Kürdistan‘da tekrar savaş konseptinin devrede olduğu şu günlerde, insan hakları ve demokrasinin kalesi Avrupa’daki Kürdistanlılar ROJ TV davasının gerginliğini yaşamakta. Avrupa’nın, bu dava konusunda sergileyeceği tutum, demokrasi ve özgürlükler karnesinde alacağı notu göstermesi açısından büyük önem taşıyor.
Bu kapsamda birçok Kürdistanlı eylemler ve kampanyalar düzenlemekte, bir araya gelmekte ve seslerinin (ROJ TV‘nin) susturulmamasını istemekte. Ayrıca, YEK-KOM’un “Kürt Kimliği Resmen Tanınsın“ kampanyası ile Almanya‘nın birçok kentinde gerçekleştirilen demokratik eylemler ve etkinlikler ile Kürtler, tanınmak istiyor. İleri demokrasi ve insan haklarının bu kadar geliştiği Avrupa’da, insan olmasından kaynaklı en temel haklarının statüye kavuşturulmasını talep ediyor. Bu bağlamda Avrupa’nın ROJ TV davası konusunda sergileyeceği tutum, Kürtlerin bütün bu haklı taleplerine Avrupa‘nın vereceği bir cevap olması açısından da önem arz ediyor.
Ancak, Kürtler’in, tanınmak ya da tanınmamak olarak ifade edilebilecek derecede net taleplerinin olduğu böylesi önemli ve kritik bir süreçte, ROJ TV davasının olması bile başlı başına zaten bir basın ve yayın hakkını engellemeye yönelik yapılmış  girişim olduğundan siyasi bir davadır.
Bu durum, Kürtlerin haklarını tanımama ve sorunun çözümsüzlüğüne katkıda bulunma durumudur. Anadilde haber olma ya da kullanma özgürlüğüne ve onun kurumlarına karşı sergilenen her olumsuz tutum, bir asimile etme ve yok etme yöntemidir.
Örneğin; Avrupa’da Kürtlerin genellikle geldikleri ülkelerin kimlikleri ile tanınıyor olmaları ve bu bağlamdaki bütün bürokratik eylemliğin de, bu gelinen ülkelerin kurumlarının kullanımı ile gerçekleşmesi ya da yabancı kurumun bu kurumların kullanımını teşvik etmesi, mütiş bir bürokrasi trafiği oluşturmakta. Bu bürokrasi trafiği içerisinde de Kürtçe ikinci plana atılıyor ve anlamsızlaştırılıyor. Avrupa‘da Kürtler‘den Türkçe öğrenen Kürtler, bunun en iyi örneğidir. Böylece önce ötekileştirdiğini şimdi şekillendirerek, asimilasyonun asimilasyonu gerçekleşmiş oluyor.
Dolayısıyla, ulus-devletçi bir şekillenmeye sahip olan Avrupa‘da, devletsiz olan yapıların kendilerini farklı ifade edebilmelerinin önü, bir tanınma ve ciddiye alınma mekanizması olarak işlev gören bürokrasi tarafından kapatılmakta.
Ancak, madalyonun bir de öbür yüzüne baktığımızda, Kürtlerin bürokrasi temelinde kendi kurumsal işlevliliklerini şekillendirmesi gerektiği açığa çıkıyor. Örneğin Kürdistan‘daki belediyeler ile birebir gerçekleştirilecek olan bir bürokrasi yolu Kürtçe hizmet verebilir. Bu sayede Kürtçe günlük yaşama tekrar kazandırılabilir. Böylesi ortak çalışmalar yürütülerek, bir halkın asimilasyonunun engellenmesine katkıda bulunulabilir.
Netice itibariyle Avrupa, Kürt halkına yönelik sürdürülen asimilasyon ve imhanın bir parçası olmak yerine, demokrasi ve insan haklarının bir gereği olarak, farklı kimliklerin tanınması, yönünde tavır almalıdır. ROJ TV davası, Avrupa demokrasisinin geçirdiği çok kritik bir dava olması yönü ile Avrupa’nın, bir halkın en meşru haklarına ve onun kurumlarına sahip çıkma açısından da, Kürtlerin verdiği bir sınavdır. Eğer, Avrupa’da Türkleştirilmek, Farslaştırılmak ya da Araplaştırılmak istenmiyorsak, kurumlarımıza ve kampanyalarımıza sahip çıkmalıyız.
****
Not: Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) öncülüğünde “Kürt Kimliği Resmen Tanınsın” kampanyası çerçevesinde 50 bin imza toplanabilirse, 6 ay içerisinde bu talep parlamentoya tasarı olarak getirilebiliyor. Bu konuda bütün Kürdistanlıları duyarlı olmaya ve kampanyaya katılmaya çağırıyorum.

gulistan@utkun@hotmail.de