Dêrsim Soykırımı’na ilişkin yapılan tartışmalara en iyi cevap, halkın binlerce yıldır bağrından çıkardığı ve hala içinde yaşattığı sözlü kültür geleneğinin bir parçası olan ağıtlar. Ağıtlar, aynı zamanda acıları ve trajedileri anlatmakla birlikte yaşanan olayları gelecek kuşaklara aktarıp dikili bir mezar taşı bile olmayan bir halkın tarihe kayıt düşmesidir. Unutulmaması gereken her şey ağıtlarda vücut bulmuş, vicdanın ortaya çıkardığı en duru hakikatler ağıtlarla gelecek kuşaklara aktarılıyor. Günümüzde yürütülen tartışmalarda belgelerin o soğuk ve nesneleştiren dilini aramak yerine bu halkın o dönemde yaşadıklarını anlatan ağıtlarda geçen sözlere kulak vermek tarihle yüzleşmenin yollarından biridir de. Dêrsim’de yaşanan soykırımı anlatan yaşlılardan biri, ‘’ateş yağdı; zaman durdu, su dondu, nehir durdu, ne yapacaksın...“ diyordu, başını uzak dağ başlarına dönerek. Yeniden suskunluğuna sığınıyordu. Üzerlerine ateş yağıyordu, söndürmeye su yoktu, çünkü su donmuştu. Dêrsimli yaşlılar, ne iş yaparlarsa yapsınlar dillerinde ince bir ağıt yakarlardı. Adeta kimse duymasın diye mırıldanırlardı. Kadınlar çiçekli fistanının eteklerinden tutan rüzgara fısıldarlar sözlerini, toprağa, suya ya da gökyüzüne... O diyarlarda çocuklar, henüz ilk kelimelerini dahi söyleyemeden, bu yürek yakan ağıtları dinleyerek büyümek zorunda kaldılar.

Soykırımı ağıtlardan öğrendik

Ağıtlara ilişkin bu bölümde araştırmacı-yazar Mesut Özcan’ın görüşlerine yer verdik. Özcan, çıkardığı ‘’Öyküleriyle Dêrsim Ağıtları’’ adlı iki ciltlik çalışmasında Dêrsim’de söylenen ağıtları derleyerek tarihe önemli bir şerh düşmüş. Kitabında yer verdiği ağıtları; savaşlarda, aşiretler arası ve aşiret içi kavgalarda ve doğal yollardan ölenler olmak üzere üçe ayırmış. Savaşlara ölenler üzerine yakılan ağıtlar bölümünde ele aldığı ağıtların çoğu 38’de yaşanan soykırımı anlatıyor. Mesut Özcan’la kitabına ve 38’e ilişkin yaptığımız görüşmede önemli ayrıntılara dikkat çekti. Ağıtların Dêrsim tarihinde çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Özcan, Dêrsim ağıtları sayesinde, birçok Dêrsimli’nin 37-38 ve öncesinde neler olduğunu öğrendiğini belirtip sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Alişer Efendi ile Zarife Hanım’ın nasıl öldürüldüklerini, direnişin önemli simgelerinden Bahtiyarlı Şahan Ağa’nın üvey kardeşi tarafından nasıl haince öldürüldüğünü, Laç Deresi’ndeki soykırım hep ağıtlardan sayesinde öğrendik.“

Soykırımı yapanlar anlatılıyor
Ağıtların tarihsel olayların kaydedildiği objektif metinler olduğunu vurgulayan Özcan, ağıtların günümüzde yürütülen tartışmalara çok önemli cevap verdiğini de söylüyor. Kamuoyunda tartışmalarda öne çıkan noktalardan birisinin de soykırımı kimlerin gerçekleştirdiği olduğunun altını çizen Özcan, Dêrsimlilerce bilinen çoğu ağıtta soykırımı yapanların anlatıldığını ve o ağıtlardan birinin de Çukur ağıdı olduğunu ifade ediyor:

