“Savaş ve siyasi baskılardan kaçan insanlara karşı adeta bir psikolojik savaş yürütülüyor. Ülkelerine geri gönderebildikleri insanları gönderiyorlar; diğerlerini ise yıllarca bekletip burada iltica etmiş oldukları içen pişman ettiriyorlar. Bu bürokrasideki hantallıkla falan açıklanabilecek bir sorun değil, politik tercih.”
KADİR GÜNEŞ / VİYANA
Cenevre Sözleşmesi olarak da bilinen, 1951 yılı Birleşmiş Milletler (BM) Mülteci Sözleşmesi’ne göre, ırk, din, milliyet, belirli bir toplumsal gruba üyelik veya siyasi görüş sebebiyle zulme uğrama korkusuyla, kendi ülkesinin dışında sığınma talebinde bulunan kişi tanımlamasıyla literatürümüze giren ‘mültecilik’, Avrupa ve Amerika kıtası için ciddi bir soruna dönüşmüş durumda. Sorun her ne kadar Avrupa ülkelerine gelen mülteci sayısı üzerinden tartışılsa da gerçekte Batılı güçlerin sömürgeleştirdiği ve istikrarsızlaştırdığı bölgelerde kendilerine bir yaşam alanı bulamayan ve her biri ayrı bir trajedi olan insan hikayelerinden oluşan bir sorun aslında. Türkiye ve İran gibi işgalci rejimler tarafından başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına uygulanan zulüm sonucu Avrupa ülkelerine gidip sığınma talebinde bulunan insanların sayısı da gittikçe artmakta.
Özellikle sağcı partiler tarafından yönetilen İtalya, Avusturya, Macaristan gibi ülkelerde mülteci karşıtı söylem ve politikalar sorununu, içinden çıkılamaz bir krize dönüştürmüş durumda.
Mülteci sorununu, önemli bir krize dönüştüren ülkelerden biri de Avusturya, geçtiğimiz yıl iktidara gelen koalisyon ortakları olan sağcı parti, Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) ve muhafazakar parti Avusturya Halk Partisi (ÖVP), mülteciler başta olmak üzere göçmenlere yönelik bazı yasal düzenlemeler yapmaya hazırlanıyor.
30 yıla yakın bir süredir politik mültecilerle danışmanlık yapan, 2004-2017 yılları arasında politik mültecilere danışmanlık hizmeti veren, ‘Asyl in Not/Acil Durumdaki Mülteciler’ Platformu’nun başkanlığını yapmış olan ve hala bu platformda aktif çalışan Michael Genner’le mülteci sorununu konuştuk.
Özellikle Suriye iç savaşıyla birlikte Avrupa ülkelerine yapılan yoğun göç sonrası gündeme gelen mülteci sorunu, Avusturya’da günlük gazeteler ve televizyonlarda yoğun olarak tartışılıyor. Avusturya’ya mülteci göçü devam ediyor mu? Mülteci meselesinin bu kadar tartışılmasının sebebi nedir?
Aslında ‘mülteci akını’ diye tabir edebileceğimiz bir durum şu anda söz konusu değil. Ülkeye iltica talebinde bulunanların sayısında geçmiş yıllara oranla ciddi bir düşüş var. Mülteci meselesini tartışırken özellikle 2015 yılına bakmamız lazım. O dönem sınırların açılmasıyla birlikte on binlerce savaş mağduru insan ülkemize iltica talebinde bulundu. O dönem bu insanlarla içerisinde “Asyl in Not”un da yer aldığı çok sayıda kurum ve kuruluş yine çeşitli siyasi hareketler tarihi bir dayanışma gösterdi. O dönem özellikle Suriye’den gelen mültecilere hızlı bir şekilde mültecilik hakkı tanındı ancak Afganistan, Pakistan, İran gibi ülkelerden kaçarak gelen insanların iltica süreçleri hala devam ediyor. Bununla birlikte özellikle son yıllarda Türk hükümetinin baskılarından kaynaklı burada sığınma talebinde bulunan insanlara da sudan sebeplerle ya red cevabı veriliyor ya da süreç uzun yıllar devam ediyor.
Suriyeli mültecilere çok kısa bir süre içerisinde iltica hakkı tanındığını söylediniz ancak diğer bölgelerden gelen insanların süreçleri yıllarca sürüyor bunun sebebi nedir?
