İnançlara saygı diye bir klişe ile yaşıyoruz.  Ve Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçunun da gölgesi altında…

İlginçtir ki dindarları, dini yapıları koruyan birçok mekanizma varken aynı koruyucu mekanizmalar bir ateist, agnostik, apatheist, panteist için birçok açıdan geçerli değil.
Siz hiç inanmayan insanları "günahkar", "sapkın", "münafık" ve benzeri (ki benzeri sıfatlar saymakla bitmez) olarak nitelendiren bir din adamının toplumunun bir kesimine hakaretten, aşağılamaktan yargılandığını duydunuz mu?
Duyamazsınız. Çünkü genel kabul gören standartlara göre sadece inanmayanlar, inananlar karşısında ayaklarını denk almak, "saygı duymak" ve çenelerini kapatmak zorunda.  Bu üzerine fazla konuşulmayan ve açıklaması gerçekten çok zor bir durum.
***
Hiç kimse bugün dinlerin siyasal-toplumsal iktidar yapıları üzerinde ciddi bir etkisi bulunduğunu inkar edemez. Daha doğrusu din, dini kurumlar iktidarların egemenlik araçlarından biri olarak ortada duruyor.
Dindarlar, inanç sahipleri hemen hemen her siyasi hareketin üzerinde hesap yaptığı, kendi politik amaçlarına göre şekillendirmek istediği bir toplumsal kesim. Hatta günümüz Türkiye’sinde dindarlar üzerinden siyaset yapmaya çalışmayan tek bir kesim dahi yok gibi. İşte din bu yüzden kışkırtmaların, provokasyonların hatta çatışmaların, savaşların nedeni olabiliyor.
Dini bu konuma sokan iktidar araçlarını elinde tutan güçler belki de maneviyatla, dinle, uhrevi dünyayla en az ilgisi olan kesimlerdir. Ama halkları öngördükleri toplumsal nizam içinde tutmak için, dini kullanmaktan hiçbir şekilde çekinmiyorlar.
***
Bütün dinler açısından söylemek gerekirse; dinler bugünkü örgütlü niteliğini korudukça, cemaatler varlığını sürdürdükçe bu düzenin değişmesi mümkün değil. İnancın, dinin sadece bireyi ilgilendiren bir konu haline gelmesi de çok uzak bir hayal. Bugün gerçekleştirilebilecek tek bir şey var. Din şiddetten arınmalı, arındırılmalı. Dini koruma adına, yayma adına her türlü şiddet ve baskı terk edilmeli.
Bunu dindarlar inançsızlara şiddet uygulamasın babında söylemiyorum.  İnançsızlar zaten dindarlarla "en uyumlu" yaşayan kesim. (aralarında bir iktidar kavgası yok) En büyük çatışma inanmayanlarla inananlar arasında değil ki, farklı inançlara mensup ya da aynı inanca sahip insanlar arasında. Üç semavi dinin çatışmalarında ölen insanların çetelesini tutun onlarla bir gezegen daha doldurabileceğinizi göreceksiniz.
***
Diğer bir nokta ise şudur ki, dindarlar fikri düzeyde dinler konusunda yapılacak tartışmalara karşı toleranslı olmak durumunda. Olmaz diyorsanız açın internetinizi Christopher Hitchens ile Tarık Ramazan’ın tartışmalarını izleyin. Dünyanın bir kısmı o düzeye gelmiş geçiyor bile. Biz ise hala herkesin hassasiyetleriyle uğraşıyoruz.
Bu hassasiyetler her dini kesim için geçerli. Kimse Sünni İslam’ı özellikle kast ettiğimi düşünmesin.
Hassasiyet dediğimiz noktaların tümü dinin iktidar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkmıştır. İslam’da da böyledir, Hıristiyanlık’ta da böyledir, diğer semavi ya da monoteist dinlerde de böyledir.
***
Üzülerek belirtiyorum ki, özellikle bizim toplumumuz için durum bu konuda hiç de iç açıcı değil. Demokrasiyi geliştirecek, demokratik bir toplumu yaratacak herkesin bilmesi gereken en önemli gerçeklerden biri şudur ki, inanç özgürlüğü sağlanmadan hiçbir bireysel ya da kolektif hak ve hürriyetler garanti altında değildir. Yeni bir toplum modeli inşa ederken her kesimi buna ikna etmek zorundayız.