TC’nin kırıp, döken hızına yetişilmiyor. Benim gibi gün aşırı ya da üç günde bir yazan kalemler, hızını alamayan şeflerinin, ayıp ve suçları mahkum adına, kendi yüzlerine de tükürüyor. İki ara, bir derede neye yetişeceğimizi şaşırıyoruz.
Çünkü güncelin ucundan tutarken, öteki ucu elden kayıyor, ayıp ve insanlık suçları görgüsüzlük, adap ile edepsizlik sularında bayatlaşıyor…
Misal, Türk halkı dün sabah, Recep Tayyip-Fethullah Gülen rejimine teslim olmamış, Savunma Bakanının “bizim gibi” dediği Genelkurmay Başkanı General Özel benzeri baş ve topuk selamına geçmemiş askerlerin, yeni dalgada tutuklanmasıyla uyandılar. Evleri ve kışlalardan toplanan askerler adına hüzün verici, ama Kürtlerin ezilerek sindirilmesi için ilanını istedikleri terör yasalarının kurbanlarıydılar. Gün gelir, hukuk herkes için lazım oluru akıllarına getirmeden, Kürtlerin topluca tutuklanmasını isteyenlerdi, onlar.
İstedikleri oldu ama, “yapma, bulma” dünyasında keserin ağzı sonunda kendilerine döndü. Üstelik, gaddarca bekçilik ettikleri baskı rejimi tarafından tutuklanırken, bu gün değilse yarın Kürdistan bahaneli zulüm kanunları uygulamasında, sıranın kendisine geleceğinden habersiz CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan başka arkalarından göz yaşı döken yoktu.
Böyledir, entrika ekseni üstünde dönen diktatörlüklerin hali. Biri ötekinin pusucusudur. Rejimin subayları, hamaset nutuklarının aksine, iyi beslenmeye karşılık efendisinin hizmetindeki ücretli (kiralık) askerlerdir. Her kiralık gibi savaşta zoru görünce ardına bakmadan kaçan, başa gelen muktedire teslim olan...
Irak’ın ilahı Saddam’ın çok güvendiği askerleri, her kiralık gibi savaşta zoru görünce arkalarına bakmadan kaçtılar. İran Şahı, Afgan Kralı’nın ayrıcalıklarla donanmış orduları, efendilerini kaderiyle baş başa bırakıp, saf değiştirerek yeni efendilerine teslim oldular, onların hizmetine girdiler.
Kiralık, davaya adanmış adam değildir, çünkü. Güç kimdeyse onun hizmetindedir.
Gerilla ile bunlar arasındaki fark da, burada uç verip, köklenir. Gerilla ideali için ölümle dans edendir. Aldığı ücretle, lüksle beslenme hayali kuran olmadığı için yenilmezlike direniyorlar.
TC’de gün, Recep Tayyip- Fethullah Gülen günleridir. Peşlerine takılıp, baş ve topuk selamına durup, nimet çayırlarında, hayal ettikleri nimetleri derenler, yarın yine saf değişteceklerdir. Çıkar diyalektiği böyle yürür.
“Allah dağına, gönlüne göre kar yağdırır” diye bir Kürt sözü vardır. Coğrafyayı teslim almış rejim, yalan, dolanlarıyla tastamam bu deyime uygundur.
Recep Tayyip, içeride Kürtleri gıdım gıdım keserek yok eden asimilasyon bıçağını biliyor, sonra düşmanlarına küfredeyim derken, tükrüğünü uygulamalarına boca ediyor.
Almanya’da, “atma Recep din kardeşiyiz” dedirten, “asimilasyon insanlık suçudur” narasını koyvermişti. Bununla, kendini kaybetmiş, yaptıklarını unutmuş deli, divane gibi tükrüğünü aynadaki uygulamalarına fışkırtmıştı.
Dün de, rakip Kemalistlere saldırayım derken, “mahallenin mugalatacısıdır, ne yapsa yeridir” tekerlemesini uygun olarak şöyle diyordu:
“Diller arasında ayırımcılığa gitmek ırkçılıktır. Türkçe ile felsefe yapılmaz, bilim dili oluşturulmaz deniyor. Bunların hepsi ırkçılık kokak ifadelerdir.”
Ne diyeyim, bu sözlerin sahibi Kürtçe eğitimi, yanı Kürt dili yasağını sürdürüyor, emrindeki polis, asker ve adliye gücüyle yasağa bekçilik ediyordu. Dolayısıyla sözleri aynayı döven kendi tükrük topaklarıydı.
Öte yandan çağımızda, Moğol zulmünü başka türlü yaşatılıyordu, Kürtler üzerinde.
Moğollar, kütüphaneleri yakan, kitapların ateşiyle ısınan, düşmanlarını yere yatırıp, diri diri dersini soyan, barış elçilerine at niyetine binip, kamçılayarak koşturan barbarlık kasırgası olarak, tarihte belirdi ve kayboldu.
Recebiye’de, yayımlanmamış kitap yasaklanıyor, askerlerin katledilmiş gerillaya tecavüzünü ve diri diri helikopter atılmasını anlatan kitabın yayıncısı hapsediliyordu. Davet ettiği Kürt gerillaların barış elçilerini törensellik kandırmacayla karşılıyor, sonra rehin almaya kalkışıyordu. Kaçıp kurtulamayanlardan yedi tanesi, Moğollar benzeri esir alınıyor, adaleti hepsine toplam 76 yıl hapis cezası biçiyordu.
Rejimin adalet, insani boyut ve vicdanı budur. Ama kendi benzeri, kafadarına rahman…
Terör çetesinin başı suçlamasıyla mahkum olmuş düzenin baş polisi Mehmet Ağar, evine yakın kasaba hapishanesi rahatına uygun düzenlendikten sonra yerleştiriliyordu. Buna karşılık Kürt Önder Abdullah Öcalan’a, 280 günden beri zindan içinde, Orta Çağ zindan hayatı yaşatılıyor. Hapiste tecavüze de uğrayan esir Kürt çocukları ise yoksul ana ve babaları ulaşıp yüzlerini göremesin diye 600 kilometre uzaklıktaki cezaevine kapatılıyorlardı.
Ve Kürtler, zulüm gördükçe bilenerek, her türlü zalimliği göze alarak kurtuluşa adanıyorlardı…
Aynadaki tükrük topakları...