Türkiye fabrika ayarları -I-


Herkes Türkiye’nin mevcut durumunu Erdoğan’ın sado-narsist eğilimlerine bağlamaya pek hevesli görünüyor. Elbette bu hevesin arkasında önemli akıl ve akıl yürütme biçimleri için elverişli bir iklim oluşturulmuş durumda. Bu elverişli iklimin besleyici kaynakları, her zaman olduğu gibi liderlerin zaaflarından faydalanarak onları daha sonra istedikleri zaman ve kıvamda aşağıya çekebilecekleri bir noktaya taşımak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kaygan zemin ve iklim ile bu kişilerin suç işlemesine olanak tanıyacak kontrol dışı bir alan tahayyülü yaratarak oluşturulmaktadır. Dolayısıyla kullanışlı bir kıvama gelince, kendi istekleri doğrultusunda kitleler üzerindeki etkilerini kendi politikalarının yerleştirilmesi ve yürütülmesi için kullanmak mümkün hale gelebilmektedir. İşte Erdoğan’ın en önemli rolü gelmiş olduğu bu kıvamla yeniden şekillenmektedir. 

AKP’nin çıkışı kabul edilmelidir ki çok başarılıdır. Yani proje, sol ve liberal çevrelerin desteğini de alacak kadar başarılı bir zaman seçimi ve sunumu ile gerçekleştirilmiştir. Bu bile başlı başına AKP’nin ortaya çıkışı ve hızlı ilerleyişi hakkında önemli bir veri sunmaktadır. Şimdi bulunduğu noktada büyük ölçüde raf ömrünü tamamlamış olsa da hala işlevi bitmemiştir. Yeni işlevi, TC’nin fabrika ayarlarının ürettiği enerjiyi boşaltma olacağına dair güçlü emareler var. Perinçek ve Kılıçdaroğlu’na kadar uzanan Erdoğan seviciliğinin sırrı burada yatmaktadır. Yeni görevi ya da işlevi, toplumda açığa çıkan sistem krizi, AKP ve Erdoğan’a havale edilerek bir süre daha ertelenecek ve dolayısıyla da TC’nin fabrika ayarı olan Türk-İslam ortaklığının bekası için gerekli olduğu kadar orda kalmasına izin verilecektir.

Bugüne kadar tüm iktidarlar bu fabrika ayarlarının iktidarıdır –AKP de olduğu gibi- ona karşıtmış gibi gösterilenler dahil. Bunun en önemli ispatı Kürtlerle olan ilişkilerde açığa çıkar. AKP’ye bakacak olursak, bu kadar dindar iken nasıl oluyor da bu kadar Türkçü olabiliyor’un cevabı işte bu fabrika ayarlarında yatmaktadır. MHP/BBP çizgisi ile AKP, CHP ve Vatan Partisi ile yeraltı Neo-nasyonalistlerin buluştukları tek birleşme zemini Kürt karşıtlığı olarak belirmektedir. Kürt karşıtlığı, sömürgeci bir politikadır ve TC’nin bu karakteri ile yaşaması için temel bir “gereklilik”tir. Dolayısıyla Kürtleri ve Kürdistan’ı taşıyıcı bir zemin olarak kullanarak, topraklarına, insan gücüne, yeraltı zenginliklerine, su ve enerji havzalarına el koyarak varlıklarını sürdürmeyi olanaklı kılabilmektedir. Son bir yıldır acımasızca ve vahşice saldırmalarının temelinde bu derin ve artık önemli bir gerçekliği olan korkuya dayanmaktadır. 

Güney ve Batı Kürdistan’ın işgali, olmazsa da Kuzeyde Kürdistan’da İsrail modeli ile Kürt topraklarını Türkleştirme ve Araplaştırma modeli ile Kürtleri bir blok olarak hareket etmekten alıkoyma ve nihayetinde dağıtma amacını gütmektedirler. Bunun yanında da Kürtleri tekrar dinin kontrolüne sokarak onları radikal İslamcı hale getirerek çatıştırmak, nüfusunu ve gücünü kırmak da paralel yürütülen projelerdir. Aşırı dindarlaştırılan kentleri nasıl kontrol altında tuttuklarına dikkat edilirse dindarlaştırmanın ne kadar önemli olduğu görülecektir. Son Diyarbakır ‘Kutlu Doğum Haftası’ çerçevesinde Kürtleri radikal dinci grupların denetimine almak için önemli bir girişimdir. İşte Erdoğan tam burada kullanışlı bir kıvamdadır. Bu nedenle bir süre daha varlığına izin verilecektir. Ona verilen bu uzatma süresi Kürtlere karşı yürüttüğü ‘başarılı’ savaşla orantılı olacaktır. Şengal ve Qereçor saldırıları bunun bir karşılığıdır.

Ancak bunun uzun soluklu bir nefes olmayacağı açık. Zira sınırların dışında başka güçler var artık. Onların karşı hamleleri yine temel olarak Erdoğan’ı hedefleyebilir. Her iki açıdan da TC’nin fabrika ayarları güvenceye alınmış durumdadır. Her durumda hesap verecek olan Erdoğan olacaktır. İşte bu nedenle Erdoğan taraftarlığı gibi Erdoğan karşıtlığı da işlevsel bir kıvamda tutulmaktadır. Yani Erdoğan TC’nin fabrika ayarları için kullanışlı ve yararlıdır. Şimdilik…