Adana üzerine söz edeceğim ama yereli kapsayan bir yazı olmayacaktır bu. Türkiye’nin orta ölçekli bir modelidir aslında Adana. Kürt, Arap, Türk ve diğer halkları ve birçok değişik inancı bir arada görebiliyorsunuz. Birlikte çalışıyorlar, toprağı birlikte suluyorlar alın teriyle, birlikte ekiyorlar emeği üretimin her alanında, yaşamı birlikte üretiyorlar. 

Acıların tarihi de aynı bu topraklarda. 1908-9 Ermeni Soykırımının ilk uygulamalarının ilk lanetli fişeği burada patlatıldı. Kürt’e, Arap’a, Alevi’ye, Süryani’ye, Rum’a, Laz’a Ermeni’ye yani kendine benzemeyen her renge savaş açan o 90 yıllık paranoyak-politik ulusalcı kafanın, bütün komşularını düşman ilan eden saldırgan politik uygulamalarıyla kanla kirletilmiş bu topraklar, bugün bile sürmekte olan o politikaların tükettiği sosyal yoksulluğa mahkûm edilmiş. 1915 büyük soykırımı sonrası, bugün geriye kalan birkaç harabe bina ve toprağa ekilmiş acılardan başka bir şey yok.

Abartı yapıldığı sanılmasın: HDP bu topraklara yeni bir umudun tohumunu attı. Bu sürecin giderek daha da gelişeceğini ve bu toprakların yüzeyini pamuk beyazı güzelliğinde kardeşliğin rengârenk renkleriyle bezeneceğini artık somut olarak biliyoruz. 

***

Yazımın esas nedeni elbette Adana anlatımı değil. Avrupa’da seçim oylaması bitti ve anlaşılan odur ki burada halkların gerçekleştirdiği o muhteşem çalışma ile HDP büyük başarı sağladı. Ama Avrupa’da yoldaşlarımızın görevi henüz bitmedi. Tersine siz bu yazıyı Cumartesi günü okuduktan sonra hemen yerinizden kalkarak bu önemli sürece yeni katkılar sunmak üzere yeniden işbaşı yapacaksınız. Ülkedeki bütün akrabalar, eş-dost, tanıdık, arkadaş bütün ilişkilere telefon ya da sosyal medya aracılığıyla ulaşarak bu seçimlerdeki görevlerini yeniden yeniden hatırlatacak, HDP’nin süreç içerisindeki özgürlükçü, çoğulcu, barışçı misyonunu yerine getirebilmesi için destek isteyeceksiniz.

Bunu yapacağınızdan eminim. Görev bitecek mi? Hayır. 

Pazar günü de sürecek bu mücadele. Rehavete kapılıp TV başlarına geçmek yerine, sonuncu sandık açılana kadar ve yine aynı iletişim araçları kullanılarak "oylara sahip çıkmanın uyarı ve kontrolünü" diri tutacaksınız. İhmale, rehavete, zafer sarhoşluğuna yer bırakmayacaksınız. Çünkü bu kez, bu diktatoryal politik sistemin HDP’ye karşı azgınca sürdürdüğü bu seçimin ihmale gelmeyeceğini dostlarınıza anlatacaksınız. 

Biliyorum ki bu seçim darbesini alaşağı etmek için bunu yapacaksınız ama ben de uyararak bu çabada karınca kararınca yer almak istedim. Hepimiz biliyoruz ki, oy kullanmaktan da önemli olan şey oyun korunması çabası olacaktır. Diktatör ve yönetiminin kendi varlıklarını koruyabilme güdüsü öylesine tehlikeli bir noktaya tırmanmıştır ki, bu süreci kazanma hırsı, Diyarbakır’da Suruç’ta, Cizre’de Ankara’da olduğu gibi büyük katliamları bile göze alabilme cesaretini yaratmıştır. Çünkü onlar kendilerini siyasal olarak "yok olma ya da yaşama" kutupları arasına sıkışmış bir psikolojik dünya içine hapsettiler. "Barış içinde, özgür ve eşit koşullarda, gönüllü birlikte yaşam" projesine o kadar uzaktırlar ki, kazanma hırsıyla uzun süredir sürdürdükleri her tür hukuksuzluğu zirveye çıkarmaktan da kaçınmayacaklardır. O halde sandık bölgeleri asla onlara terkedilmemeli, halklar bu bölgelere kitlesel olarak varlıklarını taşımalıdırlar. 

***

Bir seçim öncesinde en çok sorulan soru doğal olarak "1 Kasım sonuçları ne olur?" sorusudur. Açıkçası ben 1 Kasım’ı düşünmüyorum bile. Belki o gün, yaptığımız yoğun çalışma nedeniyle TV başında bile olmayacağım. Çünkü ben 2 Kasım’da halklarla, ezilenler ve ötekileştirilenlerle, yani kardeşleşme idealini barış ve özgürlük ortamında gerçekleştirmenin sevdasını yaşayanlarla birlikte kol kola omuz omuza yapacağımız halaylara saklıyorum bütün enerjimi. Zaferi, zılgıtlarla müjdeleyeceğiz şehitlerimize. Çocukların gözlerinin içine mutlulukla bakabileceğiz görevini karınca kararınca yerine getirebilmiş yetişkinler olarak. 

Ve halay başı bir yerinde bağıracak halayın, her dili içererek her inanca seslenerek: "Bu daha başlangıç!"