ZABEL MİRKAN

 

“İnsanları başkaldırmaya teşvik eden, torunlarının özgürlüğe kavuştuğuna yönelik hayalleri değil, ezilen atalarının hatıralarıdır. Umudumuza kaynaklık eden, sadece daha tatmin edici bir gelecek ihtimali değil, geçmiştir de.”

                                                                                                        Terry Eagleton

 

Geçtiğimiz aylarda İletişim Yayınları’nın araştırma-inceleme dizisinden yeni bir kitap yayımlandı: “Kürt Tarihi ve Siyasetinden Portreler”. EHESS-Paris Siyaset Biliminden Tuncay Şur ve Tunceli Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Yalçın Çakmak derledikleri kitabın önsözü Prof. Dr. Hamit Bozarslan tarafından kaleme alındı.

Bozarslan şöyle diyor önsözde: “Bir ‘tür’ olarak biyografya, kendi geleceklerini kendi öz iradeleriyle belirleme hakkından mahrum bırakılan ve bu nedenle de kendi zamanlarına ve mekânlarına hâkim olamayan azınlıkların, diasporalaştırılmış grupların ve genel olarak ‘yenilmiş’ aktörlerin tarihinde de önemli bir rol oynamaktadır. Profesör Heinz Gstrein’in 1974’te ‘avukatsız halk’ olarak tanımladığı Kürtler de sembolleri, sözlü kültürleri, parçalanmış ama etkin toplumsal hafızaları ve nesilden nesle aktarılan yaşam hikâyeleri sayesinde ayakta kalabilen gruplar arasında yer almaktadır. Bu oksijen kaynakları 20. yüzyılın önemli bir bölümünde ‘yasaklanmış’ bulunan Kürtlüğün, zamanda ve mekânda boğdurulamayan çoksesli bir olgu olarak var olmasını mümkün kılmıştır.”

Dört parçadan 28 isim

Kitapta tam 28 Kürt aydınının, entelektüelin ve politikacının portresi var. İdrisi Bidlîsî portresiyle açılışı yapılan kitapta yer alan bazı isimler şöyle: Bedirhaniler, Said Nursi, Cegerxwîn, Celal Talabani, Abdullah Öcalan, Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Mehmed Uzun, Ehmedê Xanî ve Musa Anter…

Derleyenlerin önsözde de belirttiği gibi dört parçadan da isimler yer almış kitapta. Derinlikli bir tarih okuması sunmasa da amacı bakımından son derece kıymetli olan çalışma, portreleri yazılan isimlere objektif bir şekilde yaklaşmaya çalışıyor. Örneğin ilk portreyi kaleme alan Vural Genç, İdrisi Bidlîsî’nin portresini iki döneme ayırıyor ve çok tartışmalı bu ismin yalnızca pragmatist bir siyaset izleyen, esas amacının bulunduğu yeri sağlama almak ve kalemiye kökenli bir bürokrat olarak kariyer elde etmek çabasından öteye gitmeyen bir isim olduğunu söylüyor. 1513’ü sınır olarak çizen Vural Genç, İdrisi Bidlîsî’nin bu iki ayrı döneminin tarih yazımını da etkilediğini savunuyor. İkinci döneminde (Selim’e ve Osmanlı’ya yakınlaştığı) kurduğu patronaj ilişkileri, onun tüm yaşamını değerlendirmek için sağlıklı gözlemler olmadığı görüşünde olan Genç, Bidlîsî’nin Kürt tarihi açısından son derece önemli bir yerde olduğunu savunuyor.

Öcalan, Kışanak ve Türk

Kitapta geçmişte yer alan isimler kadar güncel portreler de yer alıyor. Bunlardan en çok öne çıkanlar ise Abdullah Öcalan, Gültan Kışanak ve Ahmet Türk portresi. Çetin Gürer tarafından kaleme alınan Abdullah Öcalan portresi, Öcalan’ın şu sözleriyle okuru karşılıyor: “Durumum hiçbir insana benzemiyor. Benzemesini de istemiyorum. Anladığıma, hissettiğime göre iyi yoldayım.” Gürer, Öcalan portresi yazmanın hem tarih yazımı açısından, hem Öcalan’ın dinamik kimliğinin de etkisinden ötürü zorluğunu vurgularken bunlara bir de Türkiye’de böyle bir portrenin istenildiği gibi yazılamamasından bahsediyor.

Öcalan’ın ilk gençlik yıllarından tarih sahnesine çıkış sürecine dek akademik bir portre gibi ele alınan yazımı şöyle devam ediyor: “Öcalan, kendi liderliğinde adeta sıfırdan, yepyeni bir örgüt ve hareket yaratmıştır ki bu Türkiye’de politik sol örgütlerden önemli farklılıklar göstermektedir. Birkaç hususu belirtmek gerekirse; devrimci romantizm yerini gerçekliğe bırakmış, kadrolar öğrencilerden oluşmakla birlikte çok hızlı biçimde halk örgütlenmesine dönüşmüş; adeta il il, ilçe ilçe ve kapı kapı gezilmiş, devrim ve sosyalizm anlayışını ve mücadele stratejisini özgün bir biçimde geliştirmiş ve en önemlisi de hem örgütte hem de halk nezdinde saygın bir konumu olan kendi liderini yaratmıştır.”

Kitap bu alanda yürütülen çok çalışma olmamasına binaen, başlangıç için iyi bir kaynak olsa da tarihteki veya günümüzdeki Kürt kadın portrelerine sınırlı, hatta neredeyse yok denecek kadar az, yer vermesi şüphesiz ki büyük eksiklik. Derleyenler bir başlangıç çalışması olduğu için sınırlılıkların da bahsederek bu eleştiriyi önsözde sahiplense de birkaç portreyi çıkarıp yerine kadın portreleri eklemek çok da zor olmasa gerek… Umalım ki bu kıymetli çalışmanın devamı gelsin ve bu sefer daha eşitlikçi bir seçilim gözetilsin.