
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye cezaevleri ve Fransa'nın Strasbourg şehrinde gerçekleştirilen açlık grevi eylemleri karşısında sessizliği koruyan Avrupa kurumlarına sert tepki gösterdi. Partisinin dünkü grup toplantısında konuşan Demirtaş, AB Konseyi ve CPT'nin işkence konusunda AKP'nin suç ortağı konumuna geldiğini söyleyerek AB temsilcilerine Türkiye'deki durumu doğru görme çağrısında bulundu.
Avrupa'nın sessizliği manidar
İki ayı aşkın bir süredir cezaevlerinde sürdürülen açlık grevi eylemine dikkat çeken Demirtaş, tutsakların taleplerini de hatırlattı: "Talepleri İmralı'da tecridin son bulması, müzakere ile barış sürecine geçilmesi ve yeni anayasada Kürtlerin haklarının verilmesidir."
Aynı amaçla Strasbourg'da eylem yapan 15 açlık grevcisinin ölüm sınırına dayandığını aktaran Demirtaş, bu konudaki sessizliğe tepki gösterdi ve uyardı: "Hükümetin, Avrupa Birliği kurumlarının ve İşkenceyi Önleme Komitesi-CPT'nin sessizliği de manidardır. İşkence konusunda artık Avrupa'nın bazı kurumlarının AKP hükümetiyle suç ortaklığı yaptığı görülmelidir. AB temsilcileri Türkiye'deki durumu doğru görmeli ve kendi kurumlarını doğru bilgilendirmelidir. AB Konseyi ve CPT aksi taktirde suç ortağıdır. İşkenceyi Önleme Komitesi bu işkenceye ortaktır diyeceğiz aksi taktirde."
Devlet emri vereni bilmiyor mu?
Roboskî Katliamı'nın ardından 111 gün geçtiğini, ancak tek bir yetkili hakkında bile soruşturma açılmadığını kaydeden Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti: "Ne emri veren ortaya çıkartıldı, ne bu katliamın altındaki siyasi sorumlular. Sorumluların bilinmiyor olması tek başına bir skandaldır. Devlet, emri kimin verdiğini bilmiyorsa, kendisinin emir komutası altındaki bir savaş uçağının kim tarafından kaldırıldığını bilmiyorsa, bu skandalın büyüğüdür. Demek ki senin hükümet diye bir iktidarın, gücün yok ortada. Ama çok iyi bildiğini, ilk saatten itibaren kendisine bilgilerin aktığını biz de net olarak biliyoruz."
Hükümetin bilgisi var
Sınır ötesi harekat yetkisinin hükümetin elinde olduğuna dikkat çeken Demirtaş, "Senin bilgin olmazsa, tek bir savaş uçağı bir metre sınır ötesine geçemez. Neden bu katliam emrini verdin bunu açıklamak zorundasın" ifadesini kullandı.
Hükümet yetkililelerinin "Bu olay Ankara'nın karanlık dehlizlerinde kaybolmaz" sözüne atıfta bulunan Demirtaş, "Doğru sizin karartma isteğinize rağmen bunu karartamayacaksınız. Medya bu katliamı göremedi. Başına ne geleceğini biliyor. Başbakan, medya patronları ile toplantı yaptı. Orada tehditler savurdu. Korkuya dayanarak AKP'ye saygı duyanlar kendilerini gözden geçirsinler" dedi.
Kapattırmayacağız
Hükümete çağrı yapmayan herkesin katliamın sorumlusu olduğunun altını çizen Demirtaş, "Bu sıradan bir oyun değil. İnsanlar parçalandı orada. Biz bunu kapattırmayacağız. Her şeyi deneyeceğiz" dedi. Demirtaş, konuyla ilgili uluslar arası mekanizmaların sonuna kadar işletileceğini vurguladı.
Esad kardeşindi ne oldu?
Demirtaş, AKP hükümetinin "Suriye halkına özgürlük getireceğiz" deyip, Türkiye'yi emperyal ülkelerin bataklığına sürüklemeye çalıştığını belirterek, "Suriye'de isyan başladığında Türkiye halen ortak protokoller imzalıyordu. Hükümet bölgedeki gelişmeleri okuyamıyordu. Esad ile güllük gülistanlıktı. O günler 'kardeşim Esad' günleriydi. Obama'nın tavrı sonrasında 'diktatör Esad' tavrı gelişti. Suriye meselesinde Türkiye politikası bocalıyor. ABD, İsrail, İran rahat ama Türkiye başarısızlık nedeniyle en zor pozisyonda olan ülkedir. Bu kadar kamburu olan kendi içinde siyasal, sosyal sorun yaşayan bir ülkenin Suriye ihalesinde kendine emperyalist güç biçmek kadar tehlikeli olan bir şey yoktur. Senin üstüne düşen halkların kendi istediği çözümlere yol açmaktır" dedi. Başbakan Erdoğan'ın Çin ziyareti sırasında neredeyse Suriye'ye savaş açmanın eşiğine geldiğini söyleyen Demirtaş, Başbakan Erdoğan'ın kimseyi bilgilendirmediğini, tek başına savaş açacak gücü kendinde gördüğünü belirtti.
