Bir musibet bin nasihatten yeğdir sözü tam da bugünkü AKP hükümetinin pratiğini ifade etmektedir. Silvan’da, Varto’da, Şemdinli’de, Silopi’de yapılanlar, Türk devletinin Kürt’e bakışını değiştirmediğini ortaya koymaktadır. Bu devletin Kürt’e boyun eğdirmek dışında başka bir amacı yoktur. Kürtlerin bir halk, bir ulus, iradesi olan bir toplum olarak kabul edilmeyeceğini açıkça göstermişlerdir. Kürt sorununun çözümünü, Kürtlerin varlığını, kimliğini, kendi dili ve kültürüyle kendi kendilerini yönetmesini kabul etmeyeceklerini ortaya koymuşlardır. 

AKP; değiştiğini, devletin artık eski devlet olmadığını iddia ediyordu. Son bir ayda gördük ki ne devlet değişmiş, ne de AKP'nin 1990’lı yıllardaki hükümetlerden farkı vardır. Bugün 1990’lı yıllarda yapılmayan uygulamalar yapılmaktadır. Dün özel savaş gereği “PKK ile halk ayrıdır, PKK ile halkı aynı görmeyelim” söylemi vardı; şimdi tüm halk HDP'ye oy verdiği için suçlu görülüyor. Halk PKK'yi destekliyor diye suçlu görülüp cezalandırılıyor. 

Varto’da, Silvan’da ve diğer il ve ilçelerde polis, özel tim ve askerler hiçbir ayrım gözetmeden halkı rastgele tarıyorlar; evleri, arabaları yakıyorlar. Yüksek yerlere konulan nişancılar kim olup olmadığına bakmadan hareket eden her şeyi vuruyorlar. Bu, tüm halka düşmanlıktır. Sivil ya da gerilla ayırımı yapılmıyor. Her savaşta yapılması gereken sivil-silahlı ayırımı yapılmıyor. Bunu dünyanın gözü önünde yapıyor ve kendine hak görüyor. 

Sivillere yönelik saldırı kesinlikle Tayyip Erdoğan ve ekibinin kararıdır. Tüm halk hareketlerini bastırmada otoriter ve faşist iktidarların yaptığını yapıyorlar. Halkı sindirip direnişçilerini ezmek! Yani suyu kurutup balığı öldürmek! Şimdi bu anlayışla tüm halka saldırıyorlar. Erdoğan açıkça “PKK’liler halkın içinde barınıyorsa bu konuda halk da suçludur”  diyor. Halkı açıkça hedef gösteriyor. Asker ve polisin halka açıkça saldırması Erdoğan ve AKP hükümetinin kararıdır. Yoksa kendini bilmez asker ve polisler halka rastgele saldırmıyor. Şu anda hiç kimse asker ve polisin yaptıklarını 1990’lı yıllarda yapılanlardan farklı gösteremez. Hatta bugün 1990’lı yıllardan daha beter ve pervasız saldırılmaktadır. 

Türkiye'de Kürtlere yaklaşım değişmediği ve Kürt sorunu çözülmediği müddetçe asker ve polisin uygulamaları değişmeyecektir. Kürtler haklarından vazgeçmeyeceklerine ve teslim olmayacaklarına göre, zihniyet değişmediği takdirde halka bu saldırılar sürdürülecektir. Bu açıdan 1990’lı yıllara dönüşün önüne geçmek sadece direnişle olur. Zalime teslim olmakla hiçbir sorun çözülemez. 

Bu çatışmaları yaratanlar; çözüm sürecinden söz edip, süreç deyip, süreç iyi gidiyor, süreç en iyi dönemde deyip toplumu kandırarak, oyalama yaparak, zaman kazanarak iktidarını sürdürmeyi hedefleyenler, ama sorunu çözmeyenlerdir. Tüm Türkiye halkları çözüm süreci deyip Kürt sorununu çözmeyenlerin yakasına yapışmalıdır. AKP Türkiye halklarını aldattı. Türkiye halkları bu aldatmanın hesabını sormalıdır. Asker ve polis aileleri cenazelerde “Hani çözüm süreci diyordunuz” diyerek AKP hükümetini suçluyorlar. Asker ve polis aileleri çok haklıdır. Çünkü çözüm süreci deyip Kürt sorununu çözmediler. Bu sorunu nasıl çözeriz diye düşünmediler. Çatışmasızlığı sadece iktidarlarını sürdürmek için ele aldılar. Çatışmasızlığı çözüm için değerlendirip bir daha çatışmaların ve ölümlerin olmayacağı bir Türkiye yaratmadılar. Bu nedenle çatışmasızlığı doğru değerlendirmeyen AKP hükümeti suçludur. Bu açıdan herkes çözüm süreci dedin neden sorunu çözmedin diyerek, AKP'den hesap sormalıdır. 

Bu çatışmalarda ölümlerden birinci dereceden sorumlu olan AKP hükümetidir. “Çatışmasızlık döneminde PKK şehirlere 80 bin silah sokmuş” gibi laflar yalandır, demagojidir. AKP bunları kendisinin çatışmasızlık ve çözüm süreci deyip sorunu çözmemesi ve çatışmaları yeniden yaratmasının üstünü örtmek için söylemektedir. AKP hükümetinin hiçbir zaman çözüm politikası olmadığı için çatışmasızlıkla birlikte savaş hazırlığı içine girmiştir. Çatışmasızlık olduğunda ilk yaptıkları iş; kalekol, karakol, askeri amaçlı yol ve baraj yapımına hız vermeleridir. Nitekim halk ilk günden itibaren bu kalekol, karakol ve askeri amaçlı yol ve baraj yapımına karşı çıkmıştır. Birçok insan bu direnişte polis ve asker tarafından katledilmiştir. Çatışmasızlıkla birlikte savaşa hazırlanan AKP hükümeti olmuştur. Bunu tüm Türkiye kamuoyu ve halk bilmektedir. 

Eğer Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkında bir eksiklik aranacaksa, belki AKP hükümetinin çözüm için adım atacağına yönelik saf ve politik olmayan yaklaşımlar göstermeleri olmalıdır. Önder Apo, Kürt Özgürlük Hareketi ve halkın küçük bir umut bile olsa demokratik siyasal çözüme şans vermesi yanlış değildi. Bu nedenle devleti ve toplumu çözüme yatkın hale getirmek ve AKP'yi çözüme zorlamak doğruydu. Bu çaba sonucu Dolmabahçe mutabakatı ortaya çıktı. AKP hükümetinin Dolmabahçe mutabakatını bile oyalama için kabul ettiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle Tayyip Erdoğan Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum; Newroz mesajı İmralı'ya güç verir, dediğinde karşı çıkmamışlardır. Böylece Tayyip Erdoğan ve AKP'nin bir çözüm politikası olmadığı anlaşılmıştır. Zaten çatışmasızlığı sağlatan Kürt Halk Önderine tecrit uygulanması bu anlama gelmektedir. 

Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi'nin çatışmasızlık sağlayan ve çözüm fırsatı veren politikaları AKP'nin gerçek yüzünü açığa çıkarmıştır. Bu nedenle tüm Türkiye halkı bu savaşı Erdoğan’ın çıkardığına inanmaktadır.