“Akıllı bir insanın ülkesi tüm dünyadır.“ Aristophanes

Toplumsal olarak, yaşamış olduğumuz savaş ve soykırım gerçekliğinden dolayı elli yılı aşkın bir süredir Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşıyoruz. Bulunduğumuz ülkelerde yaşanan hayata her ne kadar belli oranda adapte olmuş olsakta, bu genellikle zorunlulukların bir getirisi olarak algılanmış ve biz kendimizi bulunduğumuz ülkelere ait hissededememişiz.
Neden mi böyle düşünüyorum?
Genel olarak etrafınızda bulunan ve herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşamakta olan Kürtlerle konuştuğumuzda, bazıları ya savaş durumunun son bulması halinde ya da biraz mal mülk edindikten sonra memlekete döneceği, lafını dillendiriyorlar.
Ancak bu cevabı verenler, genellikle belli bir yaşın üstü olan ya da Avrupa‘ya geç gelmiş olan kişilerden oluşuyor. İlk generasyon da diyebiliriz. Büyük bir kesim ise bulundukları ülkelerin kurallarına göre yaşamaya kendini alıştırmış. Hatta bazıları yaşadıkları ülkeleri kendi ülkesi olarak görmekte ve bu şekilde kendini tanımlamakta. Özellikle ikinci nesilde bu tavır ile çok daha fazla karşılaşıyorsunuz.
Bu nesil ama aynı zamanda bütün çelişkilerin kedisini, en güçlü bir şekilde gösterdiği bir gerçekliği de sahip olmasıyla dikkat çekiyor.
Tabi bir de üçüncü generasyon diyebileceğimiz diğer bir kesim mevcut. Bu generasyon kendisini hem bulunduğu ülkenin bir parçası hem de geldiği ülkenin bir parçası olarak görüyor, ama birçok konuda aslında ikisinden de uzak olan yönleri, kendini daha bariz gösteriyor.
Anlayacağınız hem doğal olarak işleyen bir generasyon değişikliğinin yanı sıra bir de, kendi gerçekliği ile örtüşen, sistemsel bir örgütlülük içerisinde olamamış olmamız, bazı konularda farklılıklarımızın artmasına vesile olmuş. Tabi bu farklılıklar negatif algılamamak gerektiğini düşünüyorum.
Yaşanan tüm bu toplumsal değişim ve dönüşümler dikkate alındığında, alınması gereken önlemlerin de toplumsal sorunların çözümünü esas alması gerekiyor. Ancak bunun öncesinde artık bir gerçeği, halk olarak bilince çıkarmamız ve kendimize itiraf etmemiz gerekiyor. Ne mi bu gerçek?
Kürdistan’da savaş ve soykırımın son bulması halinde, bugün Avrupa’da yaşamakta olan Kürtlerin, belki de sadece yüzde 10’nun geri döneceği gerçeğidir. Hatta ben iyimser bir tahminde bulunduğumu düşünüyorum, bekli de o kadar bile olmayacaktır.
Farz edelim ki, belli bir kesim geri döndü, ya buralarda, bu ülkelerde yaşamaya karar vermiş olanlar. Bu ülkelerde yaşamaya karar verenler, Avrupa’da yaşamayacağız diye Kürt olmaktan vazgeçmeyeceğiz herhalde. Bunu istesekte, başaramayız zaten.
Bu bağlamda Avrupa’da hakim olan mevcut sistem, ulus-devlet şekillenmesini benimsememiş olan haklara karşı neredeyse tüm yaşamsal alanlarda sorunlar içerisinde yüzen bir halk gerçekliğini dayatmaktadır. Bu gerçekleri gözardı edemeyiz.
Nitekim yaşadığımız ülkelerde toplumsal haklarımızın tanınması ve buna yönelik çözümlerin hayata geçirilmesi konusunda mücadelemizi daha bir yükseltmeliyiz. Çünkü ancak bu sayede yaşadığımız ülkelerdeki mevcut sorunlarımıza çözümler geliştirebilir ve Kürdistan‘da yaşanmakta olan anti-demokratik uygulamalara karşı da, daha doğru ve etkili bir tavrın sahibi olabiliriz.