Meclis Başkanı Cemil Çiçek, devletin Alevi inkarını ve bu politikadaki ısrarlı duruşunu bir kez daha gösterdi. Çiçek, Aleviliğin İslam’ın bir parçası olduğunu, dolayısıyla ibadet yerinin ise cami olduğunu söylüyor. Çiçek’in açıklaması, Alevilik ve cemevleri konusundaki inkarı anlamına geliyordu.

Türk devleti Aleviliği neden ısrarla İslam’ın bir alt kültür grubu olarak göstermeye çalışıyor? Neden, çok belirgin farklılığı olmasına rağmen Alevilik özgün bir inanç olarak görülmüyor? Aleviliği ve bu inanca mensup insanların ibadet yeri olan cemevlerini resmi olarak tanımayla, Türk devleti neyi kaybedeceğini düşünüyor? “Ayrımız gayrımız yok. Biz İslam’ın özüyüz” diyen bir kısım Aleviler, devletin inkar politikasına ne şekilde alet oluyor?
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Turgut Öker, devletin Aleviliği İslam’ın bir alt kültür grubu olarak tanıtıp, onu bir tarikat ya da tekke seviyesine düşürmek istediğini, böylece gerek ulusal gerekse de uluslararası platformlarda, Alevilik inancının meşru zeminini ortadan kaldırmayı amaçladığını vurguluyor. Öker, Türk devletinin oyunlarına bazı Alevi kesimlerin de alet olduğunu da belirtiyor.

‘Hukuki dayanaktan yoksunluk amaçlanıyor’

Gazetemize açıklamada bulunan Öker, Cemil Çiçek’in açıklamasının altında hangi hesabın yattığını şu şekilde değerlenlendiriyor: “Önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum. Kamuoyunun bilgisinden kaçırılmaya çalışıyor. Niye ısrarla ‘Alevilik inanç değil, cemevi ibadethane değil’ diyorlar? Bunun birçok boyutu var. Ama en önemli boyutu, bir alt küme olan kültür topluluğunun, bir tarikatın, bir tekkenin uluslararası platformlarda da hiçbir karşılığı yok. Aleviler bugün mücadele yürütüyor, sokağa çıkıyor, miting yapıyor, dilekçe veriyor ve dava açıyor. Doğal olarak bunun karşılığı, uluslararası mahkemelere ve diğer platformlara da  yansıyacak. Bu kapsamda ne insan hakları platformları ne de İnsan Hakları Mahkemesi’nde bir tarikatın herhangi bir hukuki dayanağı yok. Bir tarikat ve tekke topluluğunun elde edeceği hiçbir hukuki hak yok. Bundan dolayı Aleviliği bilinçli bir şekilde o alana çekerek, ‘Alevilik bir inanç değil, cemevleri de bir ibadet merkezi değil’ diyerek Aleviliği hukuksal zeminden, hak elde etme zemininden uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
Alevilerin bir kısmı ise bu tuzağa düşmüş durumda. Bunun Alevi toplumuna zararı kavranmadığı için, Alevilik bir tarikatmış gibi, İslam’ın alt bir kültürel topluluğuymuş gibi bir savunma yapılıyor. Bu kapsamda Alevilik kendine özgün bir inanç olarak, inancıyla, ritüeli ve tarihiyle kendine özgü bir inançtır değerlendirmesi yapılmadan, ne Türkiye’de ne de uluslararası alanda Alevilerin hak elde elde edilebilir. Bu iddialarla uluslararası alanda hukuki olarak kendini güvenceye almaya çalışıyorlar. Bu tuzağın kırılması lazım. “Biz İslam’ız, Başımız Kur’an’a bağlı, İslam’ın özüyüz” demekle bizim hiçbir hak elde etme şansımız yok.”

‘Gelişmelerin önü alınmaya çalışılıyor’

İsviçre’de Basel Kantonu, Aleviliği resmi olarak kabul etti. Hamburg’da Alevilik konusunda, eyalet hükümeti ile Alevi kurumları arasında devlet sözleşmesi yapıldı. Acaba Cemil Çiçek’in açıklaması, Avrupa’daki bu gelişmelerin önünü almak için mi yapılıyor? Bu gelişmeleri Turgut Öker’e soruyoruz.
İşte Öker’in cevabı: “Avrupa’da Alevilik tamamıyla kendi yoluna girdi. Arka arkaya kazanımlar elde etmeye başladı. Tam bu noktada Avrupa’da da tekkeler yasaklanıyor. Tekke ve tarikatlar burada da kiliseler ve inanç kurumları tarafından tehlikeli görülüyor ve yasaklanıyor. İllegal bir oluşum gibi algılanıyor. Şimdi bizi kriminalize ederek yani ‘Alevilik bir inanç değil, sadece bir tarikattir. Yani bir anlamda tarih boyunca söyledikleri gibi, ‘Alivilik bir sapmadır, zındıklıktır’ anlamına gelen bir yaklaşımla, hukuki olarak bizim Avrupa’da önümüzü kapatmak istiyorlar. Cemevleri ile ilgili Türkiye’de süren davalar var. Bunlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne geldiğinde, savunmayı o alana (Alevilik bir tarikat, bir tekkedir) çekmeye çalışıyorlar. Bu tuzaktan uzaklaşılması lazım. Onların tuzağına girildiği an, “Bizim başımız Kur’an’a bağlı, ayrımız gayrımız yok, aynı inanca mensubuz, Aleviliği bitirecek bir yaklaşımdır.”

AKP gerçek yüzünü gösteriyor

Cemil Çiçek’in açıklamalarının kendilerini şaşırtmadığını da ifade eden Turgut Öker, bu açıklamaların Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri yürüttüğü resmi politikanın bir yan ası olduğunu sözlerine ekliyor.
“Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Türk İslam Sentezi’ne göre bir politika izlendi. Türkiye’de Türk ve Sünni olmayan bütün kesimleri yeri geldi katlettiler, yeri geldi sürdüler, yeri geldi asimile ettiler. Yani bir bütün olarak ortadan kaldırmaya yönelik bir politika izlediler” şeklinde konuşan Öker, AKP’nin ise ilk olarak göz boyama şimdi ise gerçek yüzünü göstererek Alevilere yaklaştığını belirtti.
Öker şunları söyledi: “90 yıldan bu yana bu politika devlet tarafından uygulandı. Son yıllarda AKP göz boyama açısından, halkı ve toplumu kandırmak için bir taktik uyguladı. Çalıştaylar ve toplantılar yaptı. Sanki bildiğimiz o Türk İslam Sentezi’nden uzaklaşılıyormuş gibi bir görüntü içine girildi. Ancak şu anda görülüyor ki, AKP’nin de kendisinden önceki hükümetlerden devlet politikasını uygulamada hiç bir farkı yok. Fark olmadığı gibi o geleneğinde ve siyasal çizgilerinde var olan Alevi düşmanlığı etkisiyle son 10 yıl içinde, özellikle de referandumdan bu yana Alevilere yönelik çok daha böyle açık, düşmanca bir politika güdüyorlar.” 


‘Alevi kurumları özeleştiri vermeli’
İnkar politikası sürüyor ancak birçok Alevi, bu politikalara bir anlam veremiyor. Alevi toplumunda örgütsüzlüğün olduğunu, bunun da devlete inkar politikasını uygulama konusunda cesaret verdiğine işaret eden Turgut Öker, örgütsüzlük ve bilinçsizlik konusunda ise Alevi kurumlarının özeleştiri vermesi gerektiğini vurguluyor.
Öker, Alevi olup da, Aleviliği sistemin hizmetine koyanlar ve Alevi kurumlarının yetersizlikleri konusunda şu ifadeleri dile getiriyor: “Alevi toplumunda bilinçsizlik ve örgütsüzlük var. Ancak bu sisteme göbekten bağlı olan ve bu sistemden beslenen çevreler var. ‘Ramazan da bizim, Muharrem de bizim’ diyerek iftar sofraları düzenleyenler, bu sistemden, bu rejimden ve bu hükümetten beslenen kesimlerdir. Yani varlıkları bu sisteme bağlıdır bu insanların. Dolayısıyla bunlar, düzene hizmet eden insanlar. Tabii bilinçli olmayan çeşitli halk kesimleri de bunların etkisinde kalabilmekte.
Bir bütün olarak Alevi toplumu örgütlü olabilse, gerçekler gündeme gelebilse, kendi gerçekliği ile yüzleşebilse, bunlar bu politikaları hayata geçiremezler. Ama ne yazık ki, Türkiye’de bu konuda ciddi bir zaaf var. Eksiklik var. Alevi kesiminin çok az bir kesimi, örgütlü yapı içinde yer alıyor. Örgütlü Alevi kurumlarının bundan bir sonuç çıkarması lazım. Bu konuda bir sorumluluk alması, bir anlamda özeleştiri yapması gerekiyor. Bu kadar gerçek ortadayken, yani devletin 90 yıllık katliamcı, asimilasyoncu politikaları devam ederken, Alevileri ve Aleviliği hiçbir alanda muhatap almazken, bugün de hiç çekinmeden Alevilere yönelik, düşmanca tutumunu dışa yansıtırken, Alevi toplumu halen bugünkü sistemden, devletten ve hükümetten olumlu beklenti içinde olanlar varsa, bu bizim bir eksikliğimizdir. O anlamda da bu açıklamanın artık gizli kapaklı bir yanı yok. İlk defa Meclis Başkanlığı açık bir ifade kullandı: ‘Devlet nezdinde Alevilik denilen bir inanç topluluğu yok. Herkes Müslümün ve dolayısıyla herkes camiye’ ifadesini açık ve yazılı bir şekilde kamuoyuyla paylaşmış.
Şimdi bu durum karşısında Alevi toplumunun kendisiyle hesaplaşması lazım. Devlet nezdinde Alevilik böyle görülüyorsa, bu toplumun inancına ve inancının gerektiğü ritüelleri ve ibadet yerine saygı yoksa, aksine bu toplumun inancına hakaretler varsa, bu durum karşısında Alevi toplumu kendisine gelmesi lazım. Ben sorunun daha çok Türkiye’de Alevileri özgürleştirmek isteyen, Alevi inancını özgürleştirmek isteyen kurumlarımızın ve örgütlü yapılarımızın, daha fazla mücadele etmesi gerektiği sonucunu çıkarıyorum.”

 DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ




Osmanlı öldü oyun toruna kaldı

“Osmanlı’da oyun bitmez.” Osmanlı bitti oyunu ‘torunlarına’ miras kaldı.  
“Meclis’te cemevi açılması için dava açan CHP’lilere Meclis’ten yanıt geldi: “Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi’nde cami var, cemevi yok. Cemevi ve benzeri yerler ibadet yeri kapsamında değerlendirilemez…”
Meclis adına yapılan bu açıklama hakkın ve hakikatin arayışı olan Aleviliğe hakarettir. Sayın Meclis Başkanı, Aygün’ün başvurusuna cevap verirken de Diyanet İşleri Başkanlığı’dan ‘icazet’ almıştı. TBMM Başkanlığı Türkiye’deki bütün inançsal ve etnik grupları temsil etmesi gereken bir makam olması gerekirken Türk-İslamcı siyasetin savunucusu haline gelmiştir.
Hacıbektaş Dergahı tümüyle bir cemevidir. Dergahta cemevi mevcut olup, hünkarın sırlandığı mekanın adı ‘Meydan Evi’ yani Alevi dilindeki cemevidir. Hünkar Hacıbektaş’ın sırlandığı makamın yanında ‘Kırklar Meydanı‘ denen Alevi erkanının, ceminin yürütüldüğü makam vardır.
Hacıbektaş Dergahı’ndaki cami, 1834 yılında II. Mahmut döneminde yapılmıştır. Camiyi yapanlar dergahın yapımında kullanılan malzemelerin aynısını kullanmış, caminin mimari tarzı da dergaha benzetilmiştir. Türk-İslamcı zihniyetin ‘Ecdadımız’ diye övündüğü II. Mahmut, Hacıbektaş Dergahı’nı talan etmiş, mürşit, pir ve dedelerimizin kimini katletmiş, kimini de sürgüne göndermiştir. Bununla yetinmeyen ‘Ecdat’ Hacıbektaş Dergahı’na devşirme hocaları, postnişin diye atamıştır. Bizim tarihimizi, yolumuzu ve inancımızı bize öğretmeye çalışanlar tarihin hakikatleri karşısında edepten üryan ve cahildirler.
‘Ecdadın’ oyunundan politika devşirenler Serçeşmemiz Hünkar Hacıbektaş ve onun yolu karşısında akıl fukarasıdırlar.
Cemevimizi yasal olarak tanımamak için ‘Ecdadın’ oyununa sığınanların ‘İleri demokrasi’ yürüyüşü 178 yıl sonra ‘Ecdadı’ ile buluşmuştur.
Hacıbektaş Dergahı’nda ‘Cemevi yok’ demek, ‘TBMM’de, TBMM Başkanı yok’ demekle aynı anlama gelir…


KEMAL BÜLBÜL /  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı 




Alevi kurumları nasıl bir ders çıkaracak ?

Türk Meclisi’nde açılan camiden sonra, Alevi inancına mensup milletvekileri için de bir cemevi açılması için Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulunan Milletvekili Hüseyin Aygün’e verilen cevap, Türk devlet zihniyetinin değişmediğini net olarak açığa çıkarmıştır. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, cemevi diye bir inanç mekanının olmadığını, Aleviliğin İslam’ın içinde bir meşrep (Mezhep bile değil) olduğunu ve dolayısı ile onların da ibadetlerini camide yapması gerektiğini söylemiş ve cemevlerini reddetmiştir.
Kuşkusuz, Çiçek atalarının zihniyetiyle ret cevabı vermiştir. Ayrıca devletin 1925’te Alevi inancını resmen yasakladığı Tekke ve Zaviyeler Yasası hala yürürlükteyken zaten yasal olarak da bu ret cevabının resmi bir gerekçesi bulunacaktı. Alevi kurumları ve toplumu bu karardan nasıl bir ders çıkaracak? Doğru mücadelede hedef ve amaçlarını nasıl belirleyecek? Bir idrak oluşturulamazsa, önceki uygulamalarda olduğu gibi yine bir tepkiden öteyi bir anlam ifade edemeyecek. Alevi kurumları ve aydınları iki kanuda somut ve net bir karara varmak zorundadırlar.
Birincisi; Alevilik bütün kurum ve kuralları ile kendine özgü bir inançtır. Başka bir inancın, dinin içinde, önünde, sonunda ve özünde aranmamalıdır. Aleviler kendilerini bu şekilde kamufle etmekten vazgeçmelidirler.
İkincisi; Alevi kurumları, devletin bu inanca ilişkin ret ve inkar politikasını gözönüne alarak mücadele hedefini belirlemeli, ittifaklarını yaratmalıdır.  
Devletin resmi ideolojisinin, yani kuruluş felsefesinin tek dil, tek din esasına göre kurulduğunu gözönüne aldığımız da Çiçek’in konuşması anlaşılıyor. Tabii ki, Cemil Çiçek’i bu zihniyetinden dolayı kınıyoruz, ama bu iş devletin demokratikleştirilmesi ile çözülecek bir durumdur. Bunun da yüklediği görevler ve sorumluluklar ortadadır. Kemalizmle ve dini odaklı AKP devleti ile mücadele etmeden, Alevilik özgür bir inanç olarak kabul edilmeyecektir.
Devletin tekçi zihniyetine karşı, hak mücadelesi veren Demokratik Kürt Hareketi başta olmak üzere tüm demokrasi güçleri ile birlikte hareket etmek zorunlu bir durumdur.
Yoksa Alevileri bekleyen akibet çok daha ağır olacaktır. Devletin Suriye politikasını Aleviler iyi okumalıdır. Biz Demokratik Aleviler Federasyonu olarak, yaklaşmakta olan tehlikeye dikkat çekmek istiyoruz. Cemil Çiçek başta olmak üzere, Alevilerin meşru hakları önünde engel olan devlet ve hükümetin başı olan Başbakan Erdoğan ve diğer sorumluları kınıyoruz.
ALİ KÖYLÜCE / Demokratik Aleviler Federasyonu Başkanı