- Avrupa’da “Toplumsal Sözleşme” çöküyor. Fransa'dan İtalya'ya, Belçika'dan İspanya'ya kadar gençler, günlerdir hayat pahalılığı, güvencesizlik ve eşitsizliğe karşı sokakta.
- Trump’ın desteğini alan aşırı sağ, eylemleri göçmenleri hedef göstererek fırsata çevirmeye ve Avrupa’da daha sert politikaların önünü açmaya çalışıyor.
Fransa’da liseli gençlerle başlayan ayaklanma dalgası, kısa sürede ülke çapında yüz binlerce kişiyi içine çekti ve ardından Avrupa’nın dört bir yanına yayıldı. Protestolar Lizbon ve Madrid’de sokakları doldururken, Milano, Brüksel ve Tiran’ın yanı sıra Fransa’daki şehirlerde de polis, halka karşı bir kez daha şiddet uyguladı.
Fransa’da hayat pahalılığına karşı düzenlenen protestolar, yoğun güvenlik önlemleri altında devam etti. Cumartesi günü düzenlenen, sendikaların ve öğrencilerin destek verdiği “Sarı Yelekliler” eylemine ülke genelinde yüz binlerce kişi katıldı. Genel İş Sendikası (CGT) 250 bini Paris'te olmak üzere eylemlere yaklaşık 800 bin kişinin katıldığını açıkladı.
En az bin 300 kişi gözaltında
Paris, Marsilya ve Strasbourg’da göstericilere saldıran polis en az bin 300 kişiyi gözaltına aldı. Ayrıca hükümet ülke genelinde 70 bin polis ve jandarmayı eylemlere müdahale etmesi için görevlendirdi. Sentinelle operasyonunda görev yapan askerlerin yanı sıra RAID ve GIGN gibi özel müdahale birimleri, helikopterler ve zırhlı araçlar da ‘güvenlik’ planına dahil edildi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala yaşanan protestolar, ülkedeki siyasi gerilimi de artırdı. Yetkililerin bazı gösterileri yasaklaması ve toplanma güzergâhlarını değiştirmesi, sol partilerin ve sendikaların tepkisine yol açtı.
Sol hareketin lideri ve cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a geri adım atma çağrısında bulundu. Mélenchon, aksi durumda protestoların her hafta tekrarlanacağını ve genel greve gidilebileceğini söyledi.
Cumartesi gününün bir diğer önemli adresi Orléans oldu. Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi, Marine Le Pen’in katılımıyla kongresini düzenlerken, yaklaşık 13 bin kişi ırkçılık, faşizm ve emperyalizme karşı yürüdü. Göstericilerden bazıları, Trappes’teki saldırıyla aşırı sağ arasındaki bağlantıya dikkat çekti.
Eşitlik talebine polis şiddeti
İtalya'da Roma ve Milano'da sendikalar ve öğrenciler tekrar sokağa çıktı. Eylemlerin odağında Meloni iktidarı ve eğitim politikaları vardı. Milano’daki eyleme 10 binden fazla kişinin katıldığı bildirilirken, Roma’da başbakanlık güzergahına yürümek isteyenlere polis saldırdı ve en az 30 kişiyi gözaltına aldı.
Aynı şekilde Arnavutluk'un başkenti Tiran'da da üniversite öğrencilerinin eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yaptığı gösteriler, ülkeye gelen Arnavut diasporasının desteğiyle devam ediyor. Ülkede öğrencilerin eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle 13 Ekim'de başlayan protesto eylemleri Cumartesi günü de sürdü. Polis tazyikli su ve biber gazının yanı sıra plastik mermi ve ses bombası da kullandı. Protestolara devam edeceklerini belirten öğrenciler, "Rama hapse" ve "Berisha hapse" sloganları atarak, mevcut krizden tüm siyasi sınıfı sorumlu tutuyor. Belçika’da da polis, Brüksel'de eğitim sisteminde daha iyi koşullar talep eden öğrencilere göz yaşartıcı gaz ve biber gazıyla saldırdı.
Farklı talepler, kitlesel eylemler
Peki bu eylemler neden bir anda dalga dalga yayıldı? Avrupa, son aylarda birbirinden farklı nedenlere, taleplere ve aktörlere sahip, göz ardı edilmemesi gereken belirgin hareketlere sahne oluyor. Fransa’da aşırı kalabalık okullar kıvılcım oldu. Bu hafta Yunan protestocular da eğitim bütçesinin yetersizliğine ilişkin şikâyetlerini dile getirdi. İspanya ve Portekiz’de ise konut sorunu ana gündem. Alman öğrenciler, zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilme olasılığına öfkeleniyor. Ancak hareketin içinde yer alanlar ortak noktaları da görüyor; bazı İtalyan göstericiler Fransızca sloganlar atıyor.
‘Toplumsal Sözleşme’ çöküyor
The Guardian’a göre tüm bunların altında yatan neden, “Toplumsal Sözleşme”nin çöküşüdür. Çünkü bir nesil, haklı olarak, ebeveynlerinden daha kötü koşullarda yaşayacağını düşünüyor. Yetersiz eğitim ve iş güvencesizliği karşısında anlaşılır bir şekilde öfkeli. 20’li yaşlarının sonlarına kadar kendilerine ait bir ev kiralamak için mücadele ediyor ve iklim krizi geleceklerini tehdit ederken, kendilerinin asla alamayacaklarına inandıkları emekli maaşları için prim ödüyorlar. Hükümetlerin borçtan endişe duyduğunu ve tahvil piyasalarından korktuğunu gören bu nesil, hükümetlerin kendilerine çözüm sunamadığını ya da sunmak istemediğini düşünüyor.
Öte yandan artan eşitsizlik, insanların başkalarının zenginleşmesini izlemesine neden oluyor. Bu kargaşa, geçen yıl dünyanın dört bir yanında görülen Z kuşağı protestoları dalgasını da yansıtıyor. Fransa, İtalya ve Almanya’da sokaklara dökülen bazı protestocular, daha önce Fas’tan Madagaskar’a kadar çeşitli ülkelerde kullanılan sembolleri bile benimsedi. Hayat pahalılığı krizi, polis şiddeti ve hükümetin taleplere cevap vermemesi bu olaylarda da etkili oldu.
Aşırı sağ krizden faydalanıyor
Avrupa’da, Trump yönetiminin kışkırtmasıyla aşırı sağ partiler, göçmenlerin ve açık sınırların sorumlu olduğu ve düzeni yeniden sağlamak için sert önlemlerin alınması gerektiği yönündeki yalanlarla bu kargaşadan yararlanmaya çalışıyor.
Önümüzdeki yıl İspanya, Fransa, Polonya ve İtalya seçimlere gidecek. Bu durum, AB’yi kökten değiştirebilecek radikal bir sağa kayma tehlikesini beraberinde getiriyor. Ancak bu partiler, protestocuların gündeme getirdiği sorulara gerçek anlamda yanıt veremiyor. Fransa’da yaşanacak bir mali kriz, Marine Le Pen’in ekonomik zaafını ve Ulusal Birlik Partisi’ndeki iç bölünmeleri daha da belirgin hâle getirebilir. Kıtanın gelecekteki gidişatı, iyi ya da kötü, sandıkta olduğu kadar sokaklarda da şekilleniyor. HABER MERKEZİ
***
Göçmenler de ayakta
Almanya’da Cumartesi günü birçok havalimanında düzenlenen protestolarda, sınır dışı işlemleri ve sınır dışı edilmek üzere gözaltında tutulma uygulamaları protesto edildi. Leipzig, Frankfurt, Berlin, Köln ve Düsseldorf havalimanlarında yapılan eylemlere yüzlerce kişi katıldı.
Protestocular, iltica başvuruları reddedilen göçmenlerin sınır dışı edilmesine karşı çıktı. Eylem ittifakının sözcüsü, “Koruma arayan insanların iltica hakkı olduğu için sınır dışı işlemlerinin derhâl durdurulmasını talep ediyoruz” dedi. Son aylarda Afgan mültecilerin sınır dışı edilmesine dikkat çekilerek, Alman hükümetinin Taliban’la işbirliği kınandı.
Eylemciler ayrıca sınır dışı işlemleri için harcanan paranın mültecilerin topluma uyumunu destekleyen çalışmalara ayrılmasını, sınır dışı işlemlerine yönelik planların genişletilmesinden vazgeçilmesini ve herkes için hareket özgürlüğü sağlanmasını talep etti.