Son on yılda yeni bir aldanma ve aldatma dalgası altındayız. Zulüm yıllarında, devlet baskısı ve zorbalığının olağanlaştırıldığı dönemlerde, ismi esamesi okunmayan yazarlar, gazeteciler, bürokratlar, sanatçılar, aydınlar türedi. "Düne kadar neredeydin kardeş?” diye sorsanız, verecek hiçbir cevabı olmayan, günahı sevabından çok kişilikler.
Gerçeği dile getirmek tek başına bir meziyet değil. Bundan daha önemlisi, hakikatin tarafında yer almak; gerçeği zamanında ve yerinde dile getirebilmektir. Çoğunluğun suskunluk içinde olduğu, münevverlerin ama ve sağır numarası yaptıkları zamanlarda, gerçeği haykırabilmektir asıl olan. Gerçeği söylemenin risk ve bir bedele karşılık geldiği anlarda, el pençe durmuş dalkavuklar sırasından çıkıp, bir adım yana çekilebilmektir marifet.
Düşüncede, yaşamda, ilişki ve söylemde değişmek olumludur ve elbette bir değeri vardır. Ama uzunca ve izahı zor bir suskunluğun ardından, yanlış tarafta durmanın izahını yapmayanların, özgürlük savaşçısı veya demokrasi militanı kesilmesi tuhaf kaçıyor.
Haşim Kılıç da bu kültürün bir parçası. Son bir haftada Türkiye siyasetinin gururlandığı, övündüğü, gazetecilerin ve yazarların gıpta ve övgü ile söz ettikleri cesur(!), sözünü sakınmayan(!), yeni demokrasi kahramanı(!).
Haşim Kılıç 1990 yılında Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine seçildi. 1999 yılında AYM başkanvekili oldu. 2007 yılında ise AYM başkanlığına seçildi. 24 yıldır Türkiye’nin geleceğini belirleyen birçok kararda onun sorumluluğu var.
Özal’la, Demirel’le, Çiller’le, Ecevit’le, Erdoğan’la, orduyla, emniyetle gayet uyumlu bir ilişki sürdürmüş bir adam. Öncesini bir kenara bıraksak bile, devlet terörünün zirve yaptığı 90’lı yıllarda, 4 bin köyün yakıldığı, 17 bin faili meçhul cinayetin işlendiği, Kürt köylerinin Türk savaş uçaklarınca bombalandığı zamanlarda, Haşim Kılıç en küçük bir rahatsızlık duymamış. Ne askeri vesayetten, ne devletin siyaset-mafya-emniyet ortaklığı ile yönetilmesinden, ne yargının siyasallaşmasından rahatsızlık duymayan Haşim Kılıç, emekli olacağı günlerde gerçeğin farkına varmış.
Yeni kahraman(!) Haşim Kılıç, 2 Mart 1994 tarihinde, polisin Türkiye parlamentosunu basarak DEP milletvekillerini gözaltına aldığı günlerde görevdeydi. Kılıç için, polisin parlamentoyu basmasında bir tuhaflık veya hukuk dışılık yoktu. DEP Milletvekillerinin 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılma kararlarının altında, onun da imzası var. Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nde görev yaptığı 24 yıl boyunca birçok siyasi karara katılmış; demokrasi dışı, hukuk dışı ve yasadışı yüzlerce siyasi karara imza atmıştır.
Son konuşmasında haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden söz eden Haşim Kılıç, 1990 yılından günümüze kadar, Kürt siyasi parti yöneticilerine yönelik, onlarca siyasi yasak kararının tümünü imzalamış bir şahsiyettir. HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP peş peşe kapatılırken, AYM oybirliği ile karar aldı. Haşim Kılıç bu kararların tümüne katıldı. Üstelik bu kararların ne kadar haklı ve yerinde olduğunu, bizzat basın toplantılarıyla kamuoyuna açıklıyordu.
Bu Haşim Kılıç şimdilerde özgürlükçü oldu(!).
Önce milletin iradesini, milli menfaatler adına köpeklere yediren, ardından da "vah vah” çekenlerden. Şimdi bu Haşim Kılıç demokrasi savunucusu oldu öyle mi?
Haşim Kılıç gibi, yaşamı boyunca, devletin sopasını halkın sırtından eksik etmemiş bir gardiyanı, demokrasi kahramanı ilan etmek, ancak Türkiye gibi bir ülkede mümkündür.
Haşim Kılıç, her devrin adamıdır. Toplumun hafızasızlığına güvenen, dolayısıyla yaptıklarını yanına kar sayan bir tiptir. Kısacası Demirel, Çiller, Erdoğan ne kadar demokratsa Haşim Kılıç da o kadar demokrat. Ne az, ne fazla. Ama bizim de yeni demokrasi kahramanına, Cemil Meriç’ten ödünç(*) bir övgümüz olsun:
"Her devirde sizi kırk haramilerin sefahat sofrasında gördük.
Siz onlarla yol kesmediniz, belki kervan vurmadınız.
Ama her akşam kadeh tokuşturdunuz kırk haramilerle…
Siz milleti sırtından vuranların uşağı idiniz…
Siz portakal bahçelerinde, kadehinizi Akdeniz meltemleriyle tokuşturarak,
cezasız kalan hıyanetlerinizin tadını çıkarmaya baktınız.
Siz ursunuz…
Sinsi, korkak ve daima geride.
Şarkı söylemeyi öğrenen bir gorilsiniz. Terbiyeli bir goril.
Hiç gazaya katılmamış, bütün cinayetlerden komisyon almışsınız.
Siz bir sahte vakarsınız…
Siz bir mezarcısınız, kefen soyucuların ortağısınız…
Evet suçsuzsunuz, bir kedi kadar, bir katilin sofra artıklarını yalayan bir kedi kadar; acımasız bir avcı karşısında, arka ayakları üzerinde durarak kuyruk sallayan bir köpek kadar suçsuzsunuz.”
*Cemil Meriç - Jurnal 1, 2004
Avcının köpeği kasabın kedisi
Sonradan görmüş zenginlerin görgüsüzlüğü ile sonradan demokrat olmak isteyenlerin sahteliği ne kadar da benziyormuş.