Hazırlanan masada büyük bir telsiz cihazı vardı. Akşam yemeğinden sonra birkaç gün önce ‘ateşkes’ ilan eden PKK lideri Abdullah Öcalan, Zagros ve Botan’daki gerilla komutanları ile görüşecekti.
Golan tepelerine bir saatlik mesafede bulunan Parti Merkez Okulu’nda yaklaşık 250 gerilla vardı. Devrimci halk savaşının komutanlarından Reşit’ten, Erzurum Eyalet Komutanı Serxwebûn’a, Metina’da teslim olmamak için bombayı bedeninde patlayan Sinan’dan, Zeynep’e, Yıldız’a, Rojbin’e kadar herkes oradaydı o gün.
1998 Eylül’ün ilk haftalarıydı. Saat 19:00 sularında telsizin başına geçen Öcalan, "Kürt garip bir olay. Kürdün tabi daha kitabı yazılmamış" sözleriyle konuşmasına başladı. Türk Genelkurmayı’nın ateşkese ‘teslim olacaksınız’ çağrısıyla karşılık verdiğini söyleyen Öcalan, "İlginç şeyler dönüyor. Böyle bir düşman gerçeğiyle karşı karşıyayız. O zaman bize dört dörtlük direnmek kalıyor" diyecekti.
Sonra, dağlara geçmesi halinde yaşanabilecek gelişmeleri gerillalarla tartışan Öcalan’ın önünde iki yol vardı. Ya dağlara gidecekti. Ya da Avrupa’ya… Sonuç olarak Kürdistan’a bir geçiş durumunda gerillanın korkunç saldırılarla karşı karşıya kalacağı endişesiyle Öcalan yönünü Avrupa’ya çevirdi.
O dramatik, yalnızlık, acı dolu yolculuk başlamıştı. Yolculuk, Kürtlerin tarihleri boyunca inanılması güç bir tutkuyla bağlandıkları liderlerlerinin uluslararası bir operasyon sonucu 15 Şubat günü esaret altına alınmasıyla son buldu.
Kürt dünyası bir anda karanlık, acı bir sessizliğe gömüldü.
Yoksul Kürtlerin bundan sonraki tarihlerinde hatırlayacakları en acı anıları olan 15 Şubat 1999 günü, Zagrosların doruklarında ülkenin dört bir yanından gelen gerillalar radyolardan gelişmeleri dinliyorlardı. Yılların savaşan gerillalarının ağızlarını bıçak açmıyordu.
Korkunç duygular, ağlayış, çığlıklar vardı. Sessizlik ve korku bir kabus gibi büyüyordu. Gerçeğin anlaşılması sancılı bir zaman sürecine bırakıldı...
Sonra ağır, derin bir uykudan uyanırcasına komutanlar, gerilla kadınlar ve erkekler hareketlenmeye başladı.
Ardından gözyaşları ve öfkeli vedalaşma sözleri arasında daha 18 yaşında kimliğini, dilini, özgürlüğünü bulmak için dağlara gelen Vanlı bir kadın gerilla intihar eylemi için koşarak karlar arasından yola çıktı.
15 Şubat felaketinin o acı zamanlarında öfkeye kesmiş binlerce gerilla intihar eylemi için sıraya girmişti. 1500 gerilla rapor yazıp fedai eylemi için yönetime başvurmuştu. Acele hazırlanmış bir programla kısa dersler veriliyordu.
O günlerde yaşamak utanç vericiydi, diyecekti bir gerilla…
Bursa’dan PKK’ye katılan Hasan öyle iddialıydı ki, "Gerillayı Uludağ’a taşıracağım" diyordu.
‘Gelin teslim olun’ çağrılarına karşı Şehristan, "Geliyorum! Ama ateşten bir top olarak geliyorum" dedi ve ateş oldu.
Zinê, "Serhatlı bir Kürt kızı olarak, sizin bir yoldaşınız olarak, sizi yalnız bırakmamak için fedakarlık yapmak istiyorum" diyerek rüzgara verdi yönünü.
Öfke, korkunç bir yıkım gibi yayılıyordu.
Öte yandan Maraş Cezaevi’nde PKK’li tutsak M. Halit Oral’ın bedenini ateşe vererek başlayan "Güneşimizi Karartamazsınız" eylemleri dalga dalga yayılıyordu. Türkiye, Rusya, Kıbrıs, Almanya, Rojava’ya kadar Kürtlerin yaşadığı her yerde 100’ü aşkın insan bedenini ateşe vermişti. Doğu Kürdistan, Kürt tarihinin en büyük kalkışmasına tanıklık ediyordu.
O zamanlar tedirginlik ruhlarımızı kuşatmıştı.
Sonra o bahar ayları çıktığı zaman, yeniden ateşler yakıldı, "bu düşmana yenilmeyeceğiz" sözleri verildi.
Öfke yerini umuda bırakıyordu artık.
70 yaşındaki Hatice Ana'dan 13 yaşındaki küçük Zehra’ya kadar cayır cayır bedenlerini ateşe veren yoksul Kürtler özgürlük için, geleceği kurmak için yeniden yürüyüşe koyuldular.