Anayasa Mahkemesi (AYM), hasta tutsak Celal Şeker'in cezaevinde kalmasının hayati tehlike oluşturacağı yönünde 10'u aşkın hastane raporu ve yüzde 96 engelli raporunu görmezden gelerek, cezaevinde kalmasının tehlike oluşturmayacağını ileri sürdü; tedbir başvurusunu reddetti.
Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle 14 yıldır diyaliz hastası ve yüzde 96 engelli raporu olan Celal Şeker hala cezaevinde tutuluyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi, Şeker’in cezaevinde kalmasının hayati tehlike oluşturacağı yönünde tam teşekküllü devlet hastanelerinin verdiği 10'u aşkın rapor olmasına rağmen Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Cezaevinde kalabilir” raporu vermesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) tedbir başvurusunda bulundu. İHD Şubesi Hukuk Komisyonu üyesi avukat Abdullah Zeytun, AYM'ye tedbir talebiyle yaptığı bireysel başvuruda, Şeker'in sağlık durumunun dikkate alınmaksızın ceza infaz kurumunda tutulması nedeniyle yaşamı ya da maddi veya manevi bütünlüğünün tehlike altında olduğunu belirterek, tedbiren tahliyesine karar verilmesini talep etti.
Cezaevinde kalabilirmiş
Tedbir talebine ilişkin bireysel başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi yapan AYM Birinci Bölüm Üçüncü Komisyon, talebi reddetti. Kararda, tedbir talebinin hangi koşullar ve şartlarda inceleneceğine ilişkin AYM'nin içtüzüğünde yer alan ilgili maddelere atıfta bulunuldu. Şeker'in, başvurusunun tedbir başvurusunda belirtilen şartları kapsamadığını ileri süren AYM, şu kararı verdi: "Dosya kapsamında yer alan bilgiler ile ilgili kurumlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne sunulan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkânına sahip olduğu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle başvurunun İçtüzük’ün 73. Maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, bölümü gönderilmesine yer olmadığına karar verilmiştir."
Tedbir talebini reddeden AYM, Şeker'in bireysel başvurusunu esastan inceleyecek. İHD Şubesi ve Şeker'in ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) tedbir başvurusunda bulunacak.
Bir gözünü kaybetti
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Şeker, kronik böbrek yetmezliği nedeniyle 14 yıldan beri diyaliz hastası. Şeker, tutuklanmadan önce günde 4 kez Periton Diyalizi, 2 günde bir ise hastanede Hemodiyaliz tedavisi görüyordu. Söz konusu hastalıkların yanı sıra kalp kapakçığı yetmezliği, damar yollarında tıkanma, göbek fıtığı ve yüksek tansiyon rahatsızlığı olan Şeker'in, akciğerinde de kitle olduğu belirtildi. Şeker, bir gözünü kaybederken, diğer gözü de yavaş yavaş görme yetisini yitiriyor. Cezaevi koşullarında sağlık durumu giderek kötüleşen Şeker'e tam teşekküllü birçok hastane tarafından, "Cezaevinde kalması durumunda hayatı için kesin bir tehlike oluşturulabileceği, hastalığının uzun bir süre tedavi gerektirdiği, cezaevi koşullarında hayatını tek başına idame ettiremeyeceği, cezasının infazının ertelenmesine gerekli olduğu" yönünde rapor verildi.
ATK 'cezaevinde kalabilir' demişti
Cezaevinde yaşamını tek başına idame ettiremeyen Şeker'in, yüzde 96 oranında "Vücut fonksiyon kaybı" olduğuna dair engelli raporu da var. Ailesi ve İHD Şubesi, Şeker'in tedavisinin tam teşekküllü bir hastanede yapılması ve cezası infazının ertelenmesi talebiyle ATK’ye başvurmuştu. İstanbul 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu, Şeker'in ağır sağlık sorunları olduğunu ve ameliyat geçirmesi gerektiğini kabul etmesine rağmen, cezaevi koşullarında "Hayatını yalnız başına idame ettirebileceği" yönünde skandal bir rapor vermişti.
Muğla E Tipi’nde infazlar yakılıyor
Muğla E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini aktaran Avukat Günfer Karadeniz, siyasi tutsakların “Örgütten ayrıldıklarına dair dilekçe imzalamadıkları” gerekçesiyle infazlarının yakıldığını söyledi.
Avukat Günfer Karadeniz, Muğla E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki siyasi tutsaklara dönük hak ihlallerini aktardı. İki cezaevi müdürü olduğunu belirten Karadeniz, koğuşlara gittiklerinde tutsakların ayağa kalkmasının dayatıldığını kaydetti. Çıplak arama, hak gaspı, şiddet ve hakaretlerin giderek artıp çeşitlendiğini kaydeden Karadeniz, hukuki eşitsizliğin de eklendiğini belirtti. Karadeniz, şöyle konuştu: “Adli suçlardan ceza alanların infazları 4’te bir olarak uygulanırken, siyasi tutuklulara 4’te 3 uygulanıyor. Ancak cezaevlerinde oluşturulan bir komisyonla bu 4’te birlik infazı da cezaevinde geçirmeleri sağlanıyor. Siyasi tutukluların denetimli serbestlikten yararlanmasını engellemek için cezaevinde gardiyan ve cezaevi müdürlerinin içinde yer aldığı bir komisyon tarafından hazırlanan rapor infaz hakimliğine gönderiliyor. İnfaz hakimliği de bu rapora göre karar veriyor. Bu nedenle siyasi tutuklular denetimli serbestlikten yararlanamıyor. Yine cezaevinde en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri de tutuklulara ‘Örgütle ilişkim kalmamıştır. Örgütten ayrıldım’ şeklinde bir dilekçe imzalatılmak isteniyor. Dilekçeye hakaretler yazılıyor. Ve imzalamaları isteniyor. Tutuklular örgütten ayrıldıklarına dair dilekçeleri imzalamadıkları için de infazları yakılıyor. Tamamen keyfi bir şekilde yapılıyor. Buna örnek müvekkillerim de var.”