NAZMİ GÜR
TBMM, bu yazı kaleme alınırken, “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” görüşmelerini sürdürüyordu. Adalet Komisyonundan AKP ve MHP’nin sunduğu şekliyle geçen kanun teklifi, meclisten de bir değişikliğe uğramadan “geçirilmesi” bekleniyor. Ancak, AKP-MHP ikisinin bir son dakika değişikliği ile kimi “uyuşturucu ve cinsel istismar” suçlarını işleyenlerin de yararlanmaları için bir girişimde bulunabilirler. Bu amaçla “nabız” yoklayan AKP kamuoyunun beklentilerine yanıt olamayacak, içerdiği kimi yeni maddelerle insan hakları açısından son derece tehlikeli bir kanun teklifi meclisten geçmek üzere.
AKP-MHP iktidarının “ihtiyaçlarına” uygun bir şekilde hazırlanan kanun teklifi evrensel hukuka aykırı olduğu gibi Anayasaya da aykırı. Bu haliyle geçtiğinde ayrımcı içeriği ile yeni sorunlar ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açacak içeriğe sahip. Muhalefetin ve demokratik kamuoyunun “infazda eşitlik” taleplerini görmezden gelen iktidar, yapılan uluslararası çağrılara da kulaklarını kapamış durumda.
Kötü bir insan hakları siciline sahip olan Türkiye, iktidarın “ihlalci” politikaları ile son sıralarda bulunmaktan hiçte gocunmuyor. Avrupa Bakanlar Komitesinin açıkladığı son rapora göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymayan ülkeler arasında sondan birinci Rusya ve tahmin edeceğiniz gibi sondan ikinci ülke de Türkiye. AİHM kararlarını uygulamaktan imtina eden Türkiye, infaz yasasında değişiklik öngören kanun teklifi ile sondan birinciliğe aday…
Küresel salgın tüm dünyayı teslim almışken cezaevlerinde bulunan 300 bin tutuklu ve hükümlülere ilişkin insani bir adım atmak bir yana, siyasi tutsakları bulundukları cezaevlerinde Covid-19 salgını karşısında “savunmasız” bırakan iktidar salgını “fırsata” dönüştürme, salgından “güçlü” çıkma peşinde. Mecliste görüşülen kanun teklifi tam da bu anlayışla hazırlanmış durumda. AKP, 18 yıllık iktidarı boyunca meclisin yasama faaliyetlerini sulandırmış, yaptığı her değişiklik ciddi sorunlara yol açmış, temel yasaları değiştire değiştire evrensel hukuk normlarından uzaklaşmıştır. AİHM kararlarının gereğini de hukuka aykırı yöntemlerle “boşa” çıkarmak için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmemiştir.
Tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkında AİHM’in verdiği kararları “yok hükmünde” sayan iktidar, kendi hukukunu da hiçe sayarak, Demirtaş ve Kavala için “yeni” tutuklama gerekçeleri icat ederek, hukuk dışılığın zirvesine ulaştı. Oysa AİHM, hem Demirtaş ve hem de Kavala davalarında “tutuklu halin” hukuka aykırı olduğuna hükmederken, “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal” edildiğini bir kez daha karar altına aldı. Aynı gerekçelerle mahkeme Türkiye aleyhine iki kez “ihlal” kararı vermesine rağmen Demirtaş ve Kavala; onbinlerce siyasi tutsak gibi halen tutuklu.
Covid-19 salgını nedeni ile Adalet Bakanlığının “aldığı” önlemler, salgını “önlemeye” ve cezaevlerinde bulunan 300 bin tutuklu ve hükümlüyü korumaya yönelik önlemler olmaktan uzak. Hiç zaman kaybetmeden, acilen tutuklu/hükümlü ayrımı yapmaksızın, önlemler açıklaması gereken iktidar, ayrımcı politikalarında ısrar ederek cezaevinde bulunan insanların hayatını tehlikeye atmış durumda. Cezaevlerindeki sağlık ve hijyen koşullarının son derece sorunlu olduğu biliniyor.
Mecliste görüşülen kanun teklifi “hükümlülere” ilişkin “infaz” düzenlemeleri içermektedir. Tutuklu bulunan kişilere ilişkin her hangi bir düzenleme söz konusu değildir. 90 bin kişi yararlanacak söylemi de doğru değil. Açık cezaevlerinde bulunan 75 bin kişi iki ay izinli sayılıp evlerine gönderilecek. Geriye kalan 15 bin kişi: İnfaz düzenlemesinin belli koşullarla ve ayrımcı içeriği ile yararlanacak hükümlü sayısı bu.