Cizîr Hamlesi Sözcüsü Lîlwa Abdullah, DAİŞ’e karşı savaşta ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon askeri ortaklık yaptıklarını ama artık askeri ortaklığın yetmediğini, siyasi desteğe dönüşmesini beklediklerini söyledi.
DAİŞ ve benzerlerinin terörizminin, sadece insanların kafasını kesen bir grup sakallı insandan ibaret olmadığını vurgulayan Lîlwa Abdullah, ”Bu bir zihniyettir; farklı düşünceleri, insanları, dinleri, dilleri, renkleri yok etmeyi esas alıyor. Tıpkı ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan’ diyenlerin zihniyeti gibi” dedi. Dolayısıyla siyasi, etnik, kültürel çoğulculuğun korunacağı; mekanizmaları işleyen demokratik anlayışın hakim kılınacağı, merkezi olmayan sistem oturana kadar, Koalisyon’un desteğini sürdürmesi gerektiğini kaydeden Abdullah, ”Ancak böyle bir model, o zihniyeti sonlandırabilir” dedi.
Cizîr Fırtınası Hamlesi, DAİŞ’in işgalindeki son alanların kurtarılması için yapılıyor. Türk devletinin saldırıları, Rusya ve BAAS zaman zaman engelleme çabalarına rağmen ara verilse de dün itibarıyla Hecîn kentinin içlerine dayandı. Hem coğrafi özellikleri hem de DAİŞ’in en katı unsurlarının savaştığı bölgedeki nüfus yoğunluğu da süreyi uzatıyor. Bir yıldan fazladır devam eden 31 Ekim’deki aradan sonra 11 Kasım’da yeniden hızlanan Cizir Fırtınası Hamlesi, Uluslararası Koalisyon’un hava ve ağır silah desteğini alan QSD tarafından yürütülüyor. Cizîr Fırtınası Hamlesi Sözcüsü Lîlwa Abdullah, hamle süreci, Türk saldırılarının etkisi, DAİŞ’in savaş tarzı ve Uluslararası Koalisyon’un ortaklığıyla ilgili Yeni Özgür Politika’nın yazılı sorularını yanıtladı.
Dêrazor bölgesindeki hamle, QSD’nin en uzun soluklu ve kesintilerle devam eden hamlesi oldu. Öncelikle bu hamlede başından itibaren yer alan bileşenlerin yapısını, temsiliyetini anlatır mısınız?
Doğrudur, Cizîr Fırtınası Hamlesi, bir yılı aşkın süredir devam eden en uzun hamle oldu. Şimdi son aşamasındayız. Hem hedef alınan yerleşim birimlerinin özgünlükleri baz alınarak askeri planlama; strateji ve taktiklerde değişiklikler yapıldı hem de Türk devletinin en kritik aşamalarda Rojava’ya saldırıları bunda etkili oldu. Özellikle Türk saldırıları yüzünden ara verdiğimiz dönemler oldu, mesela Efrîn’in işgali dönemi.
QSD bir çatı yapılanması olduğu için bütün bileşenleri devam eden son hamlede de yer alıyor. Doğrudan hamlede öncülük yapan güçler ise Dêrazor Askeri Meclisi ve YPG/YPJ’dir. Son dönemlerde Minbic Askeri Meclisi ile Devrimciler Ordusu’ndan birlikler de katılıyor.
Hamledeki etapların, hedef ve kapsamları gerçekleştirebilme oranı neydi?
Cizîr Bölgesi, DAİŞ’in çok ciddi mevzilendiği bir bölgeydi. Geniş bir alan ve farklı coğrafi özellikleri barındırıyor; bazı yerler dağlıktır, bazı yerler çöl ve kenarında Fırat var. Bu karmaşık ve zorlu alanda onlarca kasaba ve kent ile yüzlerce köy mevcut. Bütün bunlara rağmen güçlerimizin başarılı olduğu inkar edilemez. Üstelik sadece yerleşim yerlerinin işgaline son verilmesi değil, sivillerin kurtarılması noktasında da tablo böyledir. Çok zorlu olan Dişîşa, Bisêra, Behra, Geranîc ve daha pek çok yerleşim yerinin özgürleştirilmesi bunun göstergesidir.
Kesintilerin tamamı, Türk devletinin saldırılarından kaynaklandı. Bu saldırılar, güçlerinizin motivasyonunu, hamlenin başarısını ve Uluslararası Koalisyon ile ilişkilerinizi nasıl etkiledi?
Şimdi şu açıktır; başından itibaren yani bizim ‘cihadist teröristler’ diye tanımlanan çetelere karşı mücadeleye başladığımız andan itibaren Türk devleti engeller çıkarmaya çalıştı. bazen bunu dolaylı bazen de doğrudan yaptı. Özellikle Cizîr Fırtınası Hamlesi’nden itibaren iyice alenileşti. Üstelik dağılan çeteleri bünyesinde topladı, eğitti, donattı ve ordusunun yedek gücü haline getirerek Efrîn’in üzerine saldı. Efrîn’i işgal etti, soykırım uyguladı, nüfus yapısını değiştirdi. DAİŞ’e karşı tüm gücümüzle savaşırken böyle bir namertliğe uğradık. Bu durumda mecburen hamleye ara verdik, çünkü maalesef Rusya da bunun içindeydi. Bizim Efrîn ile meşgul olmamızı, bu kez DAİŞ fırsat bildi. Hecîn’de yer altı ve yer üstü mevzilenmesini tamamladı, ciddi bir savunma oluşturdu. Şimdi bunu kullanıyor ve savaşı uzatarak biraz daha yaşamaya çalışıyor.