‘’... Celal Bayır ma sero niştoro
zalım esmo meymano
Çay û qewa ma nêsimeno
made xayîn nîyadano
Cixara esta wertê peçiku fetelîno
mara xorî heredano
Sulî Axa vano: Pepug roso Çuxure’de
cencunê marê biwano
Zerê mi terseno kafiro bêdîn û bêîmano
Fermanê ma veto nafaê az mara nêverdano.“

‘’Celal Bayar oturmuş başımızda
zalim bu gece misafirdir
Çay ile kahvemizi içmiyor,
bize hayın bakıyor
Sigarayı atmış parmak arasına
bize derin küsmüş
Suli Axa diyor: Pepug konsun Çukur’a
gençlerimize ötsün
İçim korkuyor kafirdir, dinsizdir, imansızdır
Fermanımızı çıkarmış bu kez bizden
(kimseyi) sağ komasın.“

Olayların Suli Ağa’nın ağıtta tahmin ettiği gibi geliştiğini kaydeden Özcan, Suli Ağa da dahil, Çukur ağalarından üç kardeş, ailesi, çoluk çocuklarıyla birlikte Mazgirt önlerinde kurşuna dizildiğini söylüyor.

Sen ölümüne üzülmeyesin

Dêrsim ağıtlarının, ölenin veya öldürülenin yaşam öyküsünü, ölü sahibinin düştüğü ya da düşeceği durumu onların ağzından anlattığına da değinen Özcan, Hewa Sey Wuşen’de (Seyid Hüseyin’in Ağıdı) de özelliğin dile getirildiğini ifade ediyor:

‘’De bîye bîye / Welat begê mi bîye
Hefê mi yeno/ begê mi Sey Wuşen’î
Haqe dina zaneno / reyîse kirmancîyo
Ewro ağlere Dêrsim dê are /
berde verê daraxacîye
Sey Wuşe wano: ‘’Sey Riza
Tore merdana xo ver mekuye
Yekî jê ma, kafiru dest seyîd bîye’’
 
‘’Ah, gel gel yurdumun beyi gel
Yanıyorum beyim Seyit Hüseyin’in gidişine
Allah bilirdi ki Kırmanciye reisi
Dêrsim ağalarını toplayıp,
darağacının önüne götürmüşler
Seyid Hüseyin diyor: Seyit Rıza
Sen ölümüne üzülmeyesin
Onlarda bizim gibi şehit oldular kafir eliyle’’


Kafirin kanunu bizim içindir
Dêrsim’de bir kırımın gerçekleştiğini çoğu ağıtta anlatıldığını kaydeden Özcan, bunlardan bir kaçını da kitabında aktarıyor. Silo Qiz’ın seslendirdiği Sahan ağıdında şu sözler yer alıyor:

‘’... Haq adirê Abdula pasay wedaro
Koto qaraze mordeme pîlî
Sahan vano: Ma sero cêrena qanuna kafîrî
Tersa mi sarê mi tolde kuyo
Kowune Dêrsim’de nêmano çêna u cênîye
Ax kore merdîye...“

‘’Allah Abdullah paşanın ocağını söndürdün
Büyüklerimize düşman kesilmiş
Sahan diyor: Kafirin kanunu bizim içindir
Korkarım ki ben öldükten sonra
Dêrsim dağlarında kadın kız kalmaya
Ah körolası ölüm...“


Munzur ölüleri getiriyor

Özcan, kitabında Hesenê Şixalî’nin seslendirdiği diğer bir ağıt olan Lawuka Hesên Efendi ağıdına da yer vermiş. Ağıt kırım hikâyelerinde çokça anlatılan Munzur’dan akıp gelen ölülere değiniyor:
‘’Ax no çi mizo, no çi dumano?
Çeme Munzur corde ano cendeg û lesu
Buko zerê mi tersano
Na raê tersa mi yê ma kok û fermano
Ax yê maê ma na raê kok û fermano...“

