Türkiye’de hukuk sistemi altüst edilip, kavramların içeriği boşaltılıp, çarpıtılırken; nefret söylemi ve nefret suçları kavramları da ne yazık ki aynı kaderi paylaştı: Bir “imaj operasyonu” olarak Şubat 2014’te “Demokratikleşme Paketleri”nden birinin içine tıkıştırılarak yasalaştırıldı.
Böylece, sayısını unuttuğumuz ve bugüne dek hiçbir yararını görmediğimiz “Demokratikleşme Paketleri”nin sonuncusunun “cilası” da nefret suçları oldu. Türk Ceza Yasası’ndaki “ayrımcılık maddesinde (madde 122) yapılan değişiklikle 'nefret suçu' da kanun kapsamına alındı.
Yasanın tartışılması süreci bile, aslında kendi içinde bir ötekileştirme ve yok sayma operasyonuydu. Öncelikle, uluslararası insan hakları hukukunda ayrımcılığa karşı en net biçimde korunması gereken kesimler olarak kabul edilen cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğine dayalı suçlar nefret suçu olarak tanınmadı. Böylece tüm LGBTİ bireyler için her türlü ayrımcılık, nefret söylemi ve suçunun teşvik edildiği ilan edilmiş oldu. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, hemen bu tartışmaların ardından, Temmuz 2014’te verdiği bir kararda KAOS GL’nin avukatının bireysel başvurusu üzerine, bir internet sitesinde hakkındaki ‘sapkınların avukatı’ nitelemesini ‘nefret suçu ve söylemi’ saymadı. Aynı şekilde, etnik köken, inançsızlık, yaş, meslek, sağlık vb. gerekçelerle işlenen suçlar da nefret suçu kapsamına alınmadı.
İkinci olarak suçun kapsamı, aynen TCK’nin ayrımcılık maddesinde olduğu gibi “bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, işe alınmasını, olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemek” şeklinde sayılı konulara hasredilerek uygulama alanı daraltıldı. Böylece aynen 2005 yılınca TCK’da ayrımcılık maddesi tartışılırken olduğu gibi, nefret suçlarında da dünya hukuk tarihine geçecek bir uygulama yapılarak, suç sayılacak davranış manavdan meyve vs. alır gibi “tane tane” hatta “birkaç tane” olarak sınırlandırılmış oldu. Örneğin, her biri ciddi suçlar olan nefret saikiyle yaralama, kasten öldürme, işkence, cinsel saldırı, çocuk istismarı, tehdit, yağma gibi birçok suç bu düzenlemenin dışında bırakılmış durumda.

Kadınlara karşı kurumsallaşmış ve olağanlaştırılmış nefret

Her ne kadar kadınlara yönelik nefret suçları yasa kapsamına alınmış olsa da, uygulama bunun tam tersine işliyor. Kadınlara yönelik hakaret ve küfür, erkeklerin kadınlardan üstünlüğü tafrasına dayalı aşağılamalar, en yetkili ağızlardan hergün topluma boca ediliyor ve hiçbir yaptırımla karşılanmıyor.
İşin acıtıcı yanı, nefret suçu ve söylemi ile mücadele üzerine yoğunlaşmış hak örgütlerinin çalışmalarında bile, kadınlara


karşı nefret söylemi ya hiç yer almıyor ya da birkaç satır ile geçiştiriliyor.
Oysa ki, “kadın” kimliğini bir hakaret unsuru olarak kullanmaktan, erkeğin tahakkümüne dayalı ataerkil aile modeline en küçük bir itirazda bulunan tüm kadınları tehdit eden, hedef gösteren söylemlere dek nefretin binbir biçimi, Türkiye’de kadınların gündelik, sıradan yaşam pratiği.
Özellikle AKP iktidarının son dönemlerinde kadın-erkek eşitliği fikrine karşı devlet eliyle açılmış bulunan sistematik savaş, hergün en az beş kadının öldürüldüğü sistematik bir katliama, bir “cinskırıma” dönüşmüş durumda. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra kadın cinayetlerindeki yüzde 1400 gibi dehşet verici artış, aynı şekilde LGBTİ bireylere karşı işlenen cinayetlerde de görülüyor.

Tüm bu cinayetler ise, yargıda “tahrik indirimleri”, medyada meşrulaştırıcı söylemler ile teşvik edilmeye devam ediliyor. Cinayete varmayan şiddet vakalarındaki artış ise, rakamlarla ölçülebilir olmanın da ötesinde bir yaygınlık kazanmış durumda.
Nefret suçları tanımında, bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arzediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak adlandırılıyor. Ve ne yazık ki, Türkiye’de en merkezi organlardan, yereldeki en küçük devlet birimlerine dek tüm alanlarda egemen kılınan kadınlar ve LGBTİ bireylere yönelik ayrımcı ve ötekileştirici söylem, bu nefret grubunu hergün biraz daha genişletiyor ve giderek ülkenin ezici bir çoğunluğu haline getiriyor. Toplumun eşit bireyleri olarak haklarını talep eden tüm kadınlar ve LGBTİ bireyler, muhafakazar aile modeline bir tehdit ve “ahlaki toplumsal çöküş” nedeni olarak hedef tahtasına yerleştiriliyor.

Yaşam tarzına müdahale

Nefret suçu düzenlemesi ile, yaşam tarzına müdahale de ilk kez ceza kanununa dahil edilmiş oldu. Buna göre; “Cebir veya tehdit kullanarak bir kimsenin yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden kişiye” üç yıla kadar hapis verilecek.
Oysa ki, Türkiye’de iktidarla aynı yaşam tarzına sahip olmayanlar sistematik bir baskı altına çoktan alınmış durumda. Kadınların üç (hatta beş) çocuk doğurması propagandaları, kürtaj ve sezaryen karşıtı uygulamalar, “kızlı erkekli yaşam”,  alkol sınırlamaları, anaokullarına dek indirilen başörtüsü “serbestliği”, buna karşılık kısa kollu bluz, dizüstü etek vb. kıyafetlere getirilen kısıtlamalar, dövme, piercing, bere, fular yasakları, zorunlu din dersleri yanında neredeyse tüm okulların imam hatiplere çevrilmesi, Başbakan Arınç’ın son konuşmasında olduğu gibi kadınlara sürekli “edep, haya, iffet” dayatması, kadınların kahkaha atmasına, cep telefonu ve araba kullanmasına karşı söylemler sadece birkaç örnek.
Bilindiği gibi, nefret suçları toplumdaki iktidar ilişkilerinin bir aynasıdır ve aslen “mesaj” suçlarıdır. İktidarın bu mesajı hemen toplumda gerekli yankıyı buluyor ve yandaş vatandaş, kendi evinde, sokağında, işyerinde bu mesajın gereklerini yerine getirmeye koyuluyor.
Bu nedenle, Türkiye’nin bugünkü “hukuksuzluk” ikliminde kadınlar ve LGBİ bireyler için etkili hiçbir koruma mekanizması bilerek ve istenilerek yaratılmıyor. Bu nedenle, aslında nefret suçları hakkında uygulanması gereken ve 2005 yılından beri yürürlükte olan TCK’nın ayrımcılık ve cinsiyeti nedeniyle "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" başlıklı 216. maddesi bir türlü uygulanmıyor.
İktidarın kendisi ve fikri iktidarda olan vatandaşlar da, hiçbir yaptırıma uğramayacağı hatta makbul vatandaş olarak ödüllendirileceği garantilenmiş bu ortamda, pervasızlıklarını hergün daha da artırarak ayrımcılık ve nefret suçları işlemeye devam ediyorlar.