
İsviçre Sosyal Demokrat Partisi’nin (SP) Basel Kanton Milletvekili Mustafa Atıcı ile Avrupa devletlerinin Kuzey Kürdistan’daki savaş ve ölümler karşısındaki sessizliğinin nedenlerini konuştuk. Atıcı’ya göre bunun en önemli sebebi Avrupa Birliği’nin Türkiye’yle mültecileri topraklarında tutması karşılığında yaptığı anlaşmanın bozulmak istenmemesi. Aynı zamanda İsviçre Göçmenler Kurumu Başkanı olan Atıcı, “Avrupa hükümetleri, sırf anlaşma bozulmasın diye Türkiye’yi rahatsız edecek açıklama veya tutumlara girmek istemiyor” dedi. Konunun detayları Atıcı’nın sorularımıza verdiği yanıtta...
Partiniz, Kürdistan’daki öz yönetim ilanlarına dönük Türk devletinin saldırı ve katliam politikasını Basel Kanton Parlamentosu’na taşıma kararı aldı ve bununla ilgili bir soru önergesini de hükümetin yanıtlaması istemiyle Meclis’e sundu? Ne oldu, bu konuda son durum nedir, sonuç alabildiniz mi girişiminizden?
Basel Kanton Parlamentosu’nda Kürdistan’daki katliamlarla ilgili önerge vermemizin birçok nedeni var. Birincisi; parlamentoda bu konuda duyarlı olan Türkiyeliler, Kürdistanlılar ve dostları var. Bu gelişmelere seyirci kalamazdık. En azından kantonal düzeyde federal hükümetin bu katliamları gündemine alması için önerge verdik. Basel Kanton Parlamentosu iki oturumda yaklaşık 1,5 saat sadece Kürdistan’daki hak ihlallerini konuştu. İsviçre’deki bir parlementoda bu konu hakkında yapılan en uzun ve ayrıntılı tartışmaydı. Bunu çok önemli buluyorum.
Girişiminiz nasıl sonuçlandı?
Önergemiz 43 oya karşı 46 oyla kabul edildi. Böylece önergenin kanton parlamentosunda gündeme alınması ve tartışılması için mecliste çoğunluğu sağlamış olduk. Ancak önergeyi dış politikayla ilgilenen Federal Hükümet’e havale etmek için gerekli olan üçte iki çoğunluğun desteğini alamadık. Ama bu önerge ile birçok partinin gruplarında, parlamentoda ve basında Kürdistan’daki hak ihlalerini konuşturma imkanımız oldu. Federal düzeyde de parti olarak bu konuyu takip ediyoruz.
Peki bu takibi sağlamak için parti olarak ne yaptınız?
İsviçre’deki politik sistem gereği, dış politikalar ile ilgili konular, Federal Parlamento’da tartışılır. Bu doğrultuda güncel olan Türkiye Kürdistan’ındaki gelişmeler de partimizin Federal Parlamento Zürih Milletvekili Martin Nef tarafından bir soru önergesi ile Dışişleri Bakanlığı’na yöneltildi. Bu önerge maalesef Federal Parlamento’nun ancak 29 Şubat’daki toplantısında gündeme alınacak. Fakat Dışişleri Bakanlığı önergedeki sorular doğrultusunda bu konu ile şimdiden ilgileniyordur.
İsviçre hükümeti dahil olmak üzere Avrupa devletleri, Kürdistan’da son dönemlerde yaşananlara karşı büyük bir sessizlik içindeler? Bu tepkisizliği neye bağlıyorsunuz?
En büyük etken Avrupa Birliği’nin kısa bir süre önce Türkiye ile mültecilerin Avrupa’ya gelişini önlemek için anlaşma yapmış olması. Bundan dolayı da Avrupa hükümetleri Türkiye’yi rahatsız edecek açıklama veya tutumlara girmek istemiyorlar ama bu maske de kısa bir süre sonra düşecektir. Çünkü Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ya gelişini önleyecek bir gücü ve mekanizması yok. Buna istekli de değil esasen.
Peki İsviçre kamuoyu ile basının bu konudaki tavrı nasıl? Kürt illerinde yaşananları İsviçre halkı ve basını nasıl görüyor?
Kobanê zaferinden beri aslında İsviçre kamuoyunda veya basınında Kürtlerin mücadelesi ile ilgili birçok haber yapıldı, analizler yazıldı. Kürtlerin mücadelesi artık Ortadoğu ile ilgili her türlü yorumda ve haberde yer buluyor. Belki Kürtlerin kurumları ile dostlarının bir de basın yayın çalışması olması gerekiyor ki daha fazla haber imkanı doğsun.
İsviçre, hem ulusal hem uluslararası çok sayıda sivil toplum örgütüne ev sahipliği yapan bir ülke. Ancak şu ana kadar bu kuruluşlardan ciddi bir tepki duyamadık. STÖ’ler Türk devletinin sivilleri hedefleyen saldırılarının durdurulması konusunda neden girişimde bulunmuyor sizce?
Benim için bu sorunun iki cevabı var. Birincisi; İsviçre devletinin resmi politikası bu ülkede faaliyet yürüten ulusal ve uluslarası STÖ’lerin politikasına da yansıyor. İsviçe Dışişleri Bakanı Margot Wallström bir görüşmemiz sırasında, Türkiye ile ancak iyi bir diyalogları olduğunda arabulucu bir misyonlarının olabileceğini, sıkıntılı bir ilişki ile Türkiye hükümeti ile bir şeyler paylaşmanın da zor olduğunu ifade etmişti. Aslında bu duruş İsviçre’nin dış politikada uzun süredir izlediği bir yöntem.
Ne zaman güçlü bir ülke veya uluslararası güçlü bir kurum İsviçre’den arabuluculuk rolü istediyse, İsviçre o zaman böyle bir girişimde bulunmuştur. Fakat kendi inisiyatifi ile değil.
İkincisi; İsviçre’deki Kürt kurumlarının ve dostlarının kamuoyu ve dış ilişki çalışmaları genelde aktüel gelişmeler doğrultusunda olur, uzun vadeli çalışmalar pek olmaz. Onun için ciddi sıkıntılar karşısında hemen hazır bir STÖ tepkisinden bahsetmek de mümkün değil. Aslında İsviçre’deki potansiyele bakıldığında bu sıkıntıyı gidermek mümkün.
Sizce tüm bu olanlar karşısında neler yapılmalı?
Katliamların olduğu ve Kürtlerin geleceğinin belirlendiği bir dönemde birkaç soru önergesi veya sadece bir ülkeden bir delegasyon ile bu konuda uluslararası destek sağlamak mümkün değil. Onun için Kürtlerin kurumları ve dostlarının bu gelişmeleri takip edip uluslararası arenada gündemleştirecek bir çatı çalışma grubuna ihtiyacı var. Bu çatı çalışma grubunda bütün ülkelerden temsilcilerin olması gerekiyor. Bu temsilcilerin acilen bölgeyi ziyaret edip, sonrasında bir rapor hazırlayıp, o rapor ile de bulundukları ülkelerin hükümetlerinin ve STÖ’lerinin kapılarını çalıp, Avrupa kamuoyunun destekleyeceği bir öneriyi geliştirmeleri gerekiyor.
ÇİÐDEM DEMİREL/HABER MERKEZİ