Budapeşte deyince birçok insanın aklına ilk gelen şehrin Peşte tarafında bulunan, Tuna Nehri manzarasına hâkim, bir kartpostalı andıran eşsiz güzellikteki parlamento binasıdır kuşkusuz. Oysaki Tuna’nın tam ortasından ikiye ayırdığı şehrin, farklı karakterlere sahip Buda ve Peşte yakalarında parlamento binasını gölgede bırakacak sayısız ayrıntı gizli.
1944 yılı sonu 1945 başları... Birinci Dünya Savaşı’nın son ayları. Macaristan’da ülkeyi işgal altında tutan Alman orduları tarafından desteklenen faşist milisler korkunç bir plan uygulamaya koyulurlar.
Yahudilerin Polonya’daki ölüm kamplarına trenlerle gönderilmesi artık yaklaşan Sovyet orduları nedeniyle imkansızdı. Bunun üzerine infaz Budapeşte’de gerçekleştirilecektir.
Aylar boyunca, binlerce Yahudi, gece yarıları Tuna kıyılarında kurşuna dizildi, cesetleri Tuna nehrine atıldı.
Nehrin ağır akan suları Karadeniz’e doğru masum insanların cesetlerini taşıdı.
Şehrin göbeğinde, nehrin kıyısında, yaklaşık 50 metrelik düz bir alanda oluşturulan Yahudi soykırım heykel kompozisyonu 60 ayakkabıdan oluşuyor.
Demirden yapılan ayakkabı heykelleri, rıhtımın üzerinde terk edilmiş bir şekilde yan yana duruyor.
Onlara, orada özensiz, öylesine duran ayakkabılara baktığınızda sanki sahiplerinin biraz önce ayaklarından çıkardığı hissine kapılırsınız.
Oysa 73 yıl önce burada, böyle sahipsiz kalan ayakkabıları bir daha kimse ayağına giymedi.
Binlerce insan, o dondurucu kış gecelerinde ayakkabıları böyle çıkarılıp kurşuna dizildi, sonra da Tuna nehrine atıldı.
Uzun yıllardır Macaristan’da yaşayan yönetmen Can Togay tarafından düşünülen ve Macar heykeltıraş Gyula Pauer tarafından 2005’te hayata geçirilen ayakkabılar, şimdi tarihin bir döneminin utanç abidesi olarak yükseliyor Tuna kıyısında. O günden sonra da ayakkabılar, ziyaretçi akınına uğradı.
KÜLTÜR SERVİSİ