Erdoğan'ın derdi Kürtler özerk olmasın
"AKP camiasında bu kan ve savaş hırsı nedir anlamış değiliz" diyen Demirtaş, Esad'ın yeni kan dökmediğini, 50 yıldır diktatörlük ile yönetim gerçekleştirdiğini belirterek, AKP'nin bunları zamanında görmezden geldiğini söyledi. Demirtaş, "AKP Genel Başkanı'na soruyorum. Suriye'de Kürtler özerklik istiyor. Sen orada Özerk Kürdistan'ı savunuyor musun? Çin'de Uygur Özerk bölgesini savundun. Suriye halkının yanındayım diyorsun. Suriye halkının Özerk Kürdistan isteğini savunuyor musun? Senin derdin başka. Sen orada Kürtler statü almasın diye işgal ederek tampon bölge kurmak istiyorsun. Bunlar bilinmiyor mu sanıyorsun. Yapman gereken şey 'kardeşim Esad' demek yerine kardeşim Kürtler demen gerekiyordu. Sen halklar ile dost olmayı beceremedin. Diktatörler ile dost oldun. Kaddafi de, Mübarek de senin dostundu. El Beşir de senin dostundur" dedi. Türkiye'nin Suriye'deki Kürtlerin statü edinmesini engellemekten başka bir rol uygulamadığını söyleyerek, hükümetin tek derdinin Kürtleri engellemek olduğunu belirtti.
İçişleri Bakanı, ırkçı ve şoven
Türkiye'den Suriye'ye dönük saldırıların gerçekleştirildiğini belirten Demirtaş, "Hükümet ve bakanları bu konuda açıklama yapmıyor. Meclis'i bilgilendirmiyor. Milliyetçiliği yükseltmek için de taklacı bakanı görevde tutuyor. İçişleri Bakanı ırkçı ve şoven rolü oynuyor. Hükümet müdahaleyi ağzına almamalıdır. Evet orada rejim değişmelidir. Ama bunu halkların gerçekleştirmesi gerekiyor. Türkiye'de savaş yanlıları dikkatli düşünmelidir" ifadesini kullandı.
KCK davasında rezalet oluyor
Demirtaş, Türkiye'de bahsedilen hak ihlallerinin geçmişe dönük olmadığını, AKP hükümeti döneminde olduğunu işaret ederek, "KCK ana davası bakın bu açıdan semboldür. Orada milletvekilleri, belediye başkanları, kadın temsilciler tutukludur. Daha savunma yapamıyorlar. İddia makamının 7 bin 500 sayfalık saçmalığına karşı savunma yapmak istiyorlar. Orada yargılama sürmüyor. Rezalet sürüyor. Bunların olduğu ülkede Başbakan çıkıp adil yargılamadan bahsedebiliyor. Milletvekili Selma Irmak anadilinde savunmasını yazıp veriyor. Mahkeme başkanı bunu alıp dosyaya koymam diyor. Bunun adı mahkeme değildir. Özel yetkili mahkemeler AKP'nin hukuk komisyonlarıdır. Bunlar mahkeme değildir" dedi.
Yurttaş, Bakan gibi takla atmıyor
"KCK" yargılamalarında özel yetkili mahkemelerin İstiklal Mahkemesi zihniyeti ile çalıştığının altını çizen Demirtaş, "Şimdi yeni bir anayasa ile bunları yapacağız diyorlar. Hangi yeni anayasa ile? Bu Meclis'te komisyon kurduğunuz ancak taleplerimizi iletmek istediğimizde yasakların uygulandığı komisyon için mi? Neyi yasaklıyorlar. 4 maddelik bir talebi yasaklıyorlar. Valilerin günahı yok. Böyle bakan ve böyle bir Başbakan var olduğu sürece bunu reva görmeyelim. Sevinmeyi takla atmak olarak gören bakan varken bunlar ne yapsın? Bunlar Başbakan'ı görünce hemen takla atıyorlar ya, vatandaşı da böyle zannediyorlar. Vatandaş öyle sevinmiyor. Sen öyle seviniyorsun. Siz onu (Başbakan) görünce takla atıyorsunuz, milletvekili veya bakan oluyorsunuz" dedi.
AKP anayasayı gündeminden çıkardı
AKP hükümetinin yeni anayasa talebi olmadığını söyleyen Demirtaş, herkesin görüş belirttiğini ancak AKP'nin görüş belirtmediğini vurgulayarak, Başbakan Erdoğan'ın uçağa bindiği zaman görüş belirttiğini uçaktan indiği zaman ise her şeyin unutup gittiğini söyledi. Demirtaş, "Biz yerelleşme derken AKP gitti onca yetkiyi bir bakana bağladı. Bakan şimdi istediği yeri yıkabilir. Anayasaya ihtiyaç kalmadı ki. Toplu sözleşme yasası da istedikleri gibi değişti. AKP yeni anayasayı gündeminden çıkardı. Ama biz özgürlüklerin olacağı bir anayasanın çözüm olacağını gördüğümüz için ısrarımızı sürdürmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
Demirtaş, "Bakın bu taklacı Bakan 4 belediyemiz hakkında soruşturma başlattı. Niye çünkü çok dilli belediyecilik yaptıkları için. İşte bunların demokrasi standardı budur" dedi.
Cezaevleri patlamaya hazır bomba gibi
Türkiye cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalar yaşandığını ifade eden Demirtaş, konuşmasında kesintisiz, sistematik işkence varlığına dikkat çekti. Sincan, Tekirdağ, Osmaniye ve Şakran Cezaevi'ni sistematik işkence yerleri olarak değerlendiren Demirtaş "10 kişilik odalarda 30 kişi yaşıyor. Osmaniye Cezaevi'nde sıkıyönetim dönemindeki koşullar yaşanıyor. Tutukluları revire götürürken başını öne eğip duvar dibinden yürütmeye çalışıyorlar. Oradaki tutsaklar bedenini ölüme yatırdı ve direndi. Şakran Cezaevi'ndeki kadın tutuklulara dönük çıplak arama uygulaması yapılıyor. İnşaat temizliği zorla oradaki tutuklulara yaptırılıyor. Binlerce siyasi tutuklu bu işkenceleri yaşıyor. Cezaevleri patlamaya hazır bombaya dönüşmüş durumda. Adalet Bakanı gereğini yapmalı" dedi.
ANKARA
Eylemciler eyleme çağırdı
Fransa’nın
Strasbourg kentinde 1 Mart’tan bu yana süresiz dönüşümsüz açlık
grevinde olan 15 eylemci, grevlerinin kritik aşamasında Avrupa
Konseyi’ni harekete geçmeye, halkı da “daha sonuç alıcı demokratik
eylemlere” çağırdı.
Eylemlerinin "Avrupa Konseyi ve diğer
uluslararası kurumların görev ve sorumluluklarının gereklerini yerine
getirme süreci" olarak ele alınması gerektiğinin ifade edildiği
açıklamada "Avrupa Konseyi siyasi ve ekonomik çıkarlara göre hareket
etmemeli, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir olumsuzluk ortaya
çıkmışsa orayla ilgilenme görevi vardır. Bir anlamda uluslar ve
devletler üstü bir kurumdur ve bağımsız bir konumu vardır" denildi.
Açıklamada
devamla şunlar belirtildi: "Bu kurumun bir alt ayağı olan CPT’nin
görevi de bir o kadar somuttur. İşkenceyi önleme, cezaevlerinde veya
değişik bir alanda ortaya çıkan şiddet ve işkence olayları önleme gibi
temel bir sorumluluğu vardır. Biz bu kurumlara görev ve sorumluluklarını
hatırlatıyoruz. Türkiye’ de insan haklarının tamamen ortadan
kaldırıldığını, demokrasi ve özgürlük talepli her türlü girişimin
şiddetle engellendiğini, Kürtlere karşı kültürel, siyasi ve askeri bir
soykırımın gerçekleştiğini belirtiyoruz. Daha da önemlisi, “tam 8 aydır
Öcalan’dan haber alamıyoruz, İmralı adasında güvenliği ve sağlığı
konusunda nelerin olup bittiğini bilmiyoruz, bu konuda gerekli
girişimlerde bulunun” diyoruz. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi?
Bir halkın önderine doğru, anlayışlı ve onurluca yaklaşmaları talebinde
bulunuyor ve eğer savaşın bitmesini, kanın durmasını istiyorsanız
Öcalan’ın özgür olmasını ve siyaset yapma koşullarının oluşturulması
gerektiğini belirtiyoruz.
Kısacası taleplerimiz oldukça
insancıldır, haklıdır, hukuka ve uluslararası normlara uygundur. Kürtler
adalet istiyor, hak ve hukuk istiyor, tüm bunların bileşkesi olan STATÜ
talebinde bulunuyor ve Kürt halkının önderi olan Öcalan’ın özgürlüğünü
istiyorlar. Bu nedenle açlık grevi eylemini balattık. Gelinen kritik
aşamada, artık halkımızın katılımı daha derin ve yoğun olmalı, daha
sonuç alıcı demokratik eylem biçimleriyle ve karşı tarafı ikna edici bir
duruşla eyleme sahiplenmelidir...”
STRASBOURG