TC’nin serüveni, „bir deli, öteki deliye demiş ki“ hikayesidir uzar gider.
Tımarhanede, bütün deliler birbirine benzer ve hepsi bir arada kendini aklı yerinde, ruh sağlığı muhkem sanır. Delilik değil, normal haller yadırganır. Normal davranışlı biri varsa ötekileşir, ta ki çoğunluğa benzeyene kadar.
Kürtlerin „ötekileşme“ macerası budur, bir bakıma. „Ben, sen değil kendimim“ demeleri…
Onun için Kars’daki bir konserde, Kürtçe kılam söylenince, en başta savcı, düzenin adaletinin bütün memurları, topluca salonu terk ediyor, şarkıcı da „zaten deli“ ilan ediliyordu. Herkesin ötekine benzemek için aslını, neslini, dilini inkar ettiği bir tımarhanede, farklılık tabii ki deliliktir.
İnsanları yalan, dolanla „kündeye“ getirip, entrika prangalı tuzağa düşürmek delilik değil, akıllılıktır tımarhanede.
Atatürk, Kürtleri severken parlamentodaki temsilcilerine, „kültürünüze sahip çıkın ve ulusal kıyafetinizle gelin“ diyor, ona kanan Dersim temsilcisi Hasan Hayri, idam sehpasında can vererek, hatasının cezasını ödüyordu.
Yine Atatürk, Kürt aşkı alevlendikçe, Dersimli Diyap Ağa’yı makam aracıyla gezdiriyor, 1937’de vur emri verdiğinde, Diyap Ağa artık hayatta yok ama, ailesi (35 kişi) bir arada yok edilerek soyu kurutuluyor, bir tek kız torunu (Perihan) saklanmayı başardığı için kurtuluyordu.
Bu, tımarhanede renk, biçim, soy birliğini sağlama vuruşuydu. Nitekim, Hitler’in Yahudi, Roman (Çingene) soykırımına ilham teşkil edecek şekilde Ermeniler yoklara karıştırılmış, Rumlar binlerce yıllık yurtlarından kovulmuş, Yahudiler tarumar edilmiş, hepsinin malı, mülkü kapanın elinde kalmış, insan hayatının bir kurşun derekesinde ucuzladığı tımarhenede kalanlar, „Türk ve elhemdulillah Müslümanım“ diyerek soyunu inkar edip, dönekleşenler kalmış, sıra „Tırk ne ki, hem bana ne Tırko’dan, ben benim“ diyen Kürtlere gelmişti.
Ve tımarhanede kardeşlik adına vur ha vur ettiler.
Şimdi Atatürk’ün, „Kürt inkarı bitti, asimlasyon yok“ naralı imamlarının „ileri demokrasi“ hem de tımarhane zemininde, entrikalarla devlet terörünün karıldığı „kardeşlik“ dönemidir. Omurgaları yılanınki kadar esnek, dillerinin ise kemiği yok. Her kalıba girmek, renk değiştirmek ise hayat danslarının karekteri. Geçenlerde parlamento kürsüsünde, „Dersim’de kırım var“ diye haykırıp, Atatürk adına „Kürt kardeşleri“nden özür dileyen Baş imam Recep Tayyip’in söylemlerinde Kürtçe serbest, ama hakikat başka yerde olduğu için eğitim, köy, kasaba, şehir isimleri yasak, Kürtçe nağme duyan tımarhane kaçkını misali saldırgan, „gelin siyaset yapın“ entrikasına kanan Kürtler kadını, çocuğu ve erişkiniyle toplama kamplarında…
İmam Recep Tayyip, fikri başka, zikri tanınmaz haliyle, Medeniyetler İttifakı Doha Forumu’na gönderdiği mesajda, ”dünyayı kurtaran adam“ rolüne soyunuyor ve „Ortadoğu’da devlet terörü devam ettikçe, uzlaşma çabaları sabote edildikçe, masum çocukların üzerine bomba yağdıkça, masum insanlar açık hava hapishanelerinde tutsak oldukça, barış ufukta gözükmeyecektir” diyordu.
Bu sözleri duyup, okuyan kaç vicdan sahibi „ey utanma hissi sen neredesin?” dedi bilemiyorum, fakat Recep Tayyip, söyledikleriyle Kürtlerin hayatını tarif ediyordu. Atatürk adına özür dileyen adamın rejiminde Kürdistan toplama kampı, Kürtler esir ötesi rehineydi, kendi ülkelerinde...
Öte yandan, Suriye Devlet Başkanı Esad’dan sonra Irak Başbakanı aynı sıralarda, bir Amerikan televizyonunda, „Türkleri durdurun, elleri, kollarıyla içişlerimizde” diye bağırıyor, İmam’ın rejimini terör, nifak şırınga etmekle suçluyordu.
İçeride Kürtler cehennemi, cenderedeydi. Dağları imamın ordusu muhasarasında...
Muhalif Türkler Ergenekoncu, biat etmeyen, Recep Tayyip’in „Yahudilerden ödül alan ilk Müslüman” olduğunu söyleyen imamlar (Cübbeli Ahmet) bile fuhuş çetesinin başıydı, entrika çemberli tımarhanede. Aynı tımarhanede yandaş mafya (futbolcular) kurtarılıyor, tecavüzcüler (Hüseyin Üzmez) hapishaneden çıkarılıyor, Siirt’teki kaçırılıyor, JİTEM’ci imam din alimi oluyordu.
Atatürk rejiminin de yandaş - candaşları, bir de her türlü cezayı hak eden düşmanları vardı. Atatürk’ü kınamak, yaptıklarından dolayı özür dilemek, kimseyi aklamıyor, paklamıyor, birileri, „aynı tımarhaneyi işletmeyi bırak, aynaya baksana hemşehrim” diyebiliyordu.
Atatürk, Kürt seçilmişleri asıyor, mahdumu kelepçeleyip, toplama kampına kilitliyordu. Fark bu...
Elinizdeyse eğer, korku tımarhanesinin sonsuzluğunda, ruh sağlığınızı koruyun bakalım!..