Ancak Avrupa seçimlerinde rasyonel tercihler yaparak komşu ülkelerdeki "kardeş partileri" desteklediler. Sosyalistler başta Fransa ve İtalya olmak üzere, "sol ve sosyalist" partilerle dayanışmak için ülkede yaşayan 1.7 milyonluk AB vatandaşını sol partilere oy vermeye çağırdılar. İsviçre merkez sağı Liberal-Radikaller (PLR), muhafazakar Hıristiyan Demokratlar (PDC), İsviçre Halk Partisi (aşırı sağ UDC) ise AB'deki sağ partileri desteklediler. Ancak UDC milliyetçi ideolojisi gereği, AB karşıtı siyaset güdüyor.
Fransa'nın merkez sağ gazetesi Le Figaro'nun coşkuyla attığı "Deprem" manşeti İsviçreli sol partiler üzerindeki etkiyi tam özetliyor. Geçtiğimiz 9 Şubat'a yaklaşık yüzde 51 oranında, AB ile imzalanmış olan ve 2009'dan beri yürürlükte bulunan "serbest dolaşım" antlaşmasının iptalini isteyen İsviçreliler, sol partiler üzerinde adeta bir şok etkisi yaratmışlardı. Akabinde sağın AB seçimlerinde zaferle çıkması "Helvetia adasının" güvende olmadığını ve popülist milliyetçi dalgalara karşı dayanıklı dalgakıranlara ihtiyaç olduğunu gösterdi. Bu koruma kemerini de ancak sol ve liberal partilerin sağlayabilecekleri düşünülüyor. Fakat serbest pazar ve banka sırları konusunda AB ile zaman zaman gerginlikler yaşayan İsviçre sağının Avrupa için harcayacak fazla enerjisi de yok.
Bu anlamda yılbaşından beri "Sosyal bir Avrupa için hep birlikte" sloganı ile hareket eden Sosyalistler (PS), AB'li sol partilerle dayanışma çalışmalarını başlattı. Yaklaşık 1.7 milyon tek ve çifte pasaportlu Avrupalı göçmenin yaşadığı ülkede PS, İtalyan, Fransız, Portekiz, Alman ve İspanyol "kardeş partiler" için bu ülkelerden göçmenler arasında seçim kampanyası gerçekleştirdi. PS, Uluslararası İlişkiler Sekreteri Peter Hug, iyimserliğini yitirmeden, Almanya'da SPD, İtalya'da Partito Democratico (PD) ve İngiltere'de İşçi Partisi'nin oylarını arttırdığını belirtiyor. Peter Hug, "Daha sosyal bir Avrupa" şiarıyla Martin Schulz'un Avrupa Konseyi için başkanlığını desteklediklerini vurguluyor. Bu bölgesel, milliyetçi ve yabancı düşmanı konjonktürde, İsviçreli sosyalistler, Kasım ayında yapılacak ve ülkedeki göçmen nüfusunu yıllık 0.2 oranına indirmeyi amaçlayan "Ecopop" denilen yeni popülist referanduma karşı, nasıl bir karşı kampanya yürüteceklerini kara kara düşünüyorlar.
Sonuç itibariyle, Avrupa seçimlerinde çıkan milliyetçi korku, aslında birliğin kurucu üyesi Fransa ve Almanya arasındaki liderlik rekabetinden öte birşey değil. Alman sağ partileri ve İngiltere'nin son yıllardaki ekonomik krize çözüm olarak dayattıkları kemer sıkma politikası ise sorunu derinleştiriyor. Bu durum, giderek yoksullaşan kitlelerde içe kapanmaya ve göçmen düşmanlığına yol açıyor ve onları milliyetçi popülist partilerin kucağına itiyor. Buna liberal ekonomide sınır tanımayan İngiltere’nin "kıta dışı" politikası da eklenince, AB’ye güvensizlik artıyor.
Tespit ve sonuçlar ne olursa olsun, demokraside siyasi partiler ve iktidarlar sandıktan çıkan sonuçları dikkate almak zorundalar. Bu anlamda bu sonuçların AB'yi birleştirmekten ziyade bölünmeye götüreceği de bir gerçek. Ekonomik ve siyasi kriz, başta Ukrayna olmak üzere sınırlarında yaşanan savaşlar ve bunun beraberinde getireceği istikrarsızlık, göç ve sosyal sorunlar karşısında Avrupa'nın politikalarını gözden geçirmesinin tam vakti. Bu anlamda AB ve İsviçre solunun aşırı sağ ve popülizmle mücadele etmesi gerekir. Bu da sosyalistlerin, daha fazla uzlaşmak yerine, kendi siyasi değerlerini savunarak, çalışanları, göçmenleri ve orta sınıfı cesaretli politikalarla savunmaları ve sağcı, milliyetçi popülizmle mücadele etmekten geçer.


İHSAN KURT