterliğe evrilebilir. Bu yüzden ikisinin de kurtarıcı olması, özgürlüğe sadakatlerine bağlıdır. Gerçek aşk, sevilenin özgürlüğünü savunur. Gerçek komün, bireyin farklılığını korur. İkisi de zorla dayatıldığında özünü kaybeder.
Belki de asıl hayret verici olan şudur; insanlık tarihi boyunca en büyük devrimler ve en derin şiirler aynı kaynaktan beslenmiştir, yani bir başkasıyla bölüşme arzusundan. İkisi de bize şunu hatırlatır; insan, tek başına tamamlanmış bir varlık değil, birlikte mümkün olan bir ihtimaldir.







