Aşırı Türkçüler, Türk devletçileri atalarıyla övünürler, ata kültürleriyle övünürler, haklarıdır, övünsünler, ama bunu sahtekarca yaparlarsa, atalarının kutsallarını alıp başka insanlara karşı silah olarak kullanırlarsa bu her türlü soy ahlakından mahrumluk olur.
Ahlak mahrumiyeti de başka mahrumiyetlere benzemez, ahlak insan yaşamındaki en köklü erdemlerden biridir ve bir insan ahlaktan mahrum kalırsa köklerinden sökülür, insanlıktan çıkarır.
***
Eski Türki kavimlerde ateş kutsaldır, kimileri “güneşin elçisi” sayar, kimileri Tanrı’yla aralarındaki “iletişim yolu” olarak görür. Toplumsal yaşamlarının ayrıntılarında, şimdi lanet okudukları “muhteşem Zerdüşt” kültüründeki ateşe yaklaşımlarla benzer yaklaşımlar vardır.
Ama şimdinin aşırı milliyetçi Türk devletçileri atalarının tüm paradigmalarını yıkıp ateşi başka insanlara, başka halklara, devrimcilere, mazlumlara karşı silah olarak kullanıyor.
Cengiz Han’dan, Osmanlı’dan beri başlayıp gelen ateşin silah olarak kullanılması günümüzde Türk devleti için militarist bir kültür, kolay bir savaş aracı haline gelmiş durumda.
Hangi savaşta, hangi çatışmada, hangi kapışmada dara düşseler ateşe başvuruyorlar.
Dersim’de, Zilan’da, Koçgiri’de kurşun harcanmasın diye Kürtler’i ve Ermeniler’i ateşle öldürdüler.
Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Madımak’ta Aleviler’i, yazarları, sanatçıları ateşle öldürdüler.
Gerillayla dağ savaşında dara düştüklerinde ya da Cizre’de, Sur’da, Silopi’de Kürtler’i ateşle öldürdüler.
Hadi bunları ırkçılığın hunhar saldırganlığı, kan milliyetçiliğinin insanı canavarlaştırması sayalım.
Peki ormanları, hayvanları niye yakıyorlar?
Bir devlet ve bir ordu düşünün ki, kendini mertlik ve yiğitlikle tasvir edip dünyaya caka atsın ama düşmanıyla merde-mert çarpışmak yerine hıncını onun doğal korunağı olan ormanlardan alsın.
Bu acizliktir…
Zayıflıktır…
Perişanlıktır…
Atalarının kutsalını alıp yine atalarının ve Tanrı’nın bir başka kutsalı olan ormanlara karşı silah olarak kullanmak soy bilmezlik, kadirsizlik ve Tanrı’ya karşı gelmektir.
***
Türkçü Türk devleti 1938’den beri ateşi en çok Dersim’de silah olarak kullandı. 90’larda Kuzey Kürdistan’ın pek çok yerinde ateşi köylere, ormanlara ve davara karşı kullandı ama Dersim’e dair özel bir konsepti vardı. Boşaltılan yüzlerce köyün tamamına yakınını yakarak boşalttı, gerillanın barınabileceğini düşündüğü orman alanlarını 30 yıl boyunca her yaz düzenli olarak yaktı.
Şimdi Dersim yine yangın yeri…
Hozat’ı bir haftadır dört taraftan yakıyor devlet…
Çocukken bir gün bile görmezsem öleceğimi sandığım ve şimdi göremediğim her gün öldüğüm Sıncik Dağı her yaz olduğu gibi yine ateş altında.
Üstelik; Zerdüşt’ün “doğada her şey karşıtıyla vardır” dediği suyun “düşman ateş”e dökülmesine izin vermiyorlar.
Oysa doğrudur, Dersim’de ateşe su dökülmez, hatta ocaklarda ateş hiç söndürülmez, ateş ateşle yakılır.
Ama yok edici bir silaha dönüştürülen ve ormanları, hayvanları yakan ateşe su dökmek insanlık görevidir.
Bu göreve dahi izin vermiyorlar…
***
İran’daki 30 bin kişilik Zerdüşti toplum ile İslam’ın yayılış sürecinde Hindistan’a kaçmak zorunda kalan oradaki Zerdüşti toplumunun ateşe yaklaşımından öte bir kıymet ve inanç yaklaşımı vardır Dersim’in.
Dediğim gibi; ateşe su dökülmez, ocaklarda söndürülmez ve ateş ateşle yakılır.
Yakıcı Türk devletinin 90’lardan beri Dersim’e ateşle yönelmesinin sebebi -biraz da- bundandır. Faşizmin özelliklerindendir zaten; düşman saydığı bir halkın hassasiyetine yönelmek, hassasiyeti hassasiyetle vurmak ana prensibidir.
Kaldı ki Dersim halkı yaban hayvanlarına karşı da hassastır, her canlının yaşam hakkını savunur; ama gerçekten savunur. Yediği her şeyi tam olarak bitirmemesi bundandır; bir tane de olsa, bir kaşık da olsa bırakır; bu, evcil ve yaban hayvanlarının hakkıdır, her hak mutlaka sahibini bulur. (Bu kültür günümüz “şehir Dersimlileri” tarafından pek yaşanmasa da her canlının yaşam hakkı hala gerçekten savunulur.)
Devlet bu hassasiyeti de biliyor, bu yüzden her yaz ormanları, hayvanları değil aslında canımızı yakıyor.
Ama biliyor musunuz?
Kendim şahidim; yakılan ormanlar her seferinde daha da gürleşiyor.