Yaşamına son verdiği iddia edilen tutsak Aysel Koç’un yaşadığı hak ihlallerini aktaran İHD, epilepsi hastası olmasına rağmen 6 ay boyunca tek başına koğuşta kaldığını, geçirdiği epilepsi krizlerinde bir kere dilini yuttuğunu, oradan bir tutsağın yardım ettiğini ve görevlilerin gelmediğini açıkladı..
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Aysel Koç’un 3 Mart’ta intihar ettiği iddia edilmişti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Komisyonu Ankara Şubesi, Aysel Koç’un yaşamını yitirmesine yönelik ziyaret ettiği Sincan Cezaevi’nde yaşanan ihlalleri şube binasında basın toplantısı düzenleyerek paylaştı. Avukat Ömer Faruk Yazmacı, Koç’un yaşamını yitirmesinden sonra Adli Tıp Kurumu’na gittiklerini ve ailesi ile görüşme yaptıklarını hatırlattı. Yazmacı, Koç’un ailesinin yaptığı bir telefon görüşmesinde, “Beni buradan sağ çıkarmayacaklar” dediğini ve epilepsi hastası olmasına rağmen tek başına bırakıldığını kaydetti. Yazmacı, şunları söyledi: “8 yıldır dört kadın mahpus olarak birçok cezaevinde kaldıkları ve son üç yıldan fazladır da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulundukları dönemde kendilerine ayrı bir tecrit uygulandığını, spor, atölye gibi faaliyetlere sadece dört kişi olarak çıkarıldıklarını, sohbet haklarının engellendiğini, dört kişinin hiçbir yere çıkarılmadıklarını, bunun sebebini sorduklarında cevap alamadıklarını ifade etmişlerdir. Aysel Koç’a yetkililer tarafından ‘Bekleyin ağırlaştırılmış müebbet alacaksınız, şurada yeni bir cezaevi yapacağız, tek tip kıyafet giydireceğiz’ dediklerini ifade etmişlerdir.”
Epilepsi krizlerini izlemişler
Koç’un epilepsi hastası olmasına rağmen cezaevi görevlileri tarafından kafasının koğuş kapısına sıkıştırıldığını, yerlerde sürüklendiğini, buna şahit olan üç arkadaşının mahkemede dile getirmesine rağmen bir sonuç alınmadığını kaydeden Yazmacı, yaşadığı ihlalleri şöyle aktardı: “Sözlü ve dilekçelerle idareye Aysel’in başka bir cezaevine naklinin yapılmasını, tedavi edilmesini, durumunun iyi olmaması nedeniyle başkalarıyla rotasyona tabi tutulmasını istediklerini, epilepsi hastası olduğunu ve 7 yıldır ‘keppra’ adlı ilaç kullandığını, sık sık epilepsi krizi geçirdiğini, bir defasında dilini yuttuğunu, koğuşta kalan diğer üç kişinin zor durumda kaldığını, hiçbir görevlinin gelmediğini, bu nedenle bir mahpusun elini Aysel’in ağzına sokarak hayatını kurtardığını, Aysel’in 6 ay boyunca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkûmların yan koğuşunda tek başına kaldığını, tek başına kalırken üç kez epilepsi krizi geçirdiğini, bir kez epilepsi krizi sırasında elindeki bardağın kırıldığını ve kırılan bardaktaki camların üzerinde titreyerek kriz geçirdiğini ve yaralandığını, ölmeden önce de 25 Şubat’tan sonra 7 gündür tek başına bir koğuşta kaldığını anlatmışlardır.”
Kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi…
Koç’un yaşamına son vermeden önce yan taraftaki koğuşa bağırarak, “Nasılsınız, ben hiç iyi değilim, kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi size göndereceğim, sizi seviyorum” dediğini ifade eden Yazmacı, Aysel’in son sözlerini bütün mahkumların duyduğunu, mahpusların da seslenerek moral verdiğini ve 2 Mart’ta açık görüşler bittikten sonra saat 14.30 sıralarında yalnızca bir görevlinin “Aysel” diye seslendiğini daha sonra kapının önünde haykırmaya başladığını aktardıklarını kaydetti.
Sürekli tecrit altında tutulmuşlar
Koç’un sistemli bir şekilde hak ihlaline maruz kaldığına dikkat çeken Yazmacı, şöyle devam etti: “Epilepsi hastaları sebebi ne olursa olsun tek başlarına tutulamazlar. Daha önce 6 ay süreyle ve 25 Şubat’tan ölümüne kadar olan 7 günlük sürede tek başına tutulmuştur. Çeşitli zamanlarda sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakılmıştır. Hasta olmasına ve tedavisi yönünde çeşitli kereler dilekçe yazılmasına ve sevk talep edilmesine rağmen bunlar yapılmayarak süreç adeta hızlandırılmıştır. Aysel ve aynı davadan yargılanan üç kadının hükmü kesinleşmeden sürekli bir tecrit altında tutulduğu, sosyal faaliyetlerden yararlandırılmadığı, diğer mahpuslarla görüştürülmediği, bu durumun ayrıca bir cezalandırma olduğu anlaşılmaktadır.”
Yaşam hakkına devlet kastı
Tutsakların yaşamının korunması yönünde gereken tedbirleri almakla yükümlü olan idarenin, gerekenleri yerine getirmediğini vurgulayan Yazmacı, şunları ekledi: “Tüm bu ihmallerden ve hak ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı, yükümlülüğü bulunanlar hakkında cezai işlemler uygulanmalıdır. Yaşam hakkını ortadan kaldıran ve tecrit içinde tecrit uygulatan cezaevi rejiminin tüm insan onurunu hiçe sayan uygulamalara son verilmelidir. Yaşam hakkı kutsaldır ve devlet bunu korumakla görevlidir.”
ANKARA