Egemen Bağış’ın gücü Roj TV’yi kapatmaya yetmedi.
Bu Kürt özgürlük hareketi bakımından tarihsel bir hukuk zaferidir. İlk adım Almanya’daki “yasağın” yenik düşürülmesiyle atıldı. Şimdi Danimarka devletinin yargısı, Savcının Türk devletiyle yaptığı ve NATO Genel Sekreterliği pazarlığının gereği olan işbirliğine rağmen, Roj TV’nin kapatılma talebini kabul etmedi.
AKP Hükümetinin medyayı hemen hemen tümüyle esir aldığı koşullarda, elde edilen bu hukuk zaferi olağanüstü önemlidir. Çünkü Roj TV az sayıdaki dost ekranla birlikte, Türkiye’deki tüm demokratik güçlerin haber alma özgürlüğünü gerçekleştiriyor. Roj kapatılsaydı, bilinmeli ki, bu özgürlük yok olacaktı. Bu özgürlük yok olduğunda da, DİHA’nın verdiği Roboski katliamı haberini Türkiye ve dünya öğrenemeyecekti. Öğrenemeyince de, bu katliamın üzeri AKP tarafından örtülecekti. Katliamın üzeri örtülünce ne olacaktı? Katliama uğrayan halk kendini o anda yalnız hissedecek ve şimdi gösterdiği büyük tepkiyi gösteremeyecekti…
Bunların hiç biri olmadı. Çünkü Roj TV gerçeği tüm dünyaya duyurdu. Ve kanlı katliamı örtbas etme siyaseti çöktü. AKP Hükümeti Roj TV “savaşını” kaybetti.
Yeniden başa dönelim.
Bugün ağır tecrit koşularında, altı aydır direnen PKK önderi Abdullah Öcalan’a karşı uluslararası komplonun gerçekleşmesinden bu yana, Avrupa Kürt halkının özgürlük mücadelesine sırtını döndü. Bugün de Avrupa kamuoyu kanlı saldırılar ve kitlesel tutuklamalar karşısında komplonun gereği olan suskunluğunu büyük ölçüde koruyor.
Roj TV davası, bu suskunluğun kalın perdesinin bir ucunu aralamıştır. Avrupa’daki Kürt diyasporasının kitlesel protesto mücadelesi son derecede önemli, anlamlı ve değerli bir sonuç elde etmiştir. Sokakları dolduran Kürtler ve onların Avrupalı dostları, elde ettikleri bu sonuçla, mücadelenin boşa gitmediğini kendi deneyleriyle görmüştür.
Demek ki, devletlerin uluslararası komplonun gereği olarak kendi kamuoylarını oyalama siyaseti, yenilmez bir siyaset değilmiş. Şiddetten uzak, çağdaş bütün protesto yöntemlerini kullanan Kürt örgütleri, şimdi yeni bir “demokratik Kürt diplomasisini” Avrupa ülkelerinde adım adım inşa etmeye başlamışlardır. Devletlerin “gizli” diplomasilerine karşı Kürtler, her biri bulunduğu ülkede Kürt halkının birer “diplomatı“ olarak taleplerini açıkça ve sokaklarda etkili yöntemlerle dile getiriyorlar.
Şimdi onlar, “kitlesel diplomasinin” bütün inceliklerini bilinçle hesaba katarak, ABD’nin Kürt halkına karşı izlediği Türkiye yanlısı siyaseti geriletme kararlılığı ile sokaklardalar. Onlar, seslerini duyuran Roj TV’yi korumayı başardılar, şimdi ikinci hedefe kilitleniyorlar. Seslerini Beyaz Saray’da mukim Obama’ya duyurmak için etkili bir kampanya yürütüyorlar.
Kürt halkı NATO’nun en büyük ordularından birinin amansız saldırılarıyla yüz yüze olan bir halktır. Bu halk, kendi mücadele tarihinin deneyleriyle donanmıştır. Devletler arası çıkar ilişkilerinin Kürt halkı için, nasıl büyük trajedilere neden olduğunu yaşayarak öğrenmiştir. Onun Mahabat Cumhuriyeti, Nazi Almanyasına karşı, Sovyet-İngiliz uzlaşmasının eseri olmuş, yine aynı uzlaşma tarafından kurban edilmiştir.
Bu büyük deneyim, Kürt halkına şunu öğretmiştir: Hiçbir devlete güvenmemek ve hiçbir devlete düşman olmamak…Kendi gücüne güvenmek ve devletlerin düşmanlığına karşı koymaya hazır olmak… Kürt demokratik diplomasisi için bu deneyimin gösterdiği sonuçlar altın değerindedir.
İşte bu diplomasi bugün Avrupa’da Amerikan halkına sesleniyor, ona kendi sorunlarını anlatıyor ve Amerikan kamuoyunun kendi devletini Kürtlere yönelik düşmanlıktan vazgeçirmesi için çalışıyor.
Ve aynı diplomasi Suriye sokaklarında şaşılacak bir olgunlukla, bir yandan Suriye’de “değişim” taleplerini desteklerken, bir yandan da, Türk devletinin Suriye “muhalefeti” ile giriştiği ant-Kürt anlaşmaları boşa çıkarmaya çalışıyor ve Beşar Esad rejimini Kürt halkının taleplerini kabul etmeye zorluyor…Ve ağır koşullara rağmen, Batı Kürtleri ne teslim oluyor, ne de “çatışan tarafların” piyonu olmayı kabul ediyor.
Bölgede kitlesel serhıldan, Avrupa’da “kitlesel diplomasi”ye dönüşüyor.
Bu aşamada Avrupa’daki “kitlesel diplomasi” en az “kitlesel serhıldan”lar kadar stratejik bir önem taşıyor. Bu “kitlesel diplomasi” her şeyden önce, Avrupa’lı halkı kazanmak, onun psikolojisine uygun düşen slogan ve eylemlerle Avrupa kamuoyunu, kendi devletlerine karşı harekete geçirmek amacına uygun hareket ediyor.
1990 başındaki kitlesel göçten bu yana geçen yirmi yılda, Kürt göçmen kitlesinde yeni bir Kürt kuşağı doğdu. Bunlar Kürtçe, Türkçe ve bulunduğu ülkenin dili olmak üzere en az üç dili ve kültürü kucaklayan, kimisi dördüncü ve beşinci dille donanan bir kuşak…
İşte biz, bu kuşağın ilk ve önemli zaferlerinden biri olan Roj TV savunmasından dolayı onları kutluyoruz. Devlet denetimindeki Kürt ve Ermeni karşıtı “Türk lobisi”nin demokratik alternatifi doğmaktadır. Ve bu da Avrupa Birliği platformlarında AKP’nin “diplomatik” hegemonyasını yenik düşürecek bir gücün doğması demektir.
Özetlersek, Roboski katliamında yakınlarını kaybedenler ve onların dostları yalnız değildir. Hem Roj TV var, hem de “kitlesel diplomasi” çalışıyor...