Valiler tek parti döneminde CHP’li müfettişlerdi. Şimdi de örneğin Amed’de “vali” demek, AKP’nin “Kürdistan müfettişi” demek. 14 Temmuz mitingini bu vali, AKP’li İçişleri Bakanlığından aldığı “talimat” gereğince yasakladı.
AKP Öcalan’ı tecrit ediyor; halkın bu tecrite muhalefet etmesini de yasaklıyor.
“Yasak”, saldırının birinci aşamasıdır. En doğal hakların kullanılmasını yasaklayacaksın ki, yurttaşın en doğal haklarını kullanması “suç” haline gelsin. Yöntem bu.
İkinci aşama, en doğal hakların kullanılmasını yasaklayan karara rağmen en doğal haklarını kullananlara karşı polisi saldırtmak. Nefes almayı “suç” haline getirirsen, nefes alan her insana gaz bombası atabilirsin, basınçlı su sıkabilirsin, ateş açabilirsin. Yöntem bu.
Üçüncü aşama, en doğal hakların kullanılmasını yasakladıktan, yasaklanan en doğal haklarını kullananların üzerine polisi sürdükten sonra, devreye “özel yetkili”, “yetkisiz”, her neyse, savcıların ve yargıçların girmesi ve en doğal haklarını kullanan insanların, bu hakları kullanmak yasaklandığından tutuklanmasıdır. Hukuk dışı yasak ve “hukuki tutuklama.” Yöntem bu…
Bu ne demek?
Bu, Kürtlere “sivil-siyasi” çözüm yolunu kapatmak demek…
İşte, BDP ve DTK Eşbaşkanlarının “bu yasak meşru değildir” açıklaması, AKP’nin kapattığı “sivil ve siyasi çözüm yolunu” açma kararlılığını gösteriyor.
14 Temmuz mitingi, şu andan sonra, yalnızca “Öcalan’a özgürlük” mitingi olmakla kalmayacak, aynı zamanda AKP Hükümetinin dayattığı “askeri çözüm” yolundan, “sivil-siyasi çözüm yoluna” geçiş için tarihsel bir adım olacak.
Kürt sorununun çözümünde nasıl bir yoldan yürüneceğine AKP Hükümeti karar veriyor. PKK hala “birlikte yaşama” programını savunduğu için, o da “birlikte yaşayacağı” devletin “açtığı yoldan yürümek” zorunda kalıyor. AKP Kürt sorununda “askeri çözüm” yolunu çizdiği için, PKK de o yoldan yürüyor. Ve sonuçta “birlikte yaşama” programının alternatifi olarak “ayrı yaşama”yı tartışma gündemine getiriyor.
Ama henüz “sivil güçler”, “sivil ve siyasi çözüm yolundan” ve “birlikte yaşamaktan” vazgeçmiş değiller. 14 Temmuz’da miting yapma kararı bunu gösteriyor. BDP ve onu destekleyen milyonlarca Kürt, hala “sivil ve siyasi yolda” yürümek ve Türk halkıyla “Demokratik Ulus, Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Özerklik” temelinde birlikte yaşamak istiyor. Son üç yıldan bu yana AKP’nin bu yolu kapatma ve Kürt halkını sömürgeci eşitsizliğe boyun eğdirmek yeltenişlerine karşı halk, verdiği 8 bin kayba rağmen, ısrarla, inatla ve kahramanca bu yolda yürüyor…
Demek ki, 14 Temmuz mitinginin anlamı sanılandan çok daha fazla derin.
14 Temmuz mitingi, AKP’yi sınavdan geçirecek; AKP “askeri çözüm mü, sivil-siyasi çözüm mü? “gönüllü birlikte yaşama mı”, “ayrı yaşama mı?” sorularına 14 Temmuz günü bir kere daha yanıt verecek…
Yasak devam eder ve AKP bu yasağa rağmen, “sivil ve siyasi çözüm, gönüllü birlikte yaşama” için ve bu programı hayata geçirecek en büyük faktör olan “Öcalan’a özgürlük” için yürüyen halka saldırırsa, AKP bir kere daha “askeri çözüm” yolundan yürüdüğünü ve “zorla birlik” dayattığını ilan etmiş olacak…
Şimdi AKP’nin bütün muhalifleri için de bir sınav açılmış oluyor. 14 Temmuz mitingini, yani Kürt halkının “Öcalan’a özgürlük” sloganıyla “sivil-siyasi çözüm”, yani “birlikte yaşama” yolunu açma yürüyüşünü başarıya ulaştırmak…
Türk aydınları, ismi bilinen, kamuoyunca tanınan, mitingteki varlıkları AKP üzerinde caydırıcı etki yapacak olan herkes 14 Temmuz günü Amed’de olursa, bu AKP’nin “sivil ve siyasi çözüm, birlikte yaşama yolunu” kapatma yeltenişini durdurmaya büyük katkı yapacaktır.
AKP’nin “3. Hukuk paketi”ne bağlanan umutlar da yıkıldıktan ve TBMM Anayasa Komisyonunda BDP’nin varlığı hiçe indirildikten sonra, BDP Meclis grubunun önünde uzanan parlamenter yol ciddi biçimde daralmıştır. Eğer BDP, Meclis çalışmalarını, alanlarda halkın gücüyle birleştiremezse, AKP Hükümetinin “İleri Demokrasi” ayıbını örten bir asma yaprağına dönüştürülmüş olacaktır. Bu ise “sivil-siyasi çözüm yolu”nun son şansını tümden yok etmektir. Milyonlarca insanın iradesini özgürce alanlarda dile getirmesi yasaklanır ve onun seçtiği partinin 8 bin üyesi seçilmiş belediye başkan ve üyeleri tutuklanırsa, daha da beteri, BDP TBMM’de AKP çoğunluğunun elinde bir oyuncak haline gelirse bunun sonucu açıktır: “sivil-siyasi çözüm yolu” daralır, “askeri çözüm yolu” genişler…
O halde, “PKK silah bıraksın” diyenler de içinde olmak üzere, her kim ister Hükümetin çizdiği askeri çözüm yoluna, isterse bu çizilen yolda yürüyen PKK’nin yoluna karşı çıksın, o kimse 14 Temmuz mitingini bütün gücüyle desteklemelidir.
Çünkü “askeri çözüm”den, “sivil-siyasi çözüm”e başka bir yoldan geçiş artık mümkün değildir. AKP’nin “askeri çözüm” siyaseti Mecliste geriletilemez. İki yol var: Ya Amed’de alanlarda geriletilecek; ya da askeri çözüm yolunda…
Tercih sizin!..