Ankara’da bir araya gelen yazar, aydın ve şairler, Leyla Güven’se ses verilmesi gerektiğini söyledi. Yazar Fikret Başkaya, “Biz böyle masum bir talep karşısında sessiz kalamayız” derken Şair Mehmet Özer ise “Tecride karşı çıkmak varoluşsal bir itirazdır” dedi.
HDP Ankara İl Örgütü, aydın, şair ve yazarların katılımıyla Çankaya’da basın toplantısı düzenledi. HDP Ankara İl Başkanı Hüseyin Gevher, cezaevlerinde yükselen sesi takip edeceklerini belirterek, şunları söyledi: “Leyla Güven’in bu son derece, insani, ahlaki, tutuklu ve hükümlü haklarına da uygun olan talebi karşısında Adalet Bakanlığının ilgisiz kalması asla kabul edilemez. Bizler Ankara’da bulunan değerli aydın, sanatçı, bilim insanları ve demokratik kurum temsilcileri ile birlikte Leyla Güven’in cezaevinde yükselen taleplerine buradan ses veriyoruz.”
Son derece haklı bir talep
Konuya ilişkin daha sonra konuşan yazar Fikret Başkaya ise güçlülerin güçlerinin farkında olmadıkları için tepkisiz kaldıklarını söyledi. Başkaya, şöyle devam etti: “İnsanlığın temel sorunu güçlünün güçsüzlüğü ile güçsüzün gücü arasındaki çelişkiden kaynaklanıyor. Dolayısıyla sıkıntıların kaynağında bu çelişki var. Böyle bir durumda ideolojik kölelikle ve gönüllü kulluk sayesinde varlığını sürdürüyor. İnsanların bazı sorunlara duyarsız kalmasının kökeninde bu var. Yani güçlü gücünün farkında değil. İnsanlar en doğal haklarını kullanılması karşısında duyarsız kalıyorlar ve gerekli tepkiyi göstermiyorlar. Burada söz konusu olan son derce haklı ve masum bir taleptir. Biz böyle bir durum karşısında sessiz kalamayız. Herkesi bu konu hakkında duyarlı olmaya çağırıyorum.”
Varoluşsal bir itirazdır
Şair Mehmet Özer de tecridin insan onuru ve haklarına saldırı olduğuna dikkat çekerek, “Tecride karşı çıkmak, insani ve varoluşsal bir itirazdır. Leyla arkadaşımızın talebini destekliyoruz” dedi.
Emek Partisi adına Fikret Aslan da Leyla Güven’in çağrısına kulak verilmesinin son derece önemli olduğunu belirtti.
İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Fatih Kanat ise Türkiye’nin uyguladığı tecridin kanunsuz ve taraf olduğu sözleşmelere aykırı olduğunu söyledi. Kanat, “Kürt sorununun yolu, Leyla Güven’in taleplerinde geçmektedir. Onun için ölümler olmadan bu sorunlar biran önce çözülsün” diye konuştu.
Gül: Bağımsız heyetler oluşturulmalı
Açlık grevindeki tutukluların tedavi hakkının engellenmesini zamana yayılmış işkence olarak tanımlayan Dr. Zeki Gül, açlık grevlerinin takibi için geçmiş yıllarda olduğu gibi bağımsız doktor heyetlerinin oluşturulması gerektiğini söyledi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde son 20 yılda kurulan cezaevleri bağımsız izleme heyetleri içinde yer alan Doktor Zeki Gül, açlık grevlerinde hekimlerin rolüne dikkat çekti.
Sağlık hakkına müdahale
Açlık grevinin tıbbi olmasa da sonuçlarının tıbbi olduğunu söyleyen Gül, vücudun bedensel, ruhsal ve beyinle ilgili uzun erimli yarattığı olası tahribatların tıbbı ilgilendirdiğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı; bedensel, ruhsal, sosyal iyilik hali olarak tanımlandığını hatırlatan Gül, açlık grevlerinin sosyal iyilik hali için gerekli bir parametre olduğunu kaydetti. Gül, açlık grevini yaratan nedenlerin yaşadığımız dönemde sadece grevi yapanlar değil, herkes için sosyal iyilik halinin eksikliği anlamına geldiğini anlattı. Sağlığın toplumsal bir konu olduğunu kaydeden Gül, ancak son dönemde açlık grevlerini doğrudan izleme şansına sahip olmadıklarını belirterek, şunları söyledi: “Çünkü dünya ve ülkemizdeki örnekleri gösterdiği gibi bağımsız izleme heyetlerinin olmadığı dönemlerde nesnel doğru bir değerlendirme yapılması çok mümkün gözükmüyor. Şunu söyleyebiliriz ki; basına yansıdığı kadarıyla zaman zaman vitamin kullanımına izin verilmediği ve önerilen tuz oranlarının verilmediğini duyuyoruz. Bu veri doğruysa, bu müdahale ceza ve hekimliğin meslek özerkliğine hem de kişinin sağlık hakkına bir müdahaledir. Eğer tuz ve vitamin alınmasını engelleyen bir cezaevi yönetimi varsa, bu bir cezalandırma yöntemidir. Oysa hukukta cezaevi yönetiminin ceza verme yetkisi yok. Tıp da sağlıkçı olmayanların hasta ile hekimleri arasına girmesine izin vermez. Bu neden çok önemli; yeterli vitamin ve tuz alınması Türkiye’nin geçmiş dönemlerde de yaşadığı deneyimlerden elde ettiği bir sonuçtur.”
