İsviçre Gündemi

Geçen hafta bu köşede, Almanya’nın isteği üzerine İsviçre’de tutuklanan Metin Aydın’dan bahsetmiştik. Metin Aydın’ın iadesine karar verilmesi sürecinde, Almanya ve İsviçre’nin Kürt kurumlarından daha hızlı ve dikkatlı çalıştığı anlaşıldı. Kürt kurumlarının devreye girdiği an adeta imkansızı tersine çevirme çabasına dönüştü.
Buna benzer örnekler de var. Rodi adli bir genç bir gençlik festivali için bir aileden sözde 500 Euro istediği iddasıyla Almanya’da aylardır tutuklu. Rodi İtalyan oturumlu. Ama İtalya’dan ciddi bir girişim olmadığı için tutukluluğu zor koşullarda sürüyor.
Başka bir örnek yine İtalya oturumlu İdris Güzel. Politik çalışmaları nedeniyle Fransa’nın bir bölgesinde yaşamaya zorunlu kılınmış ve sürekli imza vermek zorunda. Bildiğimiz ve bilmediğimiz onlarca örnek sıralanabilir. Duyarsız olduğumuz, gündemimize almadığımız, sorun edinmediğimiz için kaç Kürt genci ya da politikacının nerede, hangi adaletsizliklerle karşı karşıya olduğunu da bilmiyoruz.
Yaşadığımız Avrupa’da Kürtler söz konusu olduğunda, Türkiye benzeri „terör“ yasaları devreye konarak, Kürtler tek tek bireylerin şahsında kuşatılıyor. Bizim gündemimizde Avrupa hukukunu sorgulamak, buna karşı uygun mekanizmalar geliştirmek yok.
Kürtlerin Avrupa’daki adaletsizliklere karşı örgütlü bir duruşu bulunmuyor. Kürtler bütün bu uygulamalara karşı savunmasız.
İsteyen istediği ülkede, istediği Kürt’ü alıyor, veren ülke rahat, alan ülke memnun. Biz seyrediyoruz.
Acaba bizim dışımızda birilerinin mi sahip çıkmasını bekliyoruz. Savunma mekanizmalarımız alt üst olmuş.
Duyarılıklarımız paradokslarla dolu. Hassasiyetlerimizin nerde başlayıp, bittiğini biz bile bilmiyoruz. Avrupa’da yaptığımız siyaset tarzının bedellerini ödediğimizin farkında değiliz. Uyuşutucuya bulaşan genci görmediğimiz için, uyuşturucu kullananlar arttı. Dayak yiyen kadını farketmediğimiz için, dayak normalleşti.
Çocuklarıyla uyumsuz ailelerin yayında olmadadığımız için, aile-çocuklar birbirinden koptu.
Avrupalı örgütlerle salt işimiz düştüğünde buluştuğumuz için, dostlarımız azaldı. Diğer halkların sorunlarını kucaklamadığımız için, ülke gündemlerinden koptuk. Irkçlık, ayırımcılık gibi politikaların karşısında duramadığımız için, evrensel, etik değerlerden yıprandık.
Özgürlük, demokrasi ve adalet kavramlarının uğramadığı bir coğrafyada, bu değerler uğruna vatanında kopan, bedeller ödeyen, acılar yaşayan, yaşadıklarını dünyanın hiç bir halkına bireyine reva görmeyen bu etik ve ahlaki değerler etrafında mücadele sürdürenler biz miyiz? Biz… miy…. dik?
Evet biz buyuz diyorsak, yapacak birşey kalmamıştır.
Biz bu değiliz diyorsak, kim olduğumuzu gösterip, artık ayağa kalkmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz.
Bugün için artık çok geç kaldığımızı farkedeceğiz.
Ama yarın çok daha geç olacağını unutmamalıyız.