Başka bir ülkede barış diyeni ayakta alkışlarlar, savaş isteyeni lanetlerler. Bizde tersi oluyor. Barışı savunan aydınlar cumhurbaşkanına göre "kudurmuş" sayılıyor… Aslında yazının başlığı; ‘Dünyanın bütün aydınları kudurun’ olmalıydı ama hadi neyse…

Yurtta savaş, cihanda savaş diyor birileri ve ülkeyi kan gölüne çeviriyor. Bütün bunlar bir kudurmuşluğun eseri değil de savaşı lanetleyen, barışı savunanlar kudurmuş oluyor yani.

Bunca vahşet ve rezaletin içinde Milli Savunma Bakanı açıklamalarda bulunuyor, ülkemizin herkesle dost olduğunu belirtiyor ve "Ateş çemberi içerisinde barış adası gibiyiz" diyebiliyor. Hayret demek de yetmiyor, heyhat demek de… Tam anlamıyla ‘güleriz ağlanacak halimize’ hali.

***

Kendilerinden olmayanlar topyekün ‘terörist’, farklı düşünenlerin, barış diyenlerin hepsi ‘vatan haini’...

Son olarak bir grup aydın, sanatçı, yazar ve aktivist, Türkiye'nin Suriye'ye gireceğine yönelik iddialardan duyulan kaygıyı dile getiren "Suriye'de Savaşa Hayır" başlıklı bir bildiri yayımladılar. Cumhurbaşkanı hemen her seferinde olduğu gibi aydınlar için ağır ifadeler kullandı. "Savaşa Hayır" çağrısı yapan ve bunun dışına taşmayan açıklamadan Erdoğan’ın bu sözlerinden hareketle daha önce defalarca olduğu gibi aynı zihniyetle iktidar ve Havuz Medyası da her zamanki gibi ötekileştirip linç kampanyalarına başladı.

Bu zihniyete göre aydın demek onların her yapıp -ettiklerine methiyeler dizmek, amigoluk yapmak ve vicdanını satmaktır. Onlara göre ‘makbul aydın’ "Ülkemiz yanlış yapsa da, bunun doğru olduğunu düşünmemiz gerekir" diyen, ateşli milliyetçi-ırkçı tutumuyla bilinen Fransız yazar Maurice Barrès meşrebinden olan tiplerdir.

Oysa aydın kimliğinde aslolan bir uyruğa ait olmak değil, özgür ve etik olarak kendine aitliktir. Aydın kimliğinde biat etmek, yaltaklanmak ve nemalanmak yoktur. Aydın, çağının tanığıdır. Çağındaki tüm olumsuzluklardan sorumludur İnsanlığın vicdanıdır. Kendinden ve herkesten hesap sormasını bilendir. Aydın, herkesin "evet" deyip sustuğu bir yerde gerektiğinde "hayır" diyebilendir.

***

Edward Said: "Aydın, hiçbir otorite karşısında boyun eğmeyen, her durumda insan özgürlüğünü savunan ve bu özgürlüğün yaşam bulması için durmadan çabalayan bir kimsedir" diyor.

Yine J.Paul Sartre’a göre aydın; ayrıca ’taraf' olmak zorundadır. Bu tarafgirlik gereği olarak da; toplumsal yaşam içinde hangi kesim eziliyorsa, sömürülüyorsa, "öteki"leştirilmiş ise aydın bu kesimler lehine tavrını koymak zorundadır.

Tam da Sartre demişken hadi tarihten bir yaprak; Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllardır ve Sartre sokaklarda Fransa’nın bu haksız işgalini kınayan bildiriler dağıtmaktadır. Tabi çok göze batınca o zamanki Devlet Başkanı olan De Gaulle’a, Sartre’nin cezalandırılması konusunda baskılar gelir. De Gaulle kendisi hakkında da eleştirileri olan ve düşünceleri kendiyle taban tabana zıt olan Sartre’ı savunarak şu veciz sözü söyler: "Sartre’a dokundurmam. Çünkü Sartre demek Fransa demektir."

Sartre olmak bir hüner kuşkusuz ama De Gaulle olabilmek de gerçek bir devlet adamı olabilmeyi gerektirir.

Bizdeki muktedirlere ve şakşakçılarına ve muktedirlerin eleştiriye tahammülsüzlüklerine… Kıssadan hisse yani.