Abdulkerim Ürün, Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Asya Yüksel'in cenaze töreninde "Asya candır, Asya serhildandır" diyerek kızını sonsuzluğa uğurladı. Cizre'de 200 kişi ile birlikte katledilen Yüksel'in cenazesi tam 3 ay sonra teşhis edilebildi.
Asya Yüksel 2 çocuk annesiydi. 1995'te devlet güçleri tarafından katledilen kardeşi Necmettin Ürün'ün yolunu takip etmiş, hayatını mücadeleye adamış bir kadın.
Cizre'de 79 gün süren kuşatma ve saldırılar karşısında direndi. Gözlerinin önünde devlet güçlerinin hedefi olan gençleri, "Ben bir anneyim, çocuklarımı bırakamam" diyerek son nefesine kadar Cizre'nin vahşet bodrumlarındaki gençlerle birlikte kaldı.
Oysa kızına söz vermişti 'mutlaka geleceğim' diye. Gidemedi Asya Yüksel. Çünkü yanında yaralı gençler vardı, 'çocuklarım' dediği. Jiyan Yüksel'i annesine ve Kürt halkına emanet ederken "Olur da kötü bir şey olursa güçlü olmanı istiyorum" diye tembihledi.
Jiyan, annesinin yüreğinde bıraktığı boşluğu bir köşeye iterek, güçlü olmaya çalışıyor şimdilerde. Gücünü ise annesinden alıyor. "Annem güçlü bir kadındı. Benim de güçlü durmamı istiyordu. Bana 'Sadece senin için savaşıyorum. Senin gibi kadınlar güçlü olsun diye savaşıyorum…" diyor Jiyan.
Var mıydı başka bir şansı Asya Yüksel'in? Hem halk olarak kimliği inkar edilmiş, hem de kadın olarak ötekileştirilmiştir. Bir toplum içerisinde güçlü olmak dışında nasıl bir seçeneği olabilirdi?
Yaşadığı coğrafya her gün kan kaybederken, çocukları yaşındaki gençler her gün katledilirken, ısrarla savaş dışında bir alternatif sunulmazken 'ya inkar, ya ölüm' diye seçenek sunulurken nasıl bir yaşamı tercih edebilirdi? Kardeşinin katledilmesi halen hafızasında taptazeyken, Cizre'nin vahşet bodrumlarını bırakabilir miydi?
Bırakamamış Asya Yüksel, çocuklarının yanında kalmayı tercih etmiş bedelini bile bile. Düşünün ki bir halk sırf 'Kürt' olduğunu ispatlamak için 40 yıla yakın mücadele etmiş, 40 binden fazla insan yaşamını yitirmiş, binlerce köyü yakılmış, yıkılmış, boşaltılmış, yüzbinlerce insan zorla göç ettirilmiş. Böyle bir halkın özgürlüğe gönül vermiş bir bireyi olarak, hele de Qilaban gibi sürekli savaşın hüküm sürdüğü bir coğrafyada nasıl güçlü olmasındı.
Güçsüz olmaya hakkı var mıydı Asya Yüksel'in? Her gün onlarca çocuğa tecavüz edildiği haberleri sıralanırken, onlarca kadın erkekler tarafından katledilirken, tecavüz ve tacize uğrarken, devlet her gün kadın katillerini aklarken, çocuk tecavüzcülerini korurken güçsüz olabilir miydi?
Kendi ülkesinde mülteci olmuş bir halkın meclis eşbaşkanı olarak mücadele etmemek için hangi seçeneği vardı? Başka seçenekleri olmadı, olamadı. Faşist tekçi zihniyet bu seçeneklere engel oldu. Ve olmaya devam ediyor.
2015 Ağustos ayında öz yönetim ilanından sonra verdiği bir röportajda Asya Yüksel şöyle diyordu: "2013 yılında 'önderlik bir süreç başlattı. Savaştan çok demokratik siyaset olsun' dedi. Savaş yaşanıyordu, ölümler yaşanıyordu. Sadece Kürt gençleri değil, diğer halklar da katlediliyordu. AKP demokratik siyasette adım atmadı, halkı ayaklar altına aldı. Barajlar yaptı. Gençleri sokaklarda katletti, infaz etti. AKP'nin politikaları en çok da kadınları etkiliyor. Savaşta kadınlar eşlerini, çocuklarını kardeşlerini kaybediyor. Yine kadın bedeni üzerinde zulüm politikaları var. Biz de dedik ki öz yönetimlerle içerisinde öz savunmayı geliştirelim. Suruç'ta 33 gencimizi katletti. Bunların çoğu Kürt de değildi. AKP'nin zulüm politikalarına dur demek gerekiyordu."
Bazı zamanlar vardır, gidişata dur demek en büyük eylemdir, bazı zamanlar vardır yarını bugünden inşa etmek zorunluluktur, bazı zamanlar vardır tek seçenek ortak mücadeledir. Peki o zaman bu zaman değilse hangi zamandır?