Mezhepçi, ırkçı AKP hükümetinin Kürdistan’da sivil Kürt halkına karşı giriştiği toplu katliamlar, son birkaç ayda ayuka çıktı. Dünyanın gözleri önünde anne karnındaki bebeği kurşuna dizen, evleri havan toplarına tutan, sokak ortasında katlettiği insanların cenazesine bile el koyan bu Hitlervari siyasetini sürdürmekte kararlı gözüküyor.
Kürdistan’daki antik şehirlerimiz, bugün tarihinin en büyük Kerbelası haline getiriliyor. Özellikle Aleviler Kerbelayı mı görmek istiyorlar! İşte Diyarbekir, işte Sur, işte Cizre, işte Kürdistan! Bu yerleşim alanları şu an mazlum Hüseyinlerin katledildiği Kerbeladır! Buralarda insanlar aç-susuz bırakılmakta, insanlık onuru ayaklar altına alınmaktadır.
1335 yıl öncesinde de orada, aynı uygulamaları Muaviye oğlu Yezit ve orduları, Hüseyinilere karşı uygulamamış mıydı? Hüseyin’in kılıçlanan gövdesi, çöl kumlarında güneşin altında sahipsiz bırakılmamış mıydı? Başı gövdesinden ayrılıp, Yezid’in Şam’daki sarayı olan Kasr-ı Beyza‘ya (Beyaz Saray) götürülmemiş miydi? Bütün bu tarihsel geçmişi bilen ve bilince çıkaran Alevi kurumlarının yöneticileri, Pirleri ve talipleri 29 Aralık 2015 tarihinde "Savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin!" sloganıyla başlattıkları üç günlük açlık grevini, süresiz ve dönüşümlü olarak sürdürme kararı aldılar. Alevi kadınları, lokmalarıyla birlikte Diyarbakır/Sur’a kadar gittiler. Orada çerağlar uyandırıp, semahlar döndüler! Semah anında bile bombaların susumadığı, Tv ekranlarına yansıyordu!
Bu açlık grevine yönelik Avrupa Alevi Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu başta olmak üzere diğer devrimci-demokrat örgütler ve duyarlı kesimler de destek açıklamaları yaptılar. Duyarlı Alevi kesimleri, Avrupa'nın hemen hemen tüm bölgelerinde çeşitli etkinliklerle, eylem ve yürüyüşlerle AKP‘nin bu pervasızca tutumunu sert bir şekilde protesto ettiler. Peki ya Alevilerin diğer kesimi? Hani her yıl Muharrem ayında tıraş olup, takım elbiselerle divana kurularak, Hüseyin’e ağlayan ve taliplerini zorla ağlatmaya çalışan (Haşa Pirler meclisinden!) sözümona Alevi, Bektaşi Dedeleri nerelerdesiniz? Bu aralar çok mu meşgulsünüz? Bir yerlerden davet mi bekliyorsunuz? Başbakanlıkta, Ankara’daki Kasr-ı Beyza’da yuvarlak masa etrafında toplanmak, fakir-fukaranın vergisiyle pişirilen yemeklerden tatmak için mi susuyorsunuz? Hiç mi utanmıyorsunuz? Kabeniz olan insanların, gözlerinizin önünde katledilmesine nasıl seyirici kalabiliyorsunuz? Gönül gözünüz bu kadar mı köreldi? Bu kadar mı nefsdanik oldunuz?
Atalarınızın o görkemli tarihini, ortak hafızalarınızda lütfen bir kez daha yoklayınız! 500 yıl önce yaşayan Pir Sultanımızın hayatını, bir kez daha gözden geçiriniz! Hatırlatalım! Pirimizin, o asil köpekleri bile Osmanlı kadılarının sofrasındaki haram lokmayı/yemeği yemediler! Asılacağını bildiği halde Osmanlıya boyun eğmeyen Pirimiz, sizlere yüzlerce ayet/nefes bırakmadı mı? Zahmet edip günde iki kıta okusanıza! Okuyun ki, gönül gözünüz açılsın! Vicdanınız deme gelsin!
Hiçbir kitabi dinin, inancın felsefesinde olmayan insanlık dışı zulüm politikalarını, Kürt şehirlerimizde mazlum Kürt halkına yaşatan ve onbinlerce askeriyle bu katliamları yürütenlere soruyoruz; bu mudur Müslümanlık? Bu mudur insanlık? Bu mudur devlet yöneticiliği? Hani Kürtler kardeşinizdi? Allah aşkına söylermisiniz hangi Kürtler kardeşinizdir? Kendinize benzettiğiniz korucular mı? Hani Kürtlerle etle-tırnak gibiydiniz? İtiraf edin! Siz et, mazlum Kürtler de kesip attığınız tırnak mıdır?
Artık Allahtan korkun! Ümmeti Muhammed olmanın onurlu gereklerini yerine getirin! Kürtler ne istiyor? Doğuştan kaynaklı insan haklarını istemek, Kur’an ayetleriyle çelişiyor mu? Yoksa hak ve özgürlük istemek, o uyduruk darbe anayasalarınızın kanunlarıyla mı çelişiyor? Söylermisiniz; sizler için darbeci anayasalarınız mı, yoksa Kur’an ayetleriniz ve Ümmeti Muhammed olmak mı daha üstündür? Artık Firavunlaşmayı bırakın! Görmediniz mi; Ateş İbrahim’i yaktı mı? İsmail kurban oldu mu? Hz. Muhammed mağarada kıstırıldı mı? Şehidi Kerbela Hüseyinimiz unutuldu mu? Êdi bes e! Artık yeter!