AKP iktidarı ve Erdoğan’ın ‘tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan’ söylemleri ‘tek adam’a kadar ilerledi. Nitekim bunların olabilmesi için ‘tek ses’e de ihtiyaç vardı ve basın tam anlamı ile ablukaya alındı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle ‘normal zamanlarda yapamayacakları’ şeyleri OHAL kanunlarına dayanarak yapmaya girişildi. Onlarca gazeteci tutuklandı, binlercesi işsiz kaldı. Onlarca medya kurumu kapatılarak mallarına el konuldu. Öyle bir hal aldı ki Türkiye sınırlarında ki medya organları yeterli gelmeyerek, sınır ötesi Tv kapatmalara kadar vardı iş.
Oysa Türkiye son bir yıl içerisinde basın özgürlüğü konusunda en çok eleştiri ve uyarı alan ülkeler arasında yerini aldı ve halen bu durum devam etmektedir.
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), 2016 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi açıklamasına, 180 ülke arasında Türkiye’nin daha gerileyerek 151. sırada yer aldığını duyurmuştu.
Haziran ayında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi İzleme Komitesi’nin Türkiye raporunda da çok ciddi eleştiriler yer alıyordu.
Rapor’da: “Gazeteciler ve basın organlarına yönelik saldırılar, mülkiyet hakkına aykırı biçimde medyalara el konulması, gazeteciler üzerindeki baskılar ve sadece işini yapan gazetecilerin cezalandırılması oto sansüre yol açmaktadır” ifadelerine yer verildi. Yine Türk Ceza Kanunu’nun “Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili 299 ve “Türk Millet ve Devletini aşağılamayla ilgili 301’inci maddelerinin kaldırılması“ da talep edildi.
Ayrıca hükümetlerden, parlamenterden, basın kurumundan, insan hakları kurumuna kadar bu yönlü eleştiriler yapıldı.
Basın üzerinde ki baskılar bu denli gündemde iken 28 Eylül 2016 tarihinde 12 muhalif televizyon ve 13 radyo kanalı kapatıldı. Ardından RTÜK’ün talebi üzerine Avrupa’nın en büyük uydu operatörü EUTELSAT, Med Nuçe Tv ve Newroz Tv’nin yayınlarını kesti. Diğer Kürt kanallarında tehlike altında olduğu bilgisini bizzat EUTELSAT yetkilileri itiraf etti. Türkiye’de kapatılan radyo ve Tv’lerin bu hukuksuzlukla mücadele hakkı bile yok. Çünkü OHAL yasalarına karşı dava açılamayacağı, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) garanti altına alınmıştı zaten. Avrupa’da yayın yapan Med Nuce ve Newroz Tv yetkilileri ise hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladı.
Avrupa ülkelerinin sınavı bu hukuki mücadele döneminde verilecek. Şimdiye kadar yani 12 Tv ve 13 radyonun kapatılmasının üzerinden iki haftayı aşkın bir süre geçmesine rağmen halen hükümetler düzeyinde ciddi bir tepki ortaya çıkmış değil. Basın sendikaları, gazeteciler ve parlamenterler düzeyinde kapatmalara ilişkin tepkiler gelmesine rağmen hükümetler düzeyinde tepkilerin gelmemesi dikkat çekici ve kaygı verici. Savaşın yaşamın her alanına sirayet ettiği, işkencelerin sokağa taşındığı, toplu tutuklamaların her geçen gün arttığı bir dönemde muhalif bütün basın organlarının kapatılması bu karanlığı görünmez kılmakta. Toplumun önemli kesimi olup bitenden ya bi haber ya da havuz medyasının hakikati ters yüz etmesiyle baş başa. Böylesi bir dönemde medya organlarının kapatılmasına daha ciddi tepkilerin gelmesi gerekmez miydi?
Avrupa ülkeleri, en büyük uydu operatörü olan EUTELSAT’ın Türkiye ile ticari ilişkilerinden elde edilen gelir karşılığında Avrupa’da yayın yapan Tv’lerin kapatılmasına sessiz mi kalacak?
Başta Fransa olmak üzere EUTELSAT’ın ortağı olan ülkeler bu hukuksuzluğuna göz yumacak mı? Türkiye ve Avrupa’da aralarında çocuk televizyonu Zarok Tv’nin de bulunduğu medya organlarının kapatılmasına Norveç gibi itiraz edebilecekler mi?
Özcesi Avrupa ülkeleri vicdanları ile çıkarlarını birleştirecekler mi?
Kürt toplumunun geçmiş deneyimleri olduğu için kaygıları oldukça yüksek. Geçen yıllarda da Kürt basın kurumları Türkiye’nin talebiyle kapatılmış, ekonomik çıkarlara kurban edilmişti. Acaba bu kez nasıl bir seyir izlenecek gelişmeler? Kısacası Avrupa basın özgürlüğü sınavıyla karşı karşıya.