• Avrupa’da siyasi merkez eriyor. Almanya’da CDU ile SPD’nin kalıcı koalisyonları, Fransa’da sosyalistlerin çöküşü, İtalya’da merkez partilerin buharlaşması aynı sürecin farklı görüntüleri. Yükselen aşırı sağ, bu erimenin nedeni mi, yoksa sonucu mu?
  • Ortak para birimi kuruldu ama onu tamamlayacak ortak maliye birliği, mali dengeleyiciler ve kriz paylaşım mekanizmaları kurulmadı. Bu sistemde, ekonomik şok yaşayan ülkelerin tek seçeneği ücretleri ve kamu harcamalarını kısmaktı.
  • Avrupa’da bankaların, yani finans kapitalin zararları toplumsallaştırılırken toplumun geri kalanına kemer sıkma dayatıldı. Kaynaklar altyapı, sanayi ve sosyal refah yatırımlarına değil, finansal sistemin kurtarılmasına yöneldi.
  • Siyasi sorumluluğun önemli bölümü merkez sağda değil, sosyal demokratlarda ve Yeşillerde. Bir zamanlar emekçiyi sermayeye karşı koruyan partiler, sermayenin krizini yöneten partilere dönüştü. Avrupa’nın temsil krizi, ekonomik krizle iç içe geçti.

BAHAR AVJÎN

Avrupa’da merkez siyasetin çözülüşü, aşırı sağın yükselişi, sanayisizleşme ve ekonomik durgunluk birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Yunanistan’ın eski maliye bakanı ve ekonomist Yanis Varoufakis ile Alman ekonomist Wolfgang Münchau, The Econoclasts podcast'ında “Germany can't recover from this” (Almanya bunu atlatamaz) başlıklı bölümünde, Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu krizin köklerini ortak para biriminin kuruluşunda, Almanya’nın ihracata dayalı büyüme modelinde ve merkez solun tarihsel tercihlerinde arıyor. İki isme göre Avrupa’nın temel sorunu yalnızca yanlış ekonomi politikaları değil, bu politikaları üreten düzenin kendisi.

Avrupa’da siyasi merkez eriyor. Almanya’da CDU ile SPD’nin kalıcı koalisyonları, Fransa’da sosyalistlerin çöküşü, İtalya’da merkez partilerin buharlaşması aynı sürecin farklı görüntüleri. Yükselen aşırı sağ, bu erimenin nedeni mi, yoksa sonucu mu? Varoufakis ve Münchau’ya göre yanıt ikincisinde saklı. İki ekonomist, Avrupa’nın çöküşünü tek bir partiye veya lidere bağlamak yerine, euro’nun kuruluşundan banka kurtarmalarına, oradan da merkez solun ideolojik dönüşümüne uzanan bir zincirle açıklıyor. Varoufakis’in iddiası sert: Siyasi sorumluluğun önemli bölümü merkez sağda değil, sosyal demokratlarda ve Yeşillerde.

Yanis Varoufakis/foto:AFP

Ortak para var, ortak maliye yok

Varoufakis’e göre euro’yu anlamak için 1989 sonrasına bakmak gerekiyor. Almanya’nın birleşmesine Washington ve Londra temkinli yaklaşırken Fransa Devlet Başkanı François Mitterrand, Şansölye Helmut Kohl’a desteğini koşullu sundu: Almanya birleşebilirdi, ama Deutsche Mark’tan vazgeçmeliydi. Kohl kabul etti. Ancak Alman Merkez Bankası Bundesbank’ın para politikası anlayışı yeni para biriminin ve dolayısıyla Avrupa Birliği'nin kurallarına damga vurdu. Avrupa Merkez Bankası bağımsız olacak, fiyat istikrarına odaklanacak ve hükümetlerin bütçe açıklarını doğrudan finanse etmesi yasaklanacaktı.

