Tek başına Kürdistan meselesi, Uluer’in tesbitini doğruluyordu. İttihatçı ardıllar, ikiz kardeşti. Kardeşler, dün “ordu-millet el ele” haykırışında, bugün Kürt düşmanlığında birleşiyor, Kemalistin en hızlısı, Türk halkından habersiz, El Kaide ile bütünleşip İslami terör ihraç ederek Suriye’yi “gayri nizami harp”le harabeye çeviren, Rojava’yı kuşatma altında tutan Türk hükümetinin başı Recep Erdoğan’a, savunma kalkanı oluyordu.
Irkçılık İttihatçıların ana gövdesi, sağ ve sol da kollarıydı. Kollar, İslami terör ithali ile Rojava kuşatmasında görüldüğü üzere, deve kini ile Kürt düşmanlığında birleşiyordu.
Atatürkçü solcular, sıkı birer Türk milliyetçisiydi. Dünlerde yazdıkları düz metinler, şiirlerde Kemalizmi övüyor, Atatürk ve “devrimleri”ne methiye diziyor, 1925-1938 tarihleri arasında Kürtler kırılırken, Türkiye Komünist Partisi (TKP) “dünya kamu oyuna” hitabıyla, “devrimci iktidar, feodal gericilerle savaşıyor” başlıklı bildirileri yayımlıyordu.
Sonra, Marks’ın adı yasaklanıyor, solun “s”si de zincire vuruluyor, 1960’lara gelindiğinde dar bir çevrenin dışında, kimse Marksizmin ne olduğunu doğru dürüst bilmiyordu.
Bu cehalet kulvarında, Türk sağının bugünkü “külhane magandası” aydınların ağa babaları, iftiralarla sola saldırıyor, gözden düşürmek için, din üzere yalanlar uydurup, evlilik kurumuna dair karalamalar uyduruyor, bunları gerçekmiş gibi aktarıyorlardı.
Kemalist kalpazanlar ise boş meydanda, “ben bir solcuyum” diye öne çıkıp, Atatürkçülüğe “kaside” diziyor, kimileri olağanüstü bir zorlamayla ondan “sol görüşler” çıkarıyor, 2000’lerde bile “ben bir Komünistim” sloganınından sonra, “ama” deyip, ekliyorlardı: “Atatürkçüyüm, dikkat edin bir Kürt devleti kurulacak…”
Kalpazan solculara göre, dünyasında herkese, bütün halklara “devlet mübah” ama Kürt’ün gün yüzü görmesi yasaktı. Çünkü Kürdün nefes alması, Atatürkçülüğe hakaretti.
Kalpazanlara göre, Kürtlerin meselesi yoksulluktu. Bir de, Rusya’da 1900’lerde Volga havzasında köleciliğin, aynı tarihlere kadar Almanya’da feodalitenin diri olduğunu bilmedikleri halde, bu konudaki söylemleri kulaktan duyma ile Kürdistan’a yapıştırıyor, “sorun işsizlik, yoksulluk, buna ek olarak feodal baskıdır” diyorlardı.
Oysa sorun ulusaldı. Kürtlerin yarası ortak kanıyordu.
Kürtler, darbe doğuran askeri darbeler sürecinde, bunlardan yollarını ayırdılar. Sonra, gerçek solcular ayrışmaya başladılar.
Baskın olan Kemalci klanlar, “biz Komünistler” sloganının üstüne, “biz Enternasyonalistler” haykırışını bindirerek, yıpratma üzerine karşı taarruza geçtiler. Ama kalpazanlar, vara vara “Atatürk’ün askerleriyiz” durağına varıp, orada demirlediler.
Faşizmi allayıp, pullayarak, insan oğlunun evrensel vicdanı olan “sol” olarak göstermeye çabalayan kalpanazanlar, bunun üzerine tek bulduklarına saldırmaya, afaroz etmeye başladılar. 1968’ler gençliğinin ön safında yer almış, Deniz Gezmişlerlerle yargılanmış, idamlık ilk 18’ler listesine adı yazılmış Atilla Keskin afaroza uğrayanlardan biri ve Kemalcilere “Kemalist” dediği için, “hain”di. (Nitekim, aynı klanların eteklerdeki yandaşları yalanlarını, cehaletlerini yüzlerine vurduğum için, benim hakkımda da yıpratma kampanyası başlatacaklardı.)
Ama zaman, bütün hastalıkların ilacıydı. Zaman, bizleri haklı çıkardı. Çünkü değişen dünyada gerçekler başka yerdeydi. 1940’lar geride kalmıştı. Kemalistler, sahte yüzleriyle, dibe düşmüşlerdi.
Kalpazanların kötülükleri başka konu, Atilla Keskin, geçtiğimiz günlerde, Kürdistan gerillalarının üs bölgesi Kandil dağlarındaydı. Gözlemlerini, yakında Yeni Özgür Politika gazetesinde okuyacağız. Ama, merakımdan, yazacaklarını beklemeden ona sorular sordum. Cevaplarının özeti şöyle:
“Kandil, Türk kamu oyunun beynine resmedilmiş gibi, oraya, buraya tüfekli adamların tünediği bir tepecik değil; başlı başına bir ülkedir. Gerilla, yaban hayvanı, otu, doğal pancarı, çiçeği, ağacıyla ülke doğasını korumaya almış. Fakat, ülke insanları, sadece gerilla ordusundan da ibaret değildir. Köyleri, büyük yerleşimlerin belediyeleriyle, hayatın devindiği bir dağlar diyarıdır, Kandil. Türk hava gücü, gerillanın üs bölgelerini defalarca bombalamış. Ama, kaza niteliğindeki bazı olayların dışında gerillaya zarar verememişler. Buna karşılık köyleri hedef almada zarar var. Bazı koyun, keçi sürülerin, sivilleri vurmuşlar. Mesela, bombalanan bir köyde, biri hamile genç kadın, yedi kişilik bir aileyi katletmişler. Katliam unutulmasın diye, o evin yerine, bir anıt dikmişler. Yörede hayvancılık gelişkin. Köylüler hayvancılığın yanında tarla, bağ, bahçe, bostan işleriyle uğraşıyorlar. Kapılarındaki araba ve traktörlere bakılırsa, hiç de sanıldığı gibi yoksul değiller. Tarıma, henüz kimyasal gübrelerin girmediği başlıca yer yüzü parçalarından biridir, Kandil.”
Atilla Keskin’in Kandil izlenimleri
Dev-Genç’in ilk liderlerinden Bülent Uluer, bir televizyonda, “Türk solunun da, Türk sağının da İtttihat ve Terakki soyundan gelme” olduğunu söylüyordu.