Bu köşedeki takvim yaprağını son defa koparıyorum. Nokta!

Son 10 yıldır her Cuma günü bu köşede sizinle buluştuk.

Bazen bir otobüs yolculuğunda, bazen bir sahilde, bazen bir mahkeme salonunda, bazen kurşun vızıltılarının altında, bazen de cezaevinden size yazdım.

Randevuma iyi bir sevgili gibi geldim.

Sizinle her buluşmamız güzeldi. Birlikte bu son kahvemiz...!

Buraya kadarmış...

10 yıl kısa bir zaman değil, iyi ve uzun vakit geçirdik.

Ayrılık bana göre değil; beceremem... Ne dersem teselli değil, sessizliğe gömülüp gidiyorum.

Bırakıp gitmeyi bilmek gerekiyor.

Son defa arkama bakıyorum. Hava soğuk, kalabalık insan nefesinden trenin camı isli. Tren raylarına sürten vagonların sesi ve istasyonun tek düzeliğinin yarattığı baş ağrısı... Dinlenmem lazım, gidiyorum.

Trenin düdüğü çalıyor.

Tren hareket ediyor, artık sesinizi duyamıyorum.

Sessizlik büyüyor.

Sanki kocaman bir set var ve sesim bölük, pörçük, belli belirsiz size ulaşıyor, bazen de ulaşamadı..!

Söze ve gerçeğin peşinden giden yazıya hep inandım. Gerçeğin peşinden koşup yorulduğumda, acı içinde her kıvrandığımda ve avazım çıktığınca bağırmak isteyip mecalim her bittiğinde yazıya sığındım.

Artık Yeni Özgür Politika Gazetesinde olmayacağım.

Yazmak nefes almak gibi... Kirpiklerime kalemin mürekkebi iliştirilmiş ve yazmak başka türlü, yeni bir mecrada devam edecek.

Ayrılmak zor iş... Üstelik zorba her yanımızı kasıp kavururken ve acılı, gri zamanlar.

Böyle zamanlarda bırakıp gitmek zor.

Ayrılık vakti geldi, gitmek lazım...!

Yine bu istasyonda buluşur muyuz?

Şimilik bilmiyorum.

Yarın yine uyanacağım ve yine defterimin başına oturacağım.

Yine sizi merak edeceğim.

Benden son okuyacağınız kelime:

HOŞÇAKALIN.