Erciş’te 5 Mart 2008’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için düzenlenen yürüyüşe polisin saldırısı sonucu katledilen Mehmet Deniz’in davası tam 12 yıldır bir sonucu ulaşmadı.
wAnayasa Mahkemesi, “Etkin bir soruşturma yürütülmediği ve yaşam hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle tekrar soruşturma açılmasına karar verdiği halde dosya yerinde sayıyor.
ADNAN BİLEN /MA/VAN
Van’ın Erciş ilçesinde 2008’in 8 Mart’ına ilişkin düzenlenen yürüyüşe polisin saldırısı sonucu hayatını kaybeden Mehmet Deniz’in dosyası AYM’nin hak ihlali kararına rağmen bir sonuca ulaşmadı. Deniz’in eşi İpek Deniz, ”100 yıl da sürse bu davanın takipçisi olacağım” dedi.
Mehmet Deniz, polis saldırısı sırasında başından aldığı cop darbesiyle yaralanmıştı. Ağır yarlı olarak gözaltına alınan Deniz, karakolda fenalaşınca kaldırıldığı hastanede yaşamın yitirmişti. Van Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili hazırladığı, ”Ölü Muayene ve Sistematik Otopsi Tutanağı”nda ölüm sebebini, ”Kafaya gelen kesici sert darbeler sonucu beyinde yaşanan travma sonucunda beyin kanaması, solunum ve dolaşımın kesilmesi” olarak tarif etti. Ailenin avukatı Baran Bilici, ikinci bir otopsi talep etmiş ve İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopside ise kafatasındaki darbelerin yanı sıra vücudunda darp izleri ve kaburga kırıkları olduğuna dair rapor hazırlanmıştı. Raporlar ve görgü tanıklarının beyanları üzerine Erciş Cumhuriyet Savcılığı tamamladığı soruşturmayı Erciş Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu. Bunun üzerine Deniz’in katledilmesine ilişkin hukuksal süreç 16 Temmuz 2008’de başladı. Biri avukat olmak üzere üç görgü tanığının beyanları üzerine Erciş Emniyet Müdürlüğü’nde görevli sivil polis S.B. hakkında, ”Zor kullanma yetkisine ilişkin olarak sınırın aşılması suretiyle ağırlaşmış kasten yaralanma sonucu ölüme sebep olmak” suçlamasıyla dava açıldı.
‘Gözaltında değil’ denilmişti
Deniz’in katledilmesinden sonra dönemin İl Emniyet Müdürü Salih Kesmez, gözaltının yaşanmadığın ve ölümün göstericilerin attığı taşlardan kaynaklı olduğunu ileri sürmüştü. Emniyet Müdürü’nün iddiasına rağmen savcılık iddianamesinde gözaltına alınan 108 kişinin içinde 35. sırada Mehmet Deniz’in olduğunu kaydetmişti. O dönemde tanık olarak ifade veren polisler, S.B. isimli polisin olay günü operasyona katılmadığını belirterek, olayın görgü tanıklarının yalan beyanlarda bulundukları iddiasında bulunmuştu. Polislerin katılmadığı belirttiği S.B’nin ise olayla ilgili hazırlanan tutuklama ve gözaltına alma tutanakların tamamında imzası olduğu savcılığın hazırladığı soruşturma evrakında ortaya çıkmıştı.
Dosya sümenaltı edildi
Erciş Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 Haziran 2011’e beraat kararıyla sonuçlanan duruşmadan sonra, dava Yargıtay’a taşındı. Avukatı Bilici, ”Adil yargılanma, etkin bir soruşturma yapılmamış olması ve yaşam hakkının ihlali” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurarak, yeniden yargılanma talebinde bulundu. AYM, 2016da “Etkin bir soruşturma yürütülmediği ve yaşam hakkının ihlal edildiği” gerekçeleriyle tekrar soruşturma açılmasına karar verdi. Kararın gönderildiği Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı, takipsizlik kararı verdi. Avukat Bilici, takipsizlik kararının kaldırılması için Erciş Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. Takipsizlik kararını kaldıran Sulh Ceza Mahkemesi dosyanın yeniden görülmesine karar vermesine rağmen dört yıldır yerinde sayıyor.
Mahkeme, ‘örtülü direnme’de
Dört yıldır savcılıkta bulunan dosyayla ilgili bir gelişmenin olmadığını belirten Av. Baran Bilici, ”AYM kararı mahkemeler için bağlayıcı olmasına rağmen fiiliyatta bu süreç hiçte öyle işlemiyor. AYM’nin verdiği kararlar ardından yerel mahkemelerin insafına terk ediliyor. Maksimum bir yıl içerisinde sonuçlanması gereken soruşturmalar söz konusu AYM kararı olunca yıllara bırakılıyor. Burada açıkça yerel mahkemelerin ‘örtülü direnme’ ve dosyayı ‘bürokrasiye boğma’ durumu var. Kolluk bu dosyada korunup kollanmıştır. Müvekkilim öldürüldüğü zaman 10 yaşında olan çocuğu bugün 22 yaşında. 12 yıl süren ve bir sonuca ulaşmayan bir dosyanın olmaması gerekiyor. Aile artık adalet ve adaletli bir kararın verilmesini bekliyor” dedi.
100 yıl da geçse
Deniz’in eşi İpek Deniz de üzerinden 12 yıl geçen davada bir gelişmenin olmadığına dikkati çekerek, şunları söyledi: ”Dava 100 yıl sürse de bunun takipçisi olacağım. Eşime yapılan bu haksızlığı asla kabul etmeyeceğim. Davamız sürekli kapatılıyor ama biz buna izin vermeyeceğiz. Üç çocuğumla mağdur bir durumdayım. Türkiye’de adalet sağlanmazsa AİHM’e kadar gideceğim.”