Özellikle 2015 yılında Suriyeli savaş mağdurlarına yönelik kamuoyunda ciddi bir duyarlılık vardı. Bu duyarlılığın bir sonucu olarak hızlı bir şekilde bu insanlara mültecilik hakkı tanındı. Diğer savaş ve siyasi baskılardan kaçarak gelen insanlara karşı ise adeta bir psikolojik savaş yürütülüyor. Ülkelerine geri gönderebildikleri insanları gönderiyorlar; diğerlerini ise yıllarca bekletip burada iltica etmiş oldukları içen pişman ettiriyorlar. Bu kişiler iltica hakkından vazgeçip ülkelerine kendi istekleriyle geri dönmeleri veya bu gerçekleşmese bile, buraya gelip iltica talebinde bulunacak insanların bundan vazgeçmesi amaçlanmaktadır. Yani bu sorun bürokrasideki hantallıkla falan açıklanabilecek bir sorun değil, bilinçli politik tercihten kaynaklanıyor.
Hükümet yetkililerinin açıklamalarına bakılırsa gelen mültecilerin ‘entegre’ olamadığı ve bunun çok önemli bir sorun olduğu belirtiyor. Mülteciler buraya entegre olamıyor mu?
Burada hükümet yetkililerinin söylediklerine değil yaptıklarına bakmamız gerekiyor. İltica talebinde bulunan insanları dağ başında bulunan bir kampta tutarak, toplumdan izole bir şekilde yaşamaya zorlarsanız ondan entegre olmasını beklemeniz abes olur. Özellikle Viyana dışındaki diğer eyaletlerde insanların Almanca kursu yapabilmesi çok kolay değil. Örneğin bizim danışmanlık hizmeti verdiğimiz Afgan bir mülteci Ober Österreich’tan (Yukarı Avusturya) Viyana’ya günlük olarak Almanca kursu için geliyor. Yine çok iyi Almanca öğrenmiş ve entegrasyon sorunu olmayan çok sayıda insanın iltica başvurusu reddedildi. Burada ciddi bir manipülasyon yapılıyor.
Geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerde, sağcı koalisyonu iktidar oldu ve mülteciler başta olmak üzere yabancıların halklarını kısıtlayan yasal düzenlemeler yapılacağı söyledi. Şu ana kadar bu konuda yasal bir düzenleme yapıldı mı? Veya herhangi bir yasa tasarısı var mı?
Şu anda iktidarda olan sağcıların mültecilere yaklaşımı çok sorunlu ancak geçmiş dönemde iktidarda olan sosyal demokratların da bu konuda sicili temiz değil. İktidar şu ana kadar herhangi bir yasal düzenleme yapmış değil ancak mülteci karşıtı açıklamalarla toplumu hazırlamaya çalıştıklarını düşünüyorum. Eğer bunu başarabilirlerse yasal düzenlemeler yapacaklar. Ancak bu sağcı iktidara karşı mültecilerle dayanışma da devam ediyor. Geçtiğimiz Ocak ayında İçişleri Bakanı Herbert Kickl’ın mültecileri şehir merkezlerinden uzaktaki kamplara dolduracakları açıklaması yapmış ve bu açıklama bizlere toplama kamplarını hatırlatmıştı. Bu açıklamadan sonra 70 binden fazla kişinin katıldığı bir protesto gösterisi yapılmış ve iktidarın bu söylemleri mahkum edilmişti. İltica meselesi politik bir meseledir ve bunun mücadelesini de hukuki alanda olduğu kadar politik alanda, sokaklarda da vermeye devam edeceğiz.
Hükümetin politikalarına karşı ne tür eylemler yapmayı düşünüyorsunuz?
Dönem başkanlığının Avusturya’nın yapacağı, Avrupa Birliği Ekonomi Bakanları’nın katılacağı bir toplantı 8 Eylül’de Viyana’da yapılacak. Bu toplantının yapılacağı 8 Eylül’de bizim de içerisinde yer aldığımız ‘Offensive gegen Rechts (OgR)’ öncülüğünde Avrupa Birliği’nin göçmen politikasına karşı bir protesto gösterisi yapacağız. Ayrıca yine Viyana’da 13 Eylül’de yapılacak AB Mülteci Konferansı’nın yapılacağı günde, bir basın açıklamasıyla Avusturya başta olmak üzere AB’nin mülteci politikasını mahkum edeceğiz. Şu anda planladığımız eylemler bunlar ancak sokaklarda olmaya devam edeceğiz.