Uluslararası Koalisyon, DAİŞ’e karşı savaşta ortağımızdır. Hava saldırılarıyla DAİŞ’i hedef alarak bize destek olmaya çalışıyor ama maalesef bu yetmiyor. DAİŞ ve benzerlerinin terörizmi, sadece insanlarını kafasını kesen bir grup sakallı insandan ibaret değildir. Bu bir zihniyettir; farklı düşünceleri, insanları, dinleri, dilleri, renkleri yok etmeyi esas alan. Tıpkı ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan’ diyenlerin zihniyeti gibi. Dolayısıyla Koalisyon’un desteğinin bölgesel yönetim sistemi kurulana dek sürmesi gerekir. Siyasi, etnik, kültürel çoğulculuğun korunacağı; mekanizmaları işleyen demokratik anlayışın hakim kılınacağı, merkezi olmayan sistem oturana kadar. Ancak böyle bir model, DAİŞ ve benzerlerinin zihniyetini sonlandırabilir.
Hamlenin son etabının uzaması, sadece Türk devletinin saldırılarıyla mı ilgili, değilse DAİŞ’in bu alandaki üslenmesi, savunma ve saldırı stratejisi ile yereldeki nüfuzunu izah edebilir misiniz?
Kesinlikle DAİŞ terörünün ömrünün uzamasında Türkiye’nin rolü başattır. Bu Dêrazor’da veya İdlib, Cerablus ve Efrîn’de de olsa böyledir. Yalnız şunu da gözardı edemeyiz; tüm radikal İslamcı ve cihadist gruplar, Müslüman Kardeşler’in programatiği ve El Kaide örgütlülüğünün ürünleridir. Bütün tecrübe ve birikimleriyle Afganistan, Pakistan, Kafkasya, Orta Asya, Irak, Libya ve Avrupa’dan Suriye’ye aktılar. Bu savaş tecrübesi, Katar’ın finansmanı ve bölgesel istihbarat teşkilatlarının organizasyonuyla örgütlendirildi. Daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyen halkları bir ikilimde bırakmak istediler; ya tek dil, tek bayrak, tek millete dayalı diktatörlükler ya da katliamcı terörizm. Bu temelde şunu net söyleyebiliriz; tecrübe birikimi ve finansman ile Türkiye’nin aktif desteği etle tırnak gibi ayrılmaz bir biçimde birbirini tamamladı. Bu bitmiş değil.
Tam olarak nasıl bir savaşın içindesiniz; coğrafya, nüfus yapısı, yerleşim biçimi, stratejik önemi ve DAİŞ’in tutunma motivasyonunu irdeleyerek analatabilir misiniz?
Cizîr Fırtınası Hamlesi’nin son aşaması olan ’Terörü Sonlandırma Savaşı’nı sürdürdüğümüz Fırat’ın kenarındaki alan iki taraflıdır. Bir tarafı düz, ormanlık ve tarım arazileriyle kaplıdır ki, DAİŞ’in kendisini gizlemesi ve hava güçlerinden korunmasını sağlıyor. Üstelik yumuşak zemininden dolayı kolaylıkla yer altı mevzileri oluşturulabiliyor. Diğer tarafı ise oldukça geniş ve çöldür. Sürekli toz fırtınası var. Derin vadileriyle saklanma ve saldırı taktiklerini mümkün kılıyor.
Bu bölge, Suriye’de yoğun nüfusuyla biliniyor. DAİŞ, yoğun nüfusun olduğu yerlerde, mahallelerde gizleniyor; böylece hem hava saldırılarına hem de karadan direkt savaşa karşı bu sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyor. Ani saldırılar, bombalı araçlar, intihar saldırıları ve yoğun mayınlamayla güçlerimizi durdurmaya çalışıyor.
Son günlerde yeniden koridorlar açılıyor ve siviller kurtarılıyor. Daha önce kurtarılıp kampa yerleştirilen ‘siviller’ içeriden saldırdı. Bu anlamda güvenlik önlemleri ve filtrelemede yenilikler yapıldı mı veya hangi işlemler yapılıyor?
Hamlenin başından itibaren temel önceliğimiz sivillerin korunması ve kurtarılmasıdır. Bunun için güvenli alanlar oluşturduk, özel birlikler organize ettik, koridorlar açtık, kuşattığımız yerleşim yerlerinin mutlaka bir tarafını açık tuttuk.
Sivillerin kurtarılmasına yönelik bu çabamız sonuç verdi ve başarılıdır. Bir istisna söz konusu. Hecîn savaşında, çatışma bölgesine yakın alandaki kampa sivillerin içinde sızan DAİŞ’liler, toz fırtınası ve Asayiş güçlerinin sivillerin ihtiyaçlarıyla meşgul olmasını fırsat bilerek saldırdı. Burada kayıplar verdik. Artık özel askeri birliklerimiz, Asayiş ve Dêrazor Sivil Meclisi ile birlikte kurtarılan sivilleri Hesekê bölgesine taşıyor. Savaş cephesinden uzak ve saldırı tehdidi yok. Asayiş de sivillerin arasına karışıp sızmaması için ciddi bir gayret gösteriyor.
Mevcut durumda Koalisyon ile askeri ortaklığınız yeterli mi, gerekli desteği alıyor musunuz?
Uluslararası Koalisyon’un ortağıyız. Hava ve ağır silah desteği planlandığı gibi devam ediyor. Burada bir sorun yok. Bizim temel beklentimiz ise bu askeri ortaklığının siyasi ortaklığa dönüşmesidir. Daha önce de ifade ettiğim gibi terörizmin bitirilmesi, sadece askeri bir mesele değil, aynı zaman da siyasi bir mücadeledir de. Bu mücadele için ancak merkezi olmayan ve Suriye’nin bütün bileşenlerinin temsilini bulduğu özerk yönetime ihtiyaç var.
HABER MERKEZİ