Bir tesadüf (!) ya, AKP’nin takvimdeki kuruluş günü Gerilla’nın silahlı çıkışından bir gün öncesine denk düşüyor.

Ve yarıda kalmış/bırakılmış bir darbeden sonra, Gerilla Hareketi’nin kazanımlarını yok etmek üzere büyük bir hamle başlatılıyor.

Erdoğan’ın kendisinin bile artık 15 Temmuz’dan öncesi gibi davranamayacağını söylemesi, Kürdistan’ı bekleyen depremin üst perdedeki işaretlerinden biri.

OHAL’den sonra yüzlerce Kürt siyasetçinin tutuklanması, Demirtaş, Yüksekdağ hakkında Adana’da açılan davalarla, Erdoğan’ın kuzey Kürdistan’ı sivil siyasetinde başsız bırakma girişimlerinin daha bir üst aşamaya taşınacağına da işaret ediyor.

Çıplak bir militer şiddetten, başarısız kalan askeri darbeden sonra, "Başkomutan“ Erdoğan’ın senaryosuna uygun, yargı ve askeri şiddet çarkı yeniden yapılandırılıyor.

Başarısız kalan darbeden sonra, darbeyi yönetenler ve taraftarları, ruhlarını satmak mecburiyetinde bırakıldılar.

Şimdiden görmek mümkün: Mahkemeler düzenlenecek ve "önemli bireyler“ tek tek "Başkomutan“a ruhlarını teslim edecekler.

Türkiye coğrafyasında "biat“ istemli bir şekilde sahnelenecek ve basın yoluyla da "halk“a kanıksatılacak.

Sosyal filtreyle bireyler, "büyük kardeş“e akraba edilecekler.

Eskisinden farklı olarak, herkesin Erdoğan’ın yaptırımlarıyla  organik ortaklığı sağlanacak.

Ve Erdoğan, ondan sonra yapılacak herşeyin, "milletçe” yapıldığını söylerken, ona itiraz eden kişi, ilk kelimesini ifade ettikten sonra, "yüzsüz“ bırakılacak; insan yerine konulmayacak.

Siyasal meteoroloji, fırtınalı karanlık bir semanın emereleriyle dolu.

Tüm bunlara rağmen, devrim ve sosyalizm adına konuşacaklar olacak.

Olmalı, çünkü ruhlarını satanların, ruhlarını hala satmayanları sosyal engizisyon mahkemelerinde yakmak için, merasim düzenledikleri bir süreçten geçiyoruz.

Bundan dolayı da, insan onurunu korumak ve eşitsizliğin olmadığı sistemlere dahil olmak istemeyen her ses, tüm ilahi kitapların, dikte ettirdiği "sosyal itaat“den daha kutsal oldu/olacak.

Erdoğan sisteminin mükafaatlandırdığı Generaller’e karşı başlatılan "temizlik haraketi“nin paralelinde, Diyarbekir’de 100’e yakın HDP’linın tutuklanmasıyla başlatılan "Başkomutan Darbesi“nin asıl hedeflerinden birine işaret ediyor.

Ve Erdoğan, AKP’nin kuruluş yıldönümünde, ve bu Ağustos ayında, 400 yıllık mirasdan bahsederken, milli hakimiyet ilan ediyor. 

Daha fazla Türkiye; eğer kabul görse, yeni bir Osmanlı Hükümdarlığına işaret eden siyasi iskeletin teorisi, Yavuz Sultan Selim dönemine geri dönüş oluyor.

Aynı Ağustos’da, Minbic’de, Arap, Türkmen, Kürt, Çeçen, Asuri, Alevi, Êzîdî, Hıristiyan, Durziler başka bir Cumhuriyet’in kurulması için direniyorlar.

Bu Ağustos’un iki resim karesidir bunlar.

Biri şovenizm ve milliyetçi öze dayalı.

Diğeri, insan öğesini yükselten.

Birinde, vadedile cennete varmak için, bu dünyadaki cehenneme mahkum edilenler çoğalıyor.

Diğerinde ise şimdi ve bu dünyada, varolanı paylaşmak için, şimdiki cehenneme karşı duranlar yükseliyor.

Bundandır; yaşasın bizim Ağustos’umuz!