‘’Ah ne tozdor ne duman
Munzur yukarıdan ölüleri getiriyor
Oğlum içimde bir korku
Bu kez bizimki kökten kırımdır
Ah bu kez bizim ki kökten kırımdır


Takacaklar süngünün ucuna
Dêrsim’de yaygın olan dil Kırmanckî (Zazaki) ağıtların yanı sıra Kurmancî ağıtlar da kitapta yer alıyor. Mazgêrt’in (Mazgirt) Şilk (Akkavak) köyünde 37-38’de yaşanları dile getiren Şilk ağıdı civarda öldürülenleri ve sürgüne yollananların hikayesini anlatır. Ağıtta bir bölümde şu sözler bulunuyor.

‘’Şîlkê pirsin kûna çîye / Dûman bigrî xanga dawalîye / Suwe wey didin ber ağir makineliye / Dukujun dergûşa wey / Davên û ser sungî ye...“
‘’Şilk’i sorarsanız dağ eteğinde / Bir duman başındadır Davali’deki bacıda / yarın kurşuna dizecekler onu / Öldürecekler onu, takacaklar süngünün ucuna...“

Özcan, ağıtların ortaya çıkması konusunda önemli bir tarihi dönemece de dikkat çekiyor. Soykırımı anlatan Dêrsim ağıtlarının zamanında ilgilenilmediği için birçoğunun yok olduğunu 90’lardan sonra gelişen Kürt hareketiyle birlikte 38’le ilgilenilmeye başlandığını kaydediyor. Özcan, ortaya çıkan bu dinamik ile yüzlerce ağıdın derlenip toparlanarak günümüze ışık tuttuğunu da aktarıyor.

Yarın: Sanatçı Kemal Kahraman ve araştırmacı-yazar Munzur Çem’in görüşlerine yer vereceğiz



ÖNDER ELALDI - DENİZ BİLGİN




AÐITLARDA DÊRSİM SOYKIRIMI -I-


 Dêrsim Soykırımı’na ilişkin tartışmalar güncelliğini korurken, sözlü bir geleneğe sahip olan Dêrsimliler o dönemde yaşanılan trajediyi ağıtlarda dile getirdi. Ağıtlar o toplumun tarihsel gerçekliğini koruma ve gelecek kuşaklara aktarma konusunda en nesnel anlatımlar olarak ortaya çıkıyor. Ağıtların çoğu fiziki ve kültürel kırım sonucunda yok olsa da, günümüze ulaşanlar bile o dönemde nelerin yaşandığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kültürel kırımın bütün hegomonik aygıtlarıyla devam ettiği günümüzde, sömürge aydını tarihi gerçekleri bir kez daha çarpıtarak tarihi misyonunu oynarken, ağıtlarda anlatılanlar ise nerede durmak gerektiğini çok iyi ortaya koyuyor. Sartre, Franz Fanon’un ‘’Yeryüzünün Lanetlileri“ kitabına yazdığı önsözde hakim ulus ile sömürge aydınlarına şunu diyor: ‘’Hümanizmanız yalancı ideolojiden başka bir şey değil... Şiddet karşıtlarının görüntüsü hoştur: Ne kurban ne işkenceci! Gelin bakalım şimdi! Oy verdiğiniz hükümet ve kardeşlerinizin hizmet ettiği ordu, hiç duraksamadan ve vicdan azabı duymadan ‘soykırım’ işlerken siz kurban değilseniz o zaman kesinlikle işkencecisiniz.“ Biz de soykırımın izlerini yalancı ideolojilerde değil de ağıtların hala yaşayan dilinde aradık ve trajediyi bütün çıplaklığıyla, hazırladığımız üç günlük yazı dizisiyle bir kez daha ortaya koymaya çalıştık. Dizide araştırmacı-yazar Mesut Özcan, Munzur Çem, sanatçılar Kemal Kahraman, Hozan Comert ve Serdar’dan 38’de yakılan ağıtlara ilişkin görüşlerine de yer vereceğiz.