Yaşanan sürecin en ağır darbe dönemlerini bile arattığına dikkat çeken aydınlar, cezaevlerinde tecride karşı başlatılan açlık grevleri için hükümeti adım atmaya çağırdı. Sanatçılar, yaşanan ölümlerden iktidarın sorumlu olduğuna dikkat çekti.

   

 Sanatçı Levent Üzümcü, Adnan Özyalçıner ve Nur Sürer, tecride karşı başlatılan açlık grevine ilişkin devleti adım atmaya çağırdı. Tiyatro oyuncusu sanatçı Levent Üzümcü, devletin bir kurumunda seslerini duyurabilmek için tutukluların yaşamlarına son verdiğini hatırlatarak, “Yargı sistemi ve bu sistemin suçlu bulunanlar için sonucu cezaevleridir. Cezaevleri işletmeleri devlette olan infaz kurumlarıdır. Kurumlarda insanlar kendilerini yakıyorlarsa, seslerini duyurabilmek için açlık grevine gidiyorlarsa, bunun sorumlusu halkına yabancılaşmış, mahkumlarını insan gibi görmekten uzak, kendini devlet zanneden hükümettir” dedi.

Oyuncu Nur Sürer de bu dönemde yaşananların her anlamda acı verdiğini belirterek, Nur Sürer, şunları ifade etti: “İçinde yaşadığımız dönem her anlamda acı veriyor. En ağırını gördüğümüzü düşündüğümüz darbe dönemlerini bile aratır hale geldi. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra cezaevlerinde müthiş bir baskı var. Cezaevlerinde tutuklu bulunan mahkumların en temel hakkı olan insanca yaşamak, devletin sorumluluğundadır. Devleti bir an önce görevini yerine getirmeye davet ediyorum.”

   

Yaşamanın en doğal insan hakkı olduğuna vurgu yapan Adnan Özyalçıner ise “Yaşam hakkı en doğal hakkımızdır. Ortadan kaldırılamaz, yok sayılamaz. Herkes yaşam hakkına sahiptir. Özellikle özgürlükleri kısıtlanmış, baskı ve yasaklar altındaki insanların herkesten çok buna hakları vardır. Her insan gibi onların da ayrıcalıksız, sağlıklı bir yaşam sürmeleri için bir an önce harekete geçilmeli, talepleri yerine getirilmelidir” şeklinde konuştu.

Toplum ses vermeli

Daha önce cezaevlerinde birçok kez açlık grevine tanıklık eden ve dışarıda grevleri takip eden müzisyen ve insan hakları savunucusu Şanar Yurdatapan, geçmiş dönemlerde de hükümetlerin açlık grevlerine sessiz kalmaya çalıştığını hatırlatarak, şunları söyledi: “Fakat o dönemlerde yine kamuoyu yaratılmıştı. Tarafsız insanların da devreye girmesiyle görüşmeler yapılmıştı. Bugün ise çok farklı bir durum var. Bugün bütünüyle medya iktidarın denetimindedir. Onun dışında kalanlar bir elin parmaklarını geçmez. Yine medyanın dışında ülkedeki neredeyse bütün kurumlar çeşitli şekillerle zapt edilmiş durumda. Hiçbir zaman hukuk bu kadar ayaklar altına alınmamıştı. Artık her şey hukuksuz ve kanunsuz. Bu olumsuzluk açlık grevinde olan insanların seslerini duyurabilmelerini de engelliyor.”

Artık toplumdaki herkesin sesini duyurabileceği şekilde yükseltmesi gerektiğini belirten Yurdatapan, devletin ancak bundan anladığını vurguladı. Ses çıkartılabildiği takdirde bütün hukuksuz koşullara rağmen iktidarın başka türlü hesapların içerisine gireceğinin altını çizen Yurdatapan, “Sokaktaki insan ‘başka bir insanın bir şey için kendi canını feda etmeye hazır edebiliyorsa, kendi bedenini bir silah olarak kullanmaya mecbur ediliyorsa bunun altında neler var’ diye düşünmelidir. Bedenini açlığa yatıranlar haksızlar mı? Hayır, haklılar. Silah olarak kendi bedenlerini kullanma derecesine getirildiler mi? Evet getirildiler. Tüm bunlara rağmen onların yaşamaları, ölmelerinden daha iyidir. Onlara ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.