Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999’da birçok eyleme katılan Amed Barış Anneleri Meclisi kurucularından Rahime İnce, “Önderliğimizin tecrit edilmesini kabul etmeyeceğiz. Geçmişte tecride karşı direnen kadınlar, bugün yine Leyla Güven şahsında direniyor” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999 yılında uluslararası güçlerin ortaklığıyla Türkiye’ye getirilmesinin üzerinden 21 yıl geçti. Öcalan’a yönelik komploya karşı 1999 yılında birçok kişi bedenini ateşe verdi, cezaevlerinde açlık grevleri yapıldı, kefenlerin giyildiği zincirli eylemler yapıldı. Komplodan sonra bölgede ve Türkiye’nin birçok kentinde çok sayıda kadın karalar bağladı ve bunu yıllarca sürdürdü.

Bu eylemlere tanıklık eden Amed Barış Anneleri Meclisi kurucularından 85 yaşındaki Rahime İnce, kadınların 21 yıl önceki eylemlerini Jinnews’e anlattı.

Kürt anneleri asla teslim olmayacak

 Öcalan’ın bin bir türlü oyunla Suriye’den çıkarıldığını aktaran İnce, kadınların komplo sürecine çok güçlü çıkışlarla cevap verdiğine dikkat çekti. İnce, özellikle cezaevlerinde 9 Ekim 1998’de başlayan “Güneşimizi Karartamazsınız” eyleminin her alana yayıldığını dile getirerek, “Anneler olarak açlık grevi, zincirleme, kefen giyme eylemlerine katıldık. Yani ateşten gömleği hepimiz giydik. Gerekirse yine gireriz ve Kürt anneleri olarak asla teslim olmayacağız” diye konuştu.

Bedellerin bir önemi yoktu

 O süreçte annelerin öncülüğünde gerçekleşen ilk açlık grevinin İstanbul Bağcılar’da başladığını, sırasıyla diğer il ve ilçelere yayıldığını anlatan İnce, “Biz Barış Anneleri olarak 20 kişi açlık grevine girdik. Daha sonra her il kendi bölgesinde greve girdi ve bu binlere ulaştı. Eylemin dördüncü gününde dönemin hükümet yetkilileri, ‘ne yaparsanız yapın, hepinizi cezaevine atmaya geleceğiz’ diye tehdit ettiler. Ertesi gün birçok kette açlık grevlerine giren herkesi aldılar. Cezaevlerinde neredeyse boş bir yer kalmadı ama bunun bir önemi yoktu. Biz kararlıydık sonuna kadar gidecektik, Önderliğimiz için her şeyi yapacaktık” ifadelerini kullandı.

Düşmanlıkları hiç bitmedi

 Komploya karşı yeniden açlık grevlerine girdiklerinde polisin kendilerine olan yaklaşımı ve yöneliminin hiç değişmediğini aktaran İnce, şunları söyledi: “21 yıl önce komploya karşı açlık grevlerine girdiğimizde yine gözaltına alındık. Karakola götürüldüğümüzde neden aldıklarını sorduk. ‘Öcalan için açlık grevine girmişsiniz’ dediler. ‘Evet girdik, ne olmuş? Biz barış annesiyiz, barış istiyoruz, akan kan dursun ve kirli savaş bitsin’ dedik. Tecrit hala devam ediyor. Biz anneler yıllar sonra yine barış ve eşitlik mücadelesi veren önderliğimiz için açlık grevine girdik. Meclis’e girmeye çalıştık. Bu yaşımıza rağmen polisin annelere saygısızca dayatmasına şahitlik ettim. Ne yazık ki Kürtlere karşı bu kin ve düşmanlık hiç değişmedi” dedi.

Hiçbir şey tutsaklığı kadar beni etkilemedi

Komplonun Kürt halkında büyük bir üzüntü yarattığını ve neredeyse yediden yetmişe herkesin yas tuttuğunu dile getiren İnce, “Barış Anneleri olarak biz de Taksim’de siyah elbise giyerek başımıza siyah bant bağladık. Siyah eşarplar taktık. Yas gibiydi bizim için, ölüm gibiydi. O yüzden siyah giyindik. Her şeyden önce o bir halkın önderi, beyni ve aklıydı. Ben iki çocuğumu ve eşimi kaybettim ama hiçbiri beni önderliğin tutsak düşmesi kadar etkilemedi” diye konuştu.

Herkes elini vicdanına koysun

Leyla Güven’in başlattığı açlık grevine karşı hükümetin sessiz tavrını eleştiren İnce, “Tecrit bir insanlık suçudur. Biz önderliğimizin orada tecrit edilmesini kabul etmeyeceğiz ve unutmayacağız. Geçmişte tecride karşı direnen kadınlar, bugün yine Leyla Güven şahsında direniyor. Güven’e selam yolluyorum ve eylemini canı gönülden destekliyorum. Açlık grevleriyle ilgili şunu istiyorum; herkes elini vicdanına koysun ve ona göre hareket etsin. Anneler ağlamasın” diye konuştu.

 

AMED