Ortak para birimi kuruldu; ama onu tamamlayacak ortak maliye birliği, mali dengeleyiciler (fiscal stabilizer) ve kriz paylaşım mekanizmaları kurulmadı. Sonuç, ekonomik şok yaşayan ülkeler için neredeyse tek seçeneğin iç devalüasyon, yani ücretlerin ve kamu harcamalarının kısılması olduğu bir sistemdi. Münchau’nun ifadesiyle, para birliği mali birlikle tamamlanmadığı için ülkeler şoklar karşısında çaresiz kaldı. 2008 küresel finans krizi ve ardından gelen euro bölgesi borç krizi bu mimarinin zayıflığını açığa çıkardı: Ekonomisi daralan ülkelere ortak talep yaratmak yerine kemer sıkma dayatıldı.

Mali dengeleyiciler (tam adıyla "maliye politikası otomatik stabilizatörleri"), ekonomik dalgalanmaları (resesyon veya aşırı ısınma/enflasyon dönemlerini) yeni bir yasaya veya siyasi karara gerek duymadan, mevcut bütçe mekanizmaları aracılığıyla kendiliğinden hafifleten yapısal araçlardır.

Başlıca örnekleri ise şunlardır:

• İşsizlik sigortası: İşsizlik artınca daha çok kişiye ödeme yapılır; bu, talebin çökmesini yavaşlatır.

• Artan oranlı vergiler: Gelir düşünce vergi yükü otomatik azalır, hanehalkının elinde daha fazla gelir kalır.

• Sosyal yardımlar ve transferler: Krizde otomatik olarak artar.

• Kamu harcamalarının otomatik devamı: Sağlık, eğitim gibi temel hizmetler talep düşse de sürer.

Bunların yokluğunda, bu çarpık sistemin siyasi bedelini merkez sol ödedi. Sosyal demokrat hükümetler seçmenlerine ekonomik güvence vaat ederken sosyal harcamaları azaltan programları uygulamak zorunda kaldı. Seçmenler, hükümeti değiştirse bile ekonomik politikanın temel kurallarını değiştiremeyeceği duygusuna kapıldı. Avrupa’nın temsil krizi, ekonomik krizle iç içe geçti.

Bankaları kurtarma, halka kemer sıkma

Podcast’in en sert bölümlerinden biri Almanya’ya yönelik. Yıllarca Yunanistan gibi ülkelere bütçe disiplini dayatan Almanya, kendi bankaları krize girdiğinde aynı katılığı göstermedi. Varoufakis, euro krizi boyunca bankaların kurtarılması için yapılan müdahalelere dikkat çekiyor. Ona göre Yunanistan’a "yardım" adı altında sağlanan ve aslında onu borca ve kemer sıkmaya mahkum eden kaynakların önemli bölümü, gerçekte Avrupa bankacılık sistemini ayakta tutmaya hizmet etti.

Münchau somut bir örnek veriyor: 2008 krizi sırasında SPD’li maliye bakanı Peer Steinbrück, orta ölçekli Alman bankası IKB’yi kurtardı. Münchau’ya göre bu banka batmaya bırakılmalıydı, itibar kaybından kaçınmak için kamu kaynaklarını devreye sokmak daha sonra çok daha büyük bir maliyet üretti. Eleştirinin özü bankanın büyüklüğü değil, tercihlerin yönü: Bankaların, yani finans kapitalin zararları toplumsallaştırılırken toplumun geri kalanına kemer sıkma dayatıldı. Kaynaklar altyapı, sanayi ve sosyal refah yatırımlarına değil, finansal sistemin kurtarılmasına yöneldi. Bu da uzun vadeli büyüme kapasitesini zayıflattı.

Wolfgang Münchau/foto:ces.fas.harvard.edu

İhracat mucizesi neden tıkandı?

Almanya’nın savaş sonrası modeli sanayi üretimi ve ihracat fazlasına dayanıyordu. Varoufakis’e göre bu model uzun süre ABD’nin yön verdiği Bretton Woods düzeninde sürdürülebildi; ABD dünya ekonomisinin en önemli talep kaynaklarından biriydi. 1970’lerden sonra finansallaşma güçlendi. Alman fazlaları iç yatırıma dönüşmek yerine Anglo-Amerikan finans piyasalarına yani borsa ve spekülasyona, paradan para kazanmaya yöneldi. 2008 krizi bu düzenin sürdürülemezliğini gösterdi.

Bugün enerji maliyetleri, teknolojik dönüşüm, küresel rekabet ve geleneksel sanayilerdeki gerileme Almanya’nın büyüme kapasitesini zorluyor. Buna karşın siyasi tartışma “nasıl büyüyeceğiz?” yerine “hangi harcamayı kısacağız?” etrafında dönüyor. Münchau’nun uyarısı açık: Geleneksel sanayi sektörleri yapısal gerilemeyle karşı karşıyayken emeklilik ve sağlık harcamalarını kısmak büyümeyi kendiliğinden artırmaz. Aksine bazı düzenlemeler şirketlerin ve hanehalklarının maliyetlerini yükselterek durgunluğu uzatabilir. Kemer sıkma iç talebi düşürdükçe ithalat azalır; ihracat fazlasına bağımlılık daha da güçlenir. Almanya’da “reform” sözcüğü çoğu zaman kemer sıkma anlamına geliyor, oysa tartışılması gereken, sanayinin nasıl yenileneceği ve yatırım açığının nasıl kapatılacağı.

Merkez solun sorumluluğu

Varoufakis’in asıl hedefi merkez sol. Ona göre savaş sonrası sosyal demokrasi, sanayi sermayesi ile sendikalar arasında korporatist bir uzlaşmaya dayanıyordu. Şirketler kâr ederken çalışanlar ücret artışlarından, sosyal haklardan ve kamusal hizmetlerden yararlanıyordu. 1970’lerden itibaren finans sektörünün güçlenmesi bu zemini ortadan kaldırdı. Blair, Schröder ve Mitterrand gibi liderler bu dönüşüme karşı çıkmak yerine finansla bir tür Faustçu pazarlık (şeytanla pazarlık) yaptı: Bankalar serbestleştirilecek, elde edilen kazançtan kamu hizmetlerine pay verilecekti. 2008’de sistem çökünce merkez sol, bankaları kamulaştırma veya finansal sistemi köklü biçimde yeniden düzenleme cesaretini gösteremedi. Bankalar kurtarıldı, topluma kemer sıkma dayatıldı. Bir zamanlar emekçiyi sermayeye karşı koruyan partiler, sermayenin krizini yöneten partilere dönüştü.

Münchau da euro’nun merkez solu siyasi açıdan çıkmaza sürüklediğini düşünüyor. Ortak para birliği mali birlikle tamamlanmadığı için hükümetlere kemer sıkma dışında yeterli araç bırakmadı. Merkez sol bu politikaları uyguladıkça kendi seçmeniyle bağını kaybetti. Bugün sosyal demokrat partilerin inandırıcı bir alternatif sunamaması, ekonomik güvencesizlik yaşayan seçmenlerin başka siyasi seçeneklere yönelmesini açıklıyor.

Yeşiller’in savaşlara çelişkisi

Varoufakis, merkez solun dönüşümünü dış politika üzerinden de eleştiriyor. 1999’da NATO’nun Yugoslavya’yı bombalamasına Alman Yeşillerinin verdiği destek onun için tarihsel bir kopuş. Eski bir barış ve ekoloji hareketinin parçası olan partinin uluslararası hukuku tartışmalı hale getiren askeri müdahalelere destek vermesi, kendi meşruiyetini aşındırdı. Bugün Ukrayna savaşında da Almanya’da daha fazla silah, uzun menzilli füze ve sert askeri destek isteyen kesimlerin başında Yeşiller ve merkez sol geliyor. Münchau’ya göre burada sorun Ukrayna’nın savunma hakkı değil, ilan edilen hedeflerle askeri ve mali kapasite arasındaki uyumsuzluk. Rusya’nın tam yenilgisi hedefleniyor ama bunun maliyeti ve Avrupa’nın hazırlığı yeterince tartışılmıyor. Söylem ile gerçeklik arasındaki mesafe, seçmenlerin geleneksel partilere güvenini daha da zayıflatıyor.

foto:AFP

Siyasi merkez neden eriyor?

Almanya’daki seçim sonuçları bu çıkmazın siyasi yansıması. Münchau’ya göre CDU’nun AfD ile hiçbir koşulda işbirliği yapmama kararı, partiyi SPD ile kalıcı koalisyonlara mahkum ediyor. Bu koalisyonlar iki partiyi de kendi seçmenlerinin beklentilerinden uzaklaştırıyor; merkez sağ ve merkez sol iktidarı korumak için uzlaşırken siyasi kimliklerini kaybediyor. Ortaya çıkan boşluğu hem aşırı sağ hem de yeni sol hareketler dolduruyor.

Varoufakis ve Münchau’nun uyarısı, aşırı sağın yükselişini yalnızca aşırı sağın başarısıyla açıklamanın yetersiz olduğu: Merkez siyasetin başarısızlıkları bu yükselişin zeminini hazırlıyor. Ancak merkezden uzaklaşmak kendiliğinden daha adil bir düzen getirmiyor, belirleyici olan hoşnutsuzluğun hangi ekonomik ve siyasi programa dönüşeceği.

Egemenlik meselesi

Podcast’in son halkası Avrupa’nın dış politikadaki hareket alanı. Varoufakis ve Münchau’ya göre Avrupa, ekonomik büyüklüğüne rağmen kendi güvenliğini sağlayacak askeri kapasite ve stratejik özerklik konusunda ABD’ye bağımlı. Grönland üzerinden yürütülen tartışma bu bağımlılığın simgesi olarak sunuluyor; ekonomistler, ABD’nin Grönland üzerindeki askeri ve siyasi etkisini artırabilecek düzenlemeleri Avrupa’nın egemenlik iddialarının kırılganlığı olarak yorumluyor. Savunmasını başka bir ülkenin askeri gücüne ve nükleer korumasına dayandıran bir ülkenin ne ölçüde bağımsız hareket edebileceği sorusu açık kalıyor. Stratejik özerklik yalnızca daha fazla silahlanmakla sağlanamaz; ekonomik kaynak, sanayi altyapısı ve siyasi karar alma mekanizmaları gerekir. Üstelik savunma harcamalarının artmasıyla sosyal harcamaların korunması arasındaki ilişkinin de açıkça tartışılması gerekiyor.

Reformlar çözüm değil, düzen değişmeli

Varoufakis ve Münchau’nun söyleşisi Avrupa’nın krizini tek bir nedene indirgemiyor ama ortak bir çıkmazı işaret ediyor. Euro’nun kurumsal eksikleri, Almanya’nın ihracata bağımlı büyüme modeli, finans kapitalin bütün kaynakları emmesi ve merkez solun bu politikaları benimsemesi birbirini besleyen süreçler. Almanya bankalarını kurtarmak için devlet müdahalesine başvururken toplumdan tasarruf istedi. Avrupa ortak para birimini kurarken kriz yükünü paylaşacak güçlü mali mekanizmalar geliştirmedi. Sosyal demokratlar finansal sistemin yarattığı krizi yeniden düzenleme fırsatı olarak kullanmak yerine bankaları kurtardı ve kemer sıkma politikalarını uyguladı. Bugün ise aynı siyasi gelenekler sanayisizleşme ve durgunluk karşısında yine reform adı altında hala kemer sıkma öneriyor.

Bu nedenle Avrupa’nın ihtiyacı reform sözcüğünü tekrarlamak değil, neyin değiştirilmesi gerektiğini açıkça tartışmak. Üretim kapasitesi nasıl yenilenecek? Kamu yatırımları nasıl artırılacak? Bankaların ve finansal piyasaların yarattığı risklerin maliyeti kime yüklenecek? Ortak para birliği, ülkeleri kriz anlarında kemer sıkmaya mahkum etmeyecek biçimde nasıl düzenlenecek? Merkez sol, emekçiler ve sosyal devletle bağını yeniden kurabilecek mi?

Bunlar yanıtlanmadığı sürece Avrupa siyasetinin aşırı sağın yükselişini durdurması zor. Çünkü siyasi merkezin sorunu yalnızca seçmenlerin güvenini kaybetmesi değil, o güveni yeniden kazanabilecek bir ekonomik ve toplumsal program ortaya koyamaması.

Söyleşinin en sert hükmü de burada: Avrupa’nın bugünkü çıkmazında merkez sol yalnızca başarısız bir siyasi aktör değil, mevcut düzenin devamını sağlayan başlıca güçlerden biri.