Hekim eylemine karışamaz
Hekimler olarak güncele dair ellerinde çok fazla veri bulunmadığını ifade eden Gül, ancak geçmiş dönemlerde elde ettikleri deneyimlerle neler yaşanabileceğini tahmin ettiklerini söyledi. 1990’lı yılarda açlık grevleri döneminde eylemi bitirenlerin sağlık kurumlarına ulaşmasında sorunlar olduğunu hatırlatan Gül, “Ne yazık ki dünyada Wernicke Korsakoff olarak adlandırılan, kişide denge sorunu, kalıcı hasar yaratabilen yani bir beyin harabiyeti tanıları bizim coğrafyamızda da sık görülmüş oldu. Görülmenin en önemli nedenlerinden biri, açlık grevi süresince B1, B2 vitaminlerinin ve yeterli tuz oranlarının alınmamasıydı. Biz sağlıkçılar olarak kişinin açlık grevine karışmayız ama onun bilgilendiririz. Hatta otoriteyi de bilgilendiriyoruz. Bizim temel amacımız; kişilerin sağlık yaşamı, sağ ve sağlıklı kalmalarıdır” diye konuştu.
İzmir’de ölüm yaşanmadı
Bağımsız izleme heyetlerinin açlık grevlerini yöneten taraf olmadığını söyleyen Gül, daha önceki dönemlerde İzmir, Buca, Kırıklar, Şakran, Tekirdağ gibi farklı cezaevlerinde bağımsız heyetlerin içinde davet edilen hekimlerden biri olduğunu hatırlattı. Gül, o süreçte yaşananları şöyle anlattı: “Örneğin Adalet Bakanlığı, İzmir Tabipler Odası’na çağrıda bulunarak; cezaevi için bağımsız heyetlerin oluşmasına izin vermişti. Çok fazla ölümün yaşandığı 1995-96 yılları arasında İzmir hiç açlık grevine bağlı ölüm olmadı. Çünkü cezaevi idaresi, Adalet Bakanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı onayıyla nerdeyse haftada birkaç kez bağımsız heyet cezaevine giriyordu. Sağlık değerlendirmelerinde bulunarak, önlemleri doğrultusunda tavsiyelerde bulunuyordu. Açlık grevi bitmeden kan tahlili, yine grev bittiğinde elinde verileri olduğu için daha hızlı davranmıştı. Bu çok değerliydi.”
Zaman yayılmış işkencedir
Son süreçte Cumhuriyet tarihinin en yoğun cezaevi nüfusunun olduğunu söyleyen Gül, hiç geciktirilmeden bağımsız izleme heyetlerinin oluşturulması gerektiği konusunda çağrıda bulundu. Hukukçulardan, açlık grevini sürdüren tutukluların ailelerine, cezaevi yönetimlerine kadar herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğinin altını çizen Gül, B1 ve B2 vitaminlerinin alınmasının önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bir kişinin tedavi ve yaşam hakkını engellemek, bir kalıcı hasar olacağını bile bile engellemek aslında zamana yayılmış işkence olarak yorumlanabilir. An gelir tıkanır, taraflar birbirini dinlememeye başladığında, ortak yol tasfiye eden bir heyete ihtiyaç duyar. Bu uzlaştırıcı bir tavırdır, Adalet Bakanlığı birçok tarihte tıkandığında TTB çağrıda bulunmuştur” dedi.
İmralı başvurusuna ret
Öcalan ile İmralı’da bulunan diğer 3 tutsağın ailelerinin görüşme için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptıkları başvuru reddedildi.
Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, ablası Fatma Öcalan ve vasisi Mazlum Dinç, görüşme için avukatları aracılığıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. İmralı’da bulunan diğer tutsaklar Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım, Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar ve Veysel Aktaş’ın ablası Sabiha Aslan da avukatları aracılığıyla savcılığa görüşme başvurusunda bulundu. Başvurulara bir kez daha olumsuz yanıt verildi.
Kardeşi Mehmet Öcalan en son 11 Eylül 2016’da görüşmüştü.