Aşxane bir Kürt şehri. Kuzeybatıdaki son yerleşim alanı. Sınıra yakın. Bilirkişilerin anlatımına göre ünlü Qereçorlu aşireti tarafından kurulmuş. Qereçorluların ispatlı tarihi 2700 öncesine kadar gider. Bununla ilgili belgeler Yenisey yazıtlarındaki bir şiirde var ve Macar alimleri tarafından çözülmüştür. Orada, Kürt hanı çocuklarından birinin Qerçur olduğunu söylerler. Yerel aydınların görüşüne göre Aşxane ismi sekiz çeşmeden (heşt kanî) geliyor. Bu sonra Heşt Xane olmuş ve sonunda Aşxane’ye dönüşmüş. Bu çeşmeler; Şaxkuliyan, Hîzolan, Hespan, Rum, Dukuran, Bangî, Eş ve Diniavî’dir.
Siyaweş Mehru (68), Qereçorlu’nun Taşikî koluna mensup bir aydın. Mehru şunları anlattı: “Daha önce 5 aşiret yaşıyordu burada. Bunlar Boziyan/Buziyan (beyaz-sarı renkli), Deweliyan, Qereweliyan, Kersan, Siluran/Salarîler’dir. Rahmetli babam Eli Mehru’nun (9 cilt kitap yazmış) yazdığına göre, bunlar bir amca dört kardeş çocukları imiş. Bizim senedimiz var ki 16 baba olarak buradayız. Benden başlarsak Siyaweş, Keyareş, Siyaweş, Elî, Kerîm, Muhammed, Huseyîn, Elî Riza, Îl Beygîn, Mîr Beygîn, Sarixan, Budax/Budak Bey, Sarixan, Budak Bey, Sarixan, Budax Bey.
Şu an Aşxane’nin İmamzadesinde Şahkulî’nin mezarı vardı. Bazıları savaşta ölmüş ama genelinin mezarı burada. Qereçorlular burada Taşikî/ Taşkanlu/ Daşikî, Şakulî Taşikî, Dewelî Taşikî, Kersaniye Taşikî’ler olarak varlar.” Diğer kaynaklar Qereçor ismini Qereçur-Qereçol olarak, aşiretlerini de Sîlur, Şaqulî, Dewelî, Qere Welî, Kersan/Sersan olarak verir.
Siyaweş Mehru, anlatmaya devam ediyor: “Qereçorlular burada hanlık istememiş. İsmimiz de kılıçlarımızın keskinliğinden gelmiş. Keskinlikleri nedeniyle vurdukları zaman ‘qırç’ sesi gelirmiş, kudretimiz nedeniyle, bu sonradan Qereçorlu olmuş. Xorasan’da tahminen bir milyon Qereçorlu var. Bunlar Esferayin, Şoxan, Şîrvan, Bojnurd’da varlar. Qereçorluların 40-50 aşireti var; Memayanlu, Necefiyan Îzol ve diğerlerinin hepsi Qereçorludur.”
“330 yıl önce (1689 yılları) atalarımız burada bağ, arazi, ev, değirmen vs. satın almış ve satmışlar. Senetlerimiz var. Ondan önce nereden geldiğimizi bilmiyoruz. Şah İsmail döneminde buraya geldiğimizi tahmin ediyoruz. Ama Timurlenk buraya geldiğinde Kürtlerle karşılamış. Yine Marko Polo buraya 700 yıl önce gelmiş ve Kürt misafirperverliğinden bahseder. Qereçorlular, eğer Esferayin’dan Şîrvan’a bir hat çekersek, bu tarafı Qereçorlu, diğer taraf Bîçeranlu, diğer kol ise Zaferanludur. Zaxiran, Zagiran, Zegiran yani zêde (fazla) imişler ve Zaferanlu olmuşlar. Bunlar çok büyükmüş, kadınları büyükmüş, her birinin bir milyon koyunu varmış.”
“Qereçorluların lehçesi ile Laîn Kürtçesi yakın. Biliyoruz ki Semsur () ve Azerbeycan’da da Qereçorlular var. İhtimaldir ki hepsi buradan gitmişler. Bojnurd’daki Karabaşlı köyü daha önce Gawestiyan’dır ve yüklerini çekmedikleri için orada kalmışlar.”
Esferayin
Aşxane Kürt şehrinden yönümüzü Esferayin’a veriyoruz. Esferayin da bir Kürt şehri. 70 bin olan nüfusunun 50 bini Kürt ve Milan aşiretinin merkezi. Başka bir deyişle Kilider başkaldırısının da yurdu.
Hedefimiz ‘Wargeha Omidiye’ Türkçesi ile Ümidin Hoteli. Oraya vardığımızda yaşlı bir Kürt ile karşılaşıyoruz. Sohbet ederken şehrin tarihinden bahsetmesini istedim. Yaşlı: “Oğul bilirsin, burası Milan aşiretinin yurdudur. Bu aşiretten olan Kelmişî ailesi göçebelikten yorulur ve 1846 yılında Sebziwar’ın 50 km doğusunda, Sultanabat Türklerinden Suzan Deh köyünü satın alır ve yerleşirler. Sebziwar’ın kuzeyinde de bazı köyler kurarlar. 1945 yılına kadar barış içinde, sakin, hayvanlarının arkasından koşarak yaşamlarını sürdürürler. Savaşın getirdiği ağır yük, devlet baskısını da beraberinde getirir. Bu nedenle jandarmalar her gün köylere baskın yapar, para ve mal toplar, hırsızlık yapar, bu arada kadınlara da el atmaya ve zulmetmeye başlarlar. Böyle bir günde Kelmişî ailesinden bir kadına el atmaya kalkarlar ama Kelmişîler iki devlet memurunu öldürür. Bundan sonrası savaş, başkaldırı ve kandır. Mehmut Devlet Abadî, bunun romanını ‘Kilider’ adıyla yazdı. Başkaldırı, Kelmişî ailesinden Elîcan, Gul Muhemmed, Beg Muhemmed, Xan Muhemmed ve amcaları Muhemmed Xan ile 15 kişinin başlaması ile alevlenir. Daha sonra yöredeki Kürtler de olaya karışır ve isyan büyür. İsyan Kilider, Memed Beg ve Kumiş dağları ile Toper yaylasında ilerleyerek 1948 yılına kadar devam eder. Sonunda bir hain vasıtasıyla Şah’ın güçleri isyancıları kötü bir yerde kıstırır. Devlet topladığı keskin nişancıları etrafa yerleştirir. Gul Muhammed arkadaşlarına; ’Siz gidin, kendinizi kurtarın, ben savaşırım’ der. Zorla arkadaşlarını uzaklaştırır. Hanımı olan Şîrîn’e de parolayla uzaktan çocuklarını kurtarmasını ister ve kendisi, kardeşleri, amcası ve büyük çocukları ile sonuna kadar savaşır. Akşam karanlığından yararlanan küçük kardeşleri Xan Muhemmed kaçarak Irak’a gider. Diğerleri son mermilerine kadar savaşarak şehit düşer. Kalanların çoğu öldürüldü, zindanlara tıkıldı, evleri yakıldı ve darmadağın oldular… İşte bu şehrin kısa hikayesi bu!”
Başını öne eğen amca, ellerini üzüntüyle salladı. Kendisinden bu olayın şarkılarını söylemesini rica ettim. O da anlatmaya ve söylemeye başladı: ”Ertesi gün annesi Gulistan dağlara, oğullarının yerini bulmaya gelir. Gelirken ağıt yakar ve şöyle der:
Kilîdarê elêlo Xancano, bi dar û gûzê /Kilider ağaç ve cewiz doludur can Xan
Gullan tê da elêlo Xancano, wîze wîzê / İçinde kurşunlar vız vız eder
Xatirê te elêlo Xancano, pir ezîzê/ Senin hatıran çok azizdir Xan can
Lo Xanê Kelmîşî, elêlo Xancano, fikra me bikşî / bizim için bir plan ve iş yap)
Fikir nekşînî elêlo Xancano, tên ser me qûşîn esker / Öğlene kadar üzerimize kurşun yağar Xan Can!)
Yaşlı amca birinci kıtadan sonra duygulandı, burun kapakları kızardı ve gözyaşları ardı ardına dökülünce, ”Yapamıyorum” dedi. Ben ısrar edince ikinci kıtayı okudu:
Ez dayika te elêlo Xancano, Gulistan im / Ben annen Gulistan Xan can!
Li nav çiyan elêlo Xancano, sergizdan im / Dağlar arasında deliler gibiyim
Te nabînim elêlo Xancano, dil bi jan im / Seni görmez, yüreğim yaralıdır
Lo xanê Kelmîşî, elêlo Xancano, fikra me bikşî / bizim için bir plan ve iş yap
Fikr nekşînî elêlo Xancano, tê ser me qûşîn / Öğlene kadar üzerimize kurşun yağar Xan Can!
Ama daha fazla dayanamayarak çocuk gibi ağladı ve derin bir ”ahh” çekti. Devam edemedi. İlginç! Belki kendisi yaşamında isyancıları görmemişti ama ulusal duyguları onu harekete geçirmişti. Kendilerine yapılan zulmü iliklerine kadar hissetmiş ve türkünün devamını okuyamamıştı. İşte Xorasan’da çoğunluğun ulusalcılık seviyesi böyle.
Yaşlı amcanın çok duygulanması bizi de etkilemişti. Daha fazla üzülmesini istemedim. Teşekkür ederek müzeyi gezmeye koyuldum.