Avrupa'nın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit
Forum Haberleri —

Trump/foto:AFP
- Avrupa hükümetleri, Donald Trump'ın ticaret, Grönland ve NATO'nun geleceği konusundaki tehditlerinden korkuyor. Halbuki asıl büyük tehdit, Trump'ın bir müttefiki işgal etmesi ya da Avrupa'yı Rusya'nın insafına terk etmesi değil, ideolojik hareketinin Avrupa'yı içeriden dönüştürme potansiyelidir.
*MARK LEONARD
Avrupa hükümetleri, Donald Trump'ın ticaret, Grönland ve NATO'nun geleceği konusundaki tehditlerinden korkuyor. Halbuki asıl büyük tehdit, Trump'ın bir müttefiki işgal etmesi ya da Avrupa'yı Rusya'nın insafına terk etmesi değil, ideolojik hareketinin Avrupa'yı içeriden dönüştürme potansiyelidir.
Beyaz Saray'a dönüşünden bir yıl sonra Trump'ın “ikinci Amerikan devrimi” Avrupa'ya doğru yayılıyor. Epstein dosyaları, bu sürecin 2018'de Steve Bannon'la kaba bir başlangıç yaptığını ortaya koyuyor, ancak Trump'ın ikinci gelişi ve JD Vance'in yükselişiyle birlikte çok daha sofistike bir ortaklığa evrildi. Beyaz Saray'ın Kasım'da yayımladığı 'Ulusal Güvenlik Stratejisi', Reform UK, Almanya için Alternatif (AfD), Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (Rassemblement National - RN), Macaristan'daki Fidesz ve İspanya'daki Vox gibi Avrupa partilerinin artan etkisini güçlendirme çağrısında bulundu. Bu milliyetçi, popülist ve bazı durumlarda aşırı sağ partileri en iyi şekilde, birbirinden kopuk ulusal olgular olarak değil, ortak bir entelektüel projenin ifadeleri olarak anlamak gerekir. Bu hareket, değişen derecelerde de olsa artık bir dış güç tarafından destekleniyor.
Hiper-modern bir nitelik
Bu akım, genellikle geriye dönük ya da reaksiyoner olarak tasvir edilir ve hayali bir geçmişi yeniden kurma peşinde olduğu söylenir. Gerçekte ise gücü, 21. yüzyılın siyasi, toplumsal ve entelektüel koşullarına son derece duyarlı ve ince ayar yapılmış olmasından kaynaklanır. Aslında radikal bir şekilde 'çağdaş'tır. Son 18 aydır bu dalgayı anlamaya çalıştım; gözlüklü Macar entelektüellerinden, Fransa'da yeni tıraş olmuş genç RN siyasetçilerine, Ortodoks Yahudi siyasi filozoflardan ABD'deki MAGA taraftarlarına kadar herkesle konuştum. Bu araştırmaya dayanarak şuna ikna oldum: Bu hareket, geçmişe saplanıp kalmış olmaktan çok uzak, hiper-modern bir nitelik taşıyor ve temsilcileri, liberal demokrasinin başarısızlıklarına dair ikna edici bir analiz sunarak iktidara giden bir yol haritası çiziyor. Bu yüzden “yeni sağ” olarak adlandırıyorum.
Kesintisiz şoklar zincirinin etkisi
Hareketin kendi kendini anlatışının merkezinde, liberalizmin başarısız olduğu ve Soğuk Savaş sonrası teşvik ettiği derinlemesine karşılıklı bağımlılığa dayalı küreselleşmiş düzenin çöktüğü iddiası yer alıyor. Bu anlatıya göre; vatandaşlar, ulusal kültürlerini ve ekonomilerini sarsan kesintisiz bir şoklar zinciriyle karşılaştı: 2008 küresel finans krizi, iki yıl sonraki euro bölgesi krizi, 2015 mülteci krizi, 2020 Covid pandemisi ve 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası yaşam maliyetlerindeki keskin yükseliş. Her kriz, liberal yönetişimin sınırlarını ifşa etti, devlet kapasitesini aştı ve hükümetlerin gerçekten kimin çıkarına hizmet ettiği konusunda şüphe uyandırdı. Hükümetler, bankaları kurtardı, ancak sosyal yardım ödemelerini kıstı ve insanların evlerini haczettirdi. Sıradan insanlar, bu krizlerin kümülatif bedelini (iş kayıpları, gerilen hizmetler ya da artan faturalar yoluyla) öderken, elitler sonuçlardan korunmuş oldu. Bu görüşün en açık sözlü savunucularından biri, Benedikt Kaiser'dir. Kaiser, bir dönem neo-Nazi çevrelerinde yer aldığı suçlamasıyla karşı karşıya kalan, ancak seçim siyasetini benimseyen ve AfD'nin entelektüel ekosisteminde önde gelen seslerden biridir. Kaiser, bu krizlerin bir araya gelmesinin, savaş sonrası liberal düzenin ve ana akım partilerin meşruiyetini aşındırdığını ve siyasi meydan okuyuculara siyasi gündemi ele geçirme fırsatı sunduğunu söyledi.
Yeni sağın boca ettiği söylem
Bu krizlerin ardından hareket (yeni sağ), özellikle kaybeden taraf olduğunu hisseden, gelir, güvenlik ve toplumsal statüde göreli bir düşüş yaşayan işçi sınıfı seçmenlere hitap eden yeni bir seçim koalisyonu kurmayı hedefledi. Bu çekim, göç, ticaret, dış politika ve devlet reformunu kapsayan net bir politika gündemine indirgendi; hepsi ortak bir ulusal kimliği yeniden tesis etme vaadiyle birbirine bağlandı. Sınırlar, ulusun “gerçek” üyelerini dışarıdakilerden ayıran bir araç haline geldi. Gümrük vergileri, iç üretimi yeniden inşa etmenin ve emeğin onurunu yükseltmenin bir yolu olarak yeniden tanımlandı. Dış politika, dar anlamda tanımlanmış ulusal çıkara indirgendi. Kurumsal direnç ise “derin devlet”e saldırarak ve uzmanları itibarsızlaştırılmış liberal düzenin bekçileri olarak göstererek aşılmaya çalışıldı.
Dikkat ekonomisini domine ediyor
Yeni sağın başarısı, parçalanmış bir medya ortamını ustalıkla kullanmasına ve algoritmik bilgi alanını domine etmesine de dayanıyor. Kamusal alan, çevrimiçi alt kültürlere bölündükçe, geleneksel gazeteciliği baypas etmeyi ve dijital platformlarda hâkimiyet kurmayı öğrendi. “İfade özgürlüğü”nün izin verici bir yorumunu ileri sürerek, Elon Musk gibi teknoloji kodamanlarıyla ittifaklar kurdu ve çevrimiçi alanı anlatıları ve sloganlarıyla doldurdu. Çoğu zaman “alternatif gerçekler” ve keskin 'memler'le donanmış yeni sağ, artık dikkat ekonomisini domine ediyor. ABD'li muhafazakâr yazar Rod Dreher ile yaptığım röportajda, Birmingham'da bir kürtaj kliniği önünde dua ettiği için iki kez tutuklanan Hristiyan aktivist Isabel Vaughan-Spruce örneğini verdi. Bu örnek, ana akım ile dijital sağın artık tamamen farklı gerçekliklerde yaşadığını gösteriyor. Vaughan-Spruce yeni sağ bilgi alanında kült bir figür haline gelmişken, Guardian okurlarının çoğu onun adını bile duymamıştır.
Taklit, meydan okuyucuları güçlendirdi
Belki de en etkili hamleleri, ana akım partileri kaybedilmesi imkânsız bir konuma zorlamalarıdır. Onları işçilerin değil, elitlerin; değişimin değil, sürekliliğin savunucuları olarak göstermeleri. Yerleşik partiler, uzun süre tehdidin boyutunu küçümsedi. Tepki verdiklerinde ise genellikle yeni sağın söylemini, özellikle göç konusunda taklit etmeye yöneldi. Taklit ise çoğu zaman meydan okuyucuları etkisizleştirmek yerine güçlendirdi.
Her etkili yanıt, yeni sağın liberalizme yönelik eleştirisinin gücünü kabul ederek başlamalıdır. Bu, işçi sınıfının kaygılarına hitap eden ve yeni katılım yöntemleri kullanan bir siyasi projeyle eşleştirilmelidir. Danimarka ve Hollanda'da olduğu gibi, Kentucky ve New York'ta da başarıyla uygulanan bir yaklaşımdır.
Belki de en net ders, Mark Carney ve Anthony Albanese gibi isimlerden geliyor; kendi ülkelerindeki popülistlerin 'Trump devrimi'yle ilişkilendirilmesinin onlar için bir yük olabileceğini fark ettiler. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin yaptığı anketler, Trumpçılığın benzer bir seyir izleyebileceğini gösteriyor: Ülke ülke, net çoğunluklar artık Trump'ın yeniden seçilmesini zararlı görüyor. Eğer merkez güçler, 'ikinci Amerikan devrimi'nin uluslararası tehdidini fark eder ve yeni sağın güçlü yanlarını zayıf yanlara dönüştüren bir strateji etrafında birleşip siyasi merkezin kendini gerçek ulusal egemenlik savunucuları olarak yeniden konumlandırması ve yeni sağ partiler ile Trump arasındaki bağları kullanarak onları yenmesi hâlâ mümkündür.
* Berlin merkezli Avrupa Dış İlişkiler Konsey Direktörü Mark Leonard'ın The Guardian'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı.







