Son yıllarda İslami çevrelerde lüks yaşam alışkanlıkları yaygınlaştıkça buna yönelik eleştiriler de dikkat çekmeye başladı.

Muhafazakar çevrelerin iktidar imkanlarını kullanma biçimi ciddi rahatsızlık konusu olmaya başladı. Yaşadıkları semtlerin, giydikleri markaların, tatil kültürlerinin değişmesi yanında ibadet ortam ve biçimlerinin bile değişime uğraması elbette önemlidir.

Özellikle Ramazan iftar programlarının son derece şatafatlı ortamlarda gerçekleşmesi, hatta bu törene dönüşen buluşmaların masrafının kamu kaynaklarından karşılanması dinen de sorgulanmaya değer bir durumdur.

Halkın parasıyla cennete gitme hesabının üzerine oturduğu genel tabloyu masaya yatırmak gerekir.

Teori ile pratik arasındaki ilişki ve etkileşim her düşünce sistematiği açısından önemlidir.

Bazı ideolojilerde kuramsal çerçeve ve temel paradigma uzun yıllar gerçek hayatta karşılık bulamaz. Toplumsal değişim ya da ıslah iddiası, kurtuluş reçetesi somut bir projeye bile dönüşmez.

Bazen de tersi olur, yani güç mücadelesinin sonuçlarına göre teorik zemin inşası hedeflenir. Yani ortaya çıkan pratiğe uygun teori inşa edilir.

Sözü daha fazla uzatmadan İslam’ın serüvenine gelelim.

Her teorik doğru gibi amel dünyasında sınanmayan bir inanç sistematiği de olamaz.

Vahye dayanan bir mesajın doğruluğunu tartışmak, elbette o inancın mensuplarının değilse bile diğer toplum kesimlerinin ilgisini çekebilir. Tam da bu noktada İslam’ın evrensel ve çağlar ötesi mesajının tüm insanlık için kurtuluş vaadi önemlidir.

Zihinsel hesaplaşmasını gerçekleştiremeyen hiçbir değişim iddiası, toplumsal ya da ekonomik ilişkiler dünyasına etkin müdahalede bulunamaz.

Kuran, Sahih hadisler ya da içtihat dünyasının birikimi bugün için ne ifade ediyor?

Akıl ve vicdan bu açıdan nasıl bir rol üstlenebilir ?

Ortadoğu gerçeğine, yani Müslümanların somut haline baktığınızda, “ya bu ümmetin inandıklarında sorun var ya da inandıklarıyla ameli arasında bir çelişki var” diyorsunuz.

Tecdid ve ihya arayışları bu yüzleşme ile başladı. Yüzleşmenin derin, köklü ve esastan olması, yeni bir hamle yapmanın da motivasyonunu sağlar. Tehlikenin boyutunu idrak edememişseniz, tedbir ya da tedavinin dozunu da doğru ayarlayamazsınız.

Tabii tersi durumu da gözardı edemeyiz.

Doğru bildiklerinin gereğini  yapmayan, yani hakikate şahitlikten vazgeçmiş topluluklar için doğruyu bilmek ne ifade eder ve ne kadar mümkündür ? Hakikati hak etmek tam da bu açıdan önemlidir.

Bu nedenle hak ile batılı ayırt etmek, sadece soyut bilgi ile ilgili değil aynı zamanda somut ahlaki duruşla ilgilidir.

Yaşanan haksızlıklar karşısında elinizdeki ölçekle nerede durmanız ve ne yapmanız gerektiğine dair net sinyaller alıyor ama tercihinizi başka türlü yapıyorsanız, yeni bilgi sahibi olmak sadece vebali artırır. Bu durumda da insan nefsi bazen gerçeği öğrenmekten kaçışa yönelir.

Bu dengeyi kaybedip sadece teoriye odaklı bir doğru İslam arayışı elbette sağlıklı bir yere götürmez. Cemil Meriç biraz iddialı biçimde “havarisi olmayan İsa’nın yeri tımarhanedir” der.

Doğrular kalabalıklara, güce göre değişmez ama arkasında inananı olmayan doğrunun da anlamı sorgulanır.

İslam, insan içinse ve insanın fıtratında buna yatkınlık varsa, tüm yozlaşmış sisteme ve delalet içindeki büyük çoğunluğa rağmen Ramazan, hakikati arama aşkını diri tutma zamanıdır.

Tevazu İslam ahlakının olmazsa olmazıdır. Gösterişli iftar programları da bu eksende ele alınmalıdır. Bırakın protokol için planlanan bu iftarları belediye iftar çadırlarına bile Suriyeli çocukların girmesinin engellendiği bir manzarada Oruç, Kuran’ın kendi ifadesiyle 'aç kalmak' dışında hiçbir kıymet ifade etmez. 

Muhasebe yapma, kötülüklerden uzak durma, paylaşma ve  dayanışma vesilesi olması gereken bir ibadetin 'büyük bir günah' vesilesi haline gelmesi feci bir çelişkidir.

Müslümanlar kaybettikleri eleştirel aklı yeniden inşa etmedikçe bu bataklık ve oradan yayılan pis kokular her tarafı saracak, kötülüğü, kirlenmeyi her yere yayacaktır.