Filozof Jean-Pierre Le Goff,  Fransa’da daha çok ’68 kuşağının paradoksları ve kültürel solculuk’ üzerinde yazdığı kitaplarıyla tanınıyor. Yunanistan krizinin tartışıldığı bugünlerde, Avrupa Birliği’ni(AB) konu alan bir makalesi yayınlandı. Le Goff, AB’nin sorunlarını kuruluş felsefesinde arıyor. 

Jean-Pierre Le Goff’a göre, Avrupa halklarının birliğin içinde yer alma şekli sorunludur. Le Goff şöyle devam ediyor: “Bir kısım elit kendilerini öne atıp, milliyetçilik ve eski sosyalizim karışımı, bir tür ütopya etrafında bu birliği kurdular ve Avrupa halklarını üsten dayatılan direktiflerle yönetmeye başladılar. Özellikle Berlin duvarının yıkılmasından sonra, artık ‘tarihin’ sonu geldiğini, bundan böyle, bu kıtada, değer yargılar ve ticaret kanununun geçerli olacağını düşünüyorlardı. Bu model çerçevesinde Avrupa’nın daha da genişleyeceğini, hata Türkiye’yi bile kapsayabileceği inancı yaygındı. Fakat Avrupa Birliği elitlerin ön gördüğü şekilde gelişmedi ve bugün birçok sorunla karşı karşıyayadır.”

Le Goff’un düşünceleri doğrultusunda AB’ye bakıldığında, Almanya gibi birliği elinde tutan ülkelerin dışında birçok ülke, farklı sorunlar yaşıyor yorumu yapılabilir. Özellikle birliğin içinde ekonomik ve politik olarak ağırlığı olmayan ülkelerin durumu daha da vahim gibi. Bu küçük ülkeler soğuk savaş psikolojisine benzer bir durumla karşı karşıya olabilirler. Bunların çoğu AB’ye sonradan monte edilmiş Sirbistan, Hırvatistan, Kosova, Makedonya, Montenegro benzeri ülkelerdir. 

Sadece AB değil, Amerika da bu ülkeleri yakın markaja almış durumda ve Rusya ile ilişkilerine şüpheyle yaklaşıyor. Geçtiğimiz 24 Şubat’ta Amerikan Dışişler Bakanı Jhon Kerry, Senato’da dışişlerden sorumlu komite önünde Rusya’nın durumunu değerlendirirken, bu ülkelere dikkat çekti. Kerry şöyle diyordu; “Rusya ve Batı’yı ayıran bir ateş hattı var. Bu hat üzerinde Sirbistan, Kosova, Montenegro et Makedonya yer alıyor...”

Bu Güneydoğu Avrupa ülkeleri tarihten gelen nedenlerle Rusya ile ilişkilerini kesmiş değiller. Ambargoya rağmen Rusya ile ticaretleri devam ediyor. Özellikle enerji alanında büyük bir ortaklıkları söz konusudur. Bu durum AB’de çeşitli polemiklere yol açıyor. 

Devam eden bu ticari antlaşmaların dışında, geçtiğimiz yıllarda, Sırbistan’nın güneyinde yer alan Nis şehirinde, Rus-Sırp İnsani Yardım Merkezi kuruldu. Eski bir informatik fabrikasında kurulan bu merkezin açılışı Rusya Federasyon’unun acil durumlar bakan yardımcısı tarafından yapıldı. Başta Amerika olmak üzere, Avrupa’da bir kısım ülke bu merkeze şüpheyle bakıyor. İnsani yardım kılıfı altında Rusya Gizli Servisi’nin faaliyet yürüttüğü yönünde değerlendirmeler var. Kendi döneminde açılışı yapılan bu kuruluşa yönelik soruları yanıtlayan Sırbistan eski Cumhurbaşkanı Boris Tadic, “burada askeri bir faaliyetin söz konusu olmadığını, bu organizasiyonun sadece insani yardım amaçlı olduğunu, bunun Rusya ile olmasında bir gariplik olmadığını, ülkesinin hem Rusya hem de Amerika’yla ilişki kurubileceğini ve bunun da doğal olduğunu” öne sürdü. 

Bu merkez hangi amaçla kurulmuşsa kurulsun, Rusya’nın Avrupa’nın göbeğinde 2008’den beri sahip olduğu önemli bir alandır. Diğer taraftan, Rusya uluslararası arenada Ukrayna’daki iç savaş ve Kırım’ın durumu ile Yugoslavya savaşı arasında benzerlik kurarak kendi nüfuzunu hatırlatmaya çalışıyor. 7 Şubat 2015’te uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Rusya Dışilişkiler Bakanı Sergey Lavrov, “Kırım referandum sonucunda halkın iradesiyle yolunu seçerken, Kosova’da halka sorulmadan karar verildi” diyordu.   

Bütün bunların, AB içinde önümüzdeki dönemde nasıl bir krize yol açacağı bilinmez. Ama böyle bir kriz, Yunanistan krizinden çok daha geniş ölçekli ve farklı